1820'li yıllardır. Kara ölüm veba Torosların kuzeyinden itibaren Konya'ya, güneyde Adana ve Tarsus'a yayılmış, şiddetli bir salgın yapmıştır. Halk ozanı Hasan salgının dehşetini şöyle anlatır:
Gelin ağalar tarih eyleyek
Bin iki yüz kırk üç oldu bu sene 
Medet Allah, insanın devri döndü
Cümle alem ağlaşırlar bu sene
***
Veba toplumun her kesiminden, her yaştan insanı öldürür. Ancak gençlerin ölümü bir başkadır. “Can alıcı”nın gençlere bulaşması hem daha kolaydır hem de öldürücülüğü yüksektir.
Felek beni dört yanımdan taşladı
Gelin kızdan, koç yiğitten başladı
Kadir Mevlam hak emrini işledi
Hidayet Mevladan geldi bu sene
***
Salgın hakikatten büyüktür. Mut'ta patlak veren veba ortalığı kasıp kavurmakta, imam efendiler her namazdan sonra 10-15 kişinin cenaze namazını kıldırmakta, namaz bitince camiden mezarlığa doğru kalabalıklar oluşmakta.
Emir Mevladandır evler yıkıldı
Nice ana baba beli büküldü
Koçyiğitler katar ile çekildi
Şehitler bayrağın çekti bu sene
***
Ozanımızın vebadan ölenler için “şehit” demesi edebiyat yapma hevesinden veya “mübalağa sanatı”nı kullanmasından değil. Malumunuzdur, vebadan ölenlerin şehit sayılması bir hadise dayanıyor.
Bu şehitlik meselesinin irdelenmesi gerekiyor. Anadolu'daki veba salgının inceleyen Fransız tarihçi Daniel Panzac “Müslümanlar vebadan ölmenin iyi bir şey olduğuna inanırlar” diyor. Panzac'a katılalım mı? Müslümanlar olarak “bir yerde veba çıksa da oraya gitsek, vebayı kendimize bulaştırıp insan olarak Allah katında peygamberlerden sonra yükselebileceğimiz en yüksek mertebeye yükselsek” mi diyeceğiz?
***
Din bilimleri uzmanı değilim, ancak Müslüman bir tıp uzmanı olarak, böyle bir düşünceyi kabul etmenin İslamiyet'in temel kurallarıyla ilgili sorunlara yol açabileceğini sanıyorum. Bu hadisi teselli amacıyla söylenmiş, bulaşıcı hastalığı olanların toplumda aşağılanmalarının ve bulundukları yerden kaçarak hastalığı yaymalarının önüne geçmek maksadıyla söylenmiş bir söz olarak anlamamız gerekiyor. “Gerekiyor” diyoruz ama, Müslüman halklar bu “gerekiyor”un “gereği”ni yerine getirebilmişler midir? Maalesef, hayır. Anadolu'da veba kol gezerken ulemanın bu tür hadisleri genelde “başa gelen çekilir” biçiminde yorumladıkları anlaşılıyor. Peki, günümüz uleması ne diyor? Bir din adamı bu hadis üzerine şu soruyu soruyor: “Günümüzde modern tıbbın karantina adına söylediği şey de aynı değil mi?” Evet aynı,  ama vebanın ocakları söndürdüğü dönemde bu aynılığı vurgulayan ulemamız yoktu.
***
Kimide gelmiş ah çekip oturur
Sevgili olanlar yarin göçürür
Kimi yuvasından yavru uçurur
Çok masumlar viran kaldı bu sene
Panzac halkın vebaya karşı tutumunun homojen (birörnek) olmadığını, bazılarının kadere boyun eğip oturduğunu bazılarının –özellikle gençlerin- çoluk çocuklarıyla birlikte kaçtığını söylüyor. Yukarıdaki dörtlükte sözü edilen göçürmek ve uçurmak, alıp bir başka diyara götürmek anlamında mıdır yoksa “darı-ı bekaya irtihal” yani ölmek anlamında mıdır? Bu tartışmaya açık bir nokta olmakla birlikte “veba bulunan yerden çıkmayın” hadisinin o dönemde gerek ulema gerekse halk arasında meşhur olduğu göz önüne alındığında ikinci anlamda kullanılmış olma ihtimali ağır basıyor.
***
Ne yazık ki bütün ilerlemelere rağmen hastalıkları kökünden kazımak mümkün değil. Bulaşıcı hastalıklar bugün artık önemli ölçüde kontrol altına alınmış olsalar bile, her an yeni salgınlar patlak verebilir. Bu konuda toplumun daima uyanık olması gerekir. Bir başka önemli nokta da ilaçları, özellikle antibiyotikleri dikkatle kullanmak! Hem hekimlerimiz hem de halkımız antibiyotikleri usulüne uygun kullanmazsa mevcut antibiyotikler beş-on sene içinde tamamen etkisiz hale gelme riskiyle karşı karşıya. Antibiyotikler etkisiz kalınca bugün söyleyebileceklerimiz Hasan'ın 1820'lerde söylediklerinden hiç de farklı olmayacaktır.
Hasan'ım der, kendi kendin şaşırır
Gözyaşıyla deryaları taşırır
İnsan taciri gelmiş devşirir
Cümle veresiye alır bu sene
***
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir