NEREDE KAYBOLDU, NEREDE BULUNDU?
Hanımı da mutfak ihtiyaçlarını sayıp dökmüş, Nasreddin Hoca da haftalık meyve ve sebze ihtiyacını almak üzere pazara çıkmıştı. Hoca, pazara para kesesi ne kadar boş gidilirse o kadar üzgün dönüleceğini bilirdi. Hoca'nın el örgüsü, ağzı büzmeli kırmızı para kesesinde on akçesi vardı. Bu kadarcık akçe hanımın sayıp döktüklerini karşılamaya yetmezdi ama hayırlısı! Hocanın eli ikide bir para kesesine giderken, pazarın bir köşesinde, bir âşığın insanları kendinden geçiren ilâhi ve ağıtlar okuduğunu gördü. Herkes âşığı daha yakından görmek ve dinlemek için birbirine sokulmuştu. Kurt dumanlık günü severmiş. Eli uzun olanlar da böyle anları bekler. Hoca âşığın okuduklarına dikkat kesildi:
Hor görmeyin toprağı
Toprakta neler yatar
Nice nice evliya
Yüz bin peygamber yatar
***
Cennette buğday yiyen
Gaflet gömleğin giyen
Dünyasını terk eden
Âdem Peygamber yatar.
***
Arkasıyla kum çeken
Gözyaşıyla yoğuran
Kâbe'ye bina kuran
Halil Peygamber yatar.
***
Ali sülaleleri
Kur'an okur hem dilleri
Fatma Ana oğulları
Hasan Hüseyin yatar
Yankesicinin biri kalabalıktan istifadeyle Hoca'ya yaklaşıp kaşla göz arasında akçe kesesini aşırdı.
Hoca alışverişe başlayınca kesesinin yerinde yeller estiğini gördü. Çok üzüldü.
Ezan okunmağa başlamıştı. Camie gidip öğle namazını kıldı. Asıl mesele laftan anlamaz huysuz hanımına ne diyecekti? Düşünerek el açıp paranın bulunması için yerin göğün yaratıcısı, sonsuz kudret sahibi, yüce Rabb'ine içten dua etti.
Pek dalgın ve düşünceli bir vaziyette camiden çıkarken şehrin tüccarlarından biri kocanın kolundan çekip elindeki on akçeyi sessizce Hoca'ya uzattı:
-Al şu on akçeyi Hocam, dedi.
Hoca hayret ve şaşkınlıkla sordu:
-Ne parası bu?
Tüccar ayaküstü, kısaca başından geçeni anlatarak:
-Hocam, dedi bugün Akşehir gölünde sandalla balık avlarken öyle bir fırtına çıktı. Kayığımız suyun üstünde ceviz kabuğu gibi oynarken bu felaketten sağ selamet kıyıya çıkarsam Allah için bir ilim sahibine on akçe vereceğim diye adakta bulunmuştum. Kusura bakmayın bu nezrimi yerine getiriyorum, dedi.
Hoca, teşekkür ettikten sonra elini Rabb'ine açıp:
-Hey Allah'ım dedi. Hikmetinden sual olunmaz. Bizim on akçe nerede kayboldu, nerede bulundu? Dedi.
DEĞERİM NEDİR?
Timur, cennet yeşili Bursa'nın kaplıca hamamlarından birinde şairler ve zariflerle beraber sohbet edip dinleniyordu. Aralarında nükteleri ile sevilen Nasreddin Hoca da vardı.
Timur bu samimi sohbette gururla Hoca'ya dönüp:
-Bre Nasreddin bana bir değer biç. Pazara çıkarsalar değerim nedir? Kaç lira ederim? Diye sordu.
Hoca hiç düşünmeden cevap verdi.
-On akçe edersin.
Timur üzerindeki çok değerli saf ipekli peştemali göstererek.
Nasıl olur? Diye itiraz etti. Benim yalnız belimdeki peştemalin değeri on akçedir deyince Hoca:
-Benim de değer biçtiğim odur. (Yoksa sen iki metelik etmezsin.) şeklindeki cesur cevabı verdi.
AL ABDESTİNİ
Hoca hanımı ile çayın kenarındaki bahçelerine gitmişti. Hanımı domates, patlıcan, fasulye gibi sebzelerden topladı. Hoca ise güllere fidanlara baktı.
Vakit ikindi olmuştu. Hoca sebze ve meyveleri heybeye yerleştirip köyün yoluna koyulmadan ikindi namazını kılmayı düşündü.
Çayın kıyısına çöktü, Ayakkabıları ile çoraplarını çıkarıp yanına koydu.
Pırıl pırıl dibinin çakılları görünen berrak çay suyunda abdest almağa başladı.
Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra ellerini yıkadı. Ağzına burnuna üçer defa su verdi. Yüzünü yıkadı, boynunu ellerinin tersiyle, başını da ıslak eliyle mesh ettikten sonra sıra ayaklarını yıkamağa geldi.
Sağ ayağını çaya daldırarak yıkamak için devinince ayakkabının bir tekine dokundu ve suya gitti. Göz açıp kapayana kadar ayakkabının teki bata çıka akıntıda kayboldu. Hoca'nın tutmak için davranması boşa gitmişti. Çaresiz kalan Hoca çaya hitaben:
-Al abdestini, ver pabucumu, dedi.