Âşık, Mâşûk’uyla buluştu,
O, Allah'a ebediyen kavuştu,
Vuslata ermekti muradı,
Hz. Mevlâna’ya o gün düğün bayramdı.
***
Ölümü, Hak’ka vuslatı istiyor;
“Gerçekten haberi olarak ölen aşıklar,
Hak’kın huzurunda, şeker gibi erirler,
Tatlı, tatlı ölürler.
***
Elest kitabından, âb-ı hayat içerler,
Bir başka işveyle ölürler.”
Yatağının başucunda toplanan dostalarını,
Şu sözleriyle teselli ediyordu.
***
“Bu dünyadan göçeceğim diye,
Üzüntü etmeyesiniz bile,
Sizinle her halinizde beraberim,
Dirim yol göstermekti size,
Ölümüm de, yardım etmektir yine.”
***
Hakka olan özlem,
Hz. Mevlâna’da ki özlemlerin asıl sebebi,
Halin sırrıda bu özlemlerdir,
Hakkı özler, cemâlini görmeyi özler,
Cennetteki yerini özler, mayasını, özünü özler.
***
17 Aralık 1273 Pazar günü
Akşam ezanıyla birlikte,
Bir feryat koptu, Konya'da..
Göçtü, Mevlâna bu diyardan, o diyara..
***
Gülerek, coşku ve sevinçle,
Kelime-i şehadeti getirdi,
Terk eyledi, zindan olan dünyayı,
Hakka vasıl oldu, seyrederek Cemâlini.
***
Şeb-i Arûz günü oldu,
Mahsun olacak bir hal yok idi,
Mü’minlerin bayramıdır bugün de,
Gerçek aşıklara, hiçbir korku ve de hüzün,
Olmamalı ahiret gününde.
***
Vefatı işitildi dört bir tarafta,
Selâlar okundu her bir yanda,
Acı haberi işletenler, ağlaştılar,
Mevlana'nın medresesine, Konya'ya koştular.
***
Öyle cemaatler doldu ki her bir taraftan,
Konya sokakları, almaz oldu hiç bir yandan,
İlk defa görülüyordu, böyle kalabalık cemaat,
Gayri müslimler de geldiler, her bir yöreden.
***
Mevlâna, gönüller sultanı,
Onlar da, sahip çıktılar cenazesine,
Şiirler okuyup dövündüler,
Kendi adetlerini yapmaya başladılar.
***
Müslümanlar hayret ve taaccüb içindeler,
“Size de ne oluyor böyle?” dediler.
Onlar da: “Hz. Mevlâna bizi de,
İlim ve irfanıyla aydınlattı.
***
İyilik ve ihsanından bizi ayırmadı,
Bizim de büyüğümüz, efendimiz di.
Saygı ve İtibarda üstünümüzdü,
Isıtırdı, O’nun güneşi, hepimizi.”
***
Papazlar, hahamlar dediler;
“Siz, devrin Mevlâna’sını
Nasıl Muhammed’i olarak tanıyorsanız,
Biz de zamanın, Musa’sı olarak görüyoruz.”
***
Başka papazda ağlayarak;
“Mevlâna ekmek gibidir,
Herkese ihtiyaçtır.
Ekmekten kaçan,
Hiç aç gördünüz mü?
***
Siz, nasıl onu severseniz,
Biz de onu severiz ve müridiyiz,
O;”Yetmiş iki millet sırrını, bizden işitir,
Biz, bir perde ile, yüzlerce ses çıkaran ney’iz!”
Demedi mi?”
***
Naaşını sevdiği Alim, İmam İhtiyarüddin,
Yıkadı misler gibi, gasletti şerefli veliyi.
Yıkayamadı önce, ağlamaktan
Yanağını, yanağına dayadı ağladı, bedenine sarıldı,
Mevlâna, eliyle bileğini tuttu.
***
Oraya bayıldı, manevi haller gördü,
Söylenen sözler duydu;
“Nûr, nûra karıştı,
Âşık, Mâşuk’a kavuştu,
Korku yok, mahzun da olmazlar
Müminler ölmez,
Fani alemden, sonsuz aleme nakledilirler.”
***
Her birisi koştular, dört bir yandan,
Salına girip, omuzlarında taşımaktı, hep birden,
Çok kişi izdihamdan ayak altında kaldı,
Telef oldular, tabutu taşıma isteğinden.
***
Sağa sola tabutu çekiştirdiler,
Bir adım dahi olsa götürmekti niyetler,
Mahşer gibi kalabalık tabutta eller,
Tabut parçalandı, omuzlar üzerinde.
***
Yenisi getirildi ise de yerine,
Omuzlar üzerinde, o da parçalandı yine,
Bu hal altı kez oldu,
Tabut değişti, parçalandığı her seferde.
***
Altıncı tabut ulaşabildi musallaya,
Koyulabildi nihayetinde üzerine,
Şükür eyledi herkes, bu hal üzere,
Namazı eda etmeye niyetle.
***
Sadreddin Konevi Hz. kıldıracaktı namazını,
Lâkin gönül perdesi açıldı, bayıldı kaldı.
Kendine geldiğinde kıldırdı namazı,
Sordular neden bayıldığını;
“Resulullah önde, imam olmuş, binlerce melek ardında,
Gökteki tüm melekler, ağlaşırlar,
Ondan bayıldım, halim böylece.”
***
Duyanlar çok ağlaştılar,
Mevlana'nın büyüklüğünü, derecesini,
Daha çok anladılar,
Mevlâna’nın mertebesine, hayran kaldılar.
***
Mevlâna şöyle der;
“Canı, Sen aldıktan sonra,
Ölmek, şeker gibi tatlı.
Seninle olduktan sonra,
Ölüm tatlı, candan daha tatlı..
Sen’inle olduktan sonra,
Ölüm tatlı, candan daha tatlı..”