İslâmcılık konulu olumsuz cümleler kurma furyası var. Hiçbir ayrım yapmadan; İslâmcılar şöyle, İslâmcılar böyle. Bunun hakkaniyetli bir durum olduğunu düşünmüyorum.

Zor bir imtihandan geçiliyor. İktidarla, maddiyatla, şöhretle, mevki ve makamla. Bu imtihanda kimi başarılı olur, kimi olamaz. Nasiptir, kısmettir. Kimsenin sınıfta kalanları kınamaya hakkı yoktur. Ancak dua edebiliriz: Allah yardımcıları olsun diye. İslâmcılık fikriyatının çıkış noktası, Hıristiyan Batı'nın, bütün tekniğiyle beraber, Müslüman dünyasına yaptığı o büyük ve korkunç taarruzdur. Bir umut olarak ortaya çıkmıştır. İhtiyaçtan doğmuştur. İslâmcılık, aslı itibariyle, işgale, sömürüye direnmek ve hür yaşamaktır. Bunun için de daha ahlâklı, eğitimli, güçlü ve bağımsız olmak. Bütün Müslümanları, bir milletin ayrılmaz parçası kabul etmek. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Kudüs'e saldırıyı Türkiye'ye yapılmış sayarız” diye açıklama yapmıştı bundan aylar önce. İlla bir örnek vereceksek, İslâmcılık işte budur. Bağdat, Şam, Kudüs ve Kahire'yi İstanbul'dan ayrı düşünmemek. Hepsini bir görmek. Filistinli'nin sıkıntısını kendi derdi bilmek. Patani'ye yetimhane kurmak, Sudan'a su kuyusu açmak. Bunları siyaseten değil, ümmet bilinciyle, bir vazife olarak yapmak. Müslüman Kardeşler meydanlarda katledilirken, buradan ses vermek. 'Ne oluyor' , bir dakika demek.

Evet, ihtiyaç bahsi. Birinci Dünya Savaşı'nın yüzüncü yılındayız. İslâm dünyası, Müslümanlar, o yıllara nazaran, daha iyi durumda değiller. Yabancı güçlerin istila ve operasyonları, bütün hızı ve barbarlığıyla sürüyor. Yerli işbirlikçilerin sayısı artıyor. Yanı sıra, kendi içimizdeki sorunlar, savaşlar. Bir buçuk asır önce İslâmcılığı bir kurtuluş umudu olarak ortaya çıkaran şartlar, bugün, çok daha ağır biçimde devam etmektedir. Şunu da ekleyelim: İslâmcılık, diktatörlüğe de karşıdır. İslâmcılık düşüncesinin hayat ve karşılık bulduğu yerler, Batı dünyasının işgali ve sömürüsü altındaki kadim beldelerdir: Hindistan, Mısır ve sürekli toprak kaybeden Osmanlı Türkiyesi. Mısır'da Cemaleddin Efganî ve Muhammed Abduh, Hindistan'da Seyyid Ahmed Han ve Seyyid Emir Ali. Türkiye'de, Şeyhülislâm Musa Kâzım'dan Said Halim Paşa'ya kadar onlarca isim. Necip Fazıl'ın inanılmaz çabası, Nurettin Topçu'nun ahlak davası, Sezai Karakoç'un onurlu direnişi, İsmet Özel'in haklı itirazı; bunların hepsi İslâmcılığa dahildir. Genç arkadaşlarımız bunu unutmasınlar.

Mehmed Akif, Eşref Edip gibi İslâmcıların İstiklal Harbi'ne destek vermesi, işte bu 'kurtarıcı düşünce' nedeniyledir. Hindistanlı Müslümanların yardımlarını da hatırlayalım. Şahsen, cennetmekân Necmettin Erbakan'ın mücadelesini de bu tarihi yürüyüşün bir parçası olarak kabul ediyorum. İslâm Birliği ve İslâm Ortak Pazarı fikri, millî kalkınma hamlesi, adil düzen isteği, önce ahlâk denilmesi. Özetle, İslâm milleti. İttihad-ı İslâm. Bu yazıya başlanmadan evvel, Üç Mesele (İsmet Özel), Buhranlarımız (Said Halim Paşa), Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak (Ziya Gökalp) kitapları yeniden okundu. Türkiye'de İslâmcılık Düşüncesi (İsmail Kara) ve Safahat'ın (Mehmed Akif) bazı bölümleri gözden geçirildi, tarandı. Notlarımızı bir köşe yazısına sığdırmanın elbette imkânı yok. Şu söylenebilir: İslâmcılık fikrinin kurumsal kimliği neredeyse hiç olmamıştır. Dolayısıyla, bazı kimselerin yanlışlarını İslâmcılığın hanesine yazmak, ciddi bir haksızlıktır.