Dünya üzerinde en çok seçim yapan, en fazla seçme ve seçilme hakkına sahip olan ülkeler araştırması yapılsa Türkiye, ilkler arasında yer alır. 

Hatta birinciliği göğüsler...

Hangi ülkede 6 ayda bir seçim yapılır? Ben sanmıyorum ki Türkiye dışında bir ülke bizim kadar fazla sandık başına gitsin.

Kullana kullana sandıkları eskittik. Şeffaf sandık dönemine geçmemizin bir nedeni de belki tahta sandıkların çok kullanılmaktan dolayı yıpranmasıdır...

Seçimin çok olması, sürekli oy kullanıyor olmamız, ileri demokrasi ile yönetiliyor olduğumuz anlamına mı gelir, orası tartışılır. Ama ortada bir gerçek var ki, en çok seçen ve en çok seçilen biziz...

Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi ile bir seçimi daha geride bıraktık. Türkiye'de ilk defa cumhurbaşkanı halk tarafından seçildi.

Demokrasimiz yüzde 50+1 üzerine kurgulanmış durumda. Demokrasinin temeli de zaten bu. Her ne kadar muhalif sesler yükselse de yüzde 50'nin üzerinde oyu alan lider ilan ediliyor. 

Bu eleştiri sadece mevcut durum için söz konusu değil. Genel düzene yapılan bir eleştiri. Bugün Cumhurbaşkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan değil de muhalif kanattan herhangi biri seçilseydi yine aynı satırları kaleme alırdım. 

Şahsen ben demokrasi diye bir şeyin varlığına hiçbir zaman inanmadım, inanmam da...

Seçim öncesinde Türkiye için yeni bir sayfanın açılacağı, siyaset sahnesinde çok şeyin değişeceği, Türkiye'nin 2023'e giden yolda önemli bir merhaleyi daha atlatacağı gibi gibi... daha birçok konu konuşuluyordu. 

Bu açıdan bakıldığında öyle de oldu. Türkiye tarihine not düşülecek bir pazar gününü geride bıraktık. Her ne kadar varlığına ve doğruluğuna inanmasam da sistematik olarak bir ilke imza atıldı. Halk, kendisine sunulan seçenekler içerisinden birini köşke gönderdi. 

Türk siyasi sahnesinde liderliğe giden yol Konya'dan geçiyor. Her ne kadar genel oy oranları göz önünde bulundurulsa da siyasi liderlerin geçmişine bakın, hepsinin hayatının önemli bir noktasında Konya vardır...

Konya'yı bu kadar önemli bir konuma getiren, siyaset arenasında güçlü kılan en önemli etkenlerin başında ise sahip olduğu siyasi altyapı geliyor. Tarihin asırlar öncesine kadar dayanıyor Konya'nın siyasi geçmişi. 

Bir kere başkent olmuş bu şehir. Bir başkent her daim başkenttir deriz ya. Başkent olmanın gereğini de yerine getirir. Dün, ertesi gün, daha önceki gün, yıllar öncesi olduğu gibi...

Türkiye'yi bu yeni dönemde ne beklediğine bakıldığında ise akla ilk gelen konu siyasi oluşumun yeniden şekillenmesi. Başta AK Parti camiası olmak üzere şu an ülkenin yönetimini elinde bulunduran kadrolarda da denetim mekanizmaları diye tabir edebileceğimiz muhalif kadrolarda da ciddi bir değişim sürecinin başlayacağı aşikar.

Konya aylar öncesinden hazırlanmaya başlamıştı yeni bir Başbakan daha çıkarmak için. Kulislerde sıklıkla konuşulan konu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Başbakan olması konusuydu. 

Şimdi Genel Başkanlık ve Başbakanlık koltuğu boşalıyor. Bu koltuklar elbette ki doldurulacak. Bu koltuklar doldurulduğunda yeni koltuklar boşalacak ve buralara da yeni isimler gelecek. Her daim AK Parti'nin en büyük destekçilerinden olan Konya'nın verdiğini alma konusunda da ciddi beklentileri var.

Bu beklentinin odak noktası Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu. Artık Konya alenen istiyor ve söylüyor: Başbakan olarak Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'nu görmek istiyoruz.

Sadece Konya'da değil, genel Türkiye algısına ve siyasetin uzmanlarının görüşlerine de bakıldığında ortak kanaat bu yönde. 

Diğer taraftan muhalefetin de kendisine bir çeki düzen vermesinin zamanı gelmiş gibi gözüküyor. Başarısız olarak yorumladıkları il başkanlarını gözlerinin yaşına bakmadan görevden alan veya istifalarını kabul eden muhalefet liderleri, kendi başarısızlıkları ile neticelenen tablolara baktıktan sonra nasıl bir tavır sergileyecekler? 

İstifa ederler mi? Teşkilat yapıları değişir mi? Bilmiyoruz. Ama muhalefetin tabanından da muhalif sesler yükseliyor.

Mesnevi'den:

“Yiğidim, kadere az bahane bul. Nasıl oluyor da suçunu başkalarına yüklüyorsun?”