'Kadının üçde biri erkek, erkeğin üçde biri çocuktur' denir. Yaşadığımız dünyanın çağdaş değerleri, özellikle kadın hakları ve çocuk hakları adı altında her koldan fıtrata savaş açmış durumda. Kadın hakkı savunulurken erkeğe gadrediyor, kadın, farkında olmadan, karşısında gard aldığı erkeğin rollerine bürünüyor. Erkek ise, 'efendisini doğuran köle' benzeri annelerin elinde, cinsiyeti itibariyle artı bir statü kesbederek, sorumsuzluk, kâmil akıl yürütememe, ayartılmaya müsait olma gibi çocukluk hallerini besleyip büyütüyor. Toplumun cinsiyet demografisinin parametreleri, erkek ve kadın olması gerekirken, 'erkeksi kadın' ve 'çocuksu erkek'e evriliyor. Çalışma hayatının olumsuzluklarından, çocukları koruma bahanesine sığınan 'Çocuk hakları', pratik hayatın içinde, çocuk yaşda öğrenilecek, sanat, zanaat, ziraat, ticaret, mesleki tecrübeyi v.b. eğitim hakkı!na kurban veriyor. Eğitim hak ise neden zorunludur? Bir takım haklar yasak iken bazısı neden zorunlu olur? Zorlamak hangi zorbanın işine gelir?
Birden bir ayet yankılanıyor:
"Geçim endişesi ile çocuklarınızı öldürmeyin. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur." (İsrâ- 31)
Anne - babaya çocuğunu öldürmemesi tenbihlenir mi? Kaç anne - baba bile isteye çocuklarını öldürür? Eğitimin böylesi bir çeşit ölüm mü? Bu anlamda bu ayetin ne çok muhatabı var!
Kız-erkek topyekün toplumu yoğuran, gelecek endişesiyle bugünü yaşanılır hayattan koparıp, aynı kıyafetleri giydirip, zihnen ve bedenen en enerjik yıllarında, sıralarda çiçek gibi oturtan, 40 dakikada bir zil sesiyle dağıttığı dikkati 40 dakika boyunca toplamaya çalışırken rencide edip duran, test çözmekten başka bir kabiliyet geliştirmeyen, yüksek kabiliyetleri normal sınırlara çeken... zorunlu uzun süreç; sorumsuzlaştırıyor, duyarsızlaştırıyor, robotlaştırıyor, çocuk bırakırıyor. Erkek çocuklar, dünyaya önderlik edecek bir rolün hayalini kurmaktan uzak, kendi işini kurmak hayalini bile kuramadan, başarılı olmayı, 'iyi bir iş BULMAK' olarak tarif eder hâle geliyor. İyi bir iş. Emekliliğe kadar, fabrikavârî okul sisteminde alışageldiği gibi oturup duracağı ama bol paralı bir iş demek. Tam da 18. yüzyıl Prusya modeli eğitim sisteminin, 'itaatkar - eğitimli işçi üretme' amacına uygun bir sonuç. 18 yaşına kadar okul duvarlarının arasına mahkum edilmiş, beceriksizleştirilmiş, sindirilmiş bir gencin, artık üniversitede mahkumiyetini tamamlamaktan başka ne seçeneği olabilir ki! Üç beş yaşdan itibâren hergün evden çıkmak zorunda bırakılmış, kadın olamamış kız çocuklar, artık annelik bir tarafa, evlilik hayalinden uzak, mezuniyet/mahkumiyet sonrası kolay ve bol paralı iyi iş bulabileceği bir üniversiteye girmeyi düşlerken farkına varmadan erkekleşiyor.
Erkek çocuklar da farklı değil. Akşama kadar okulda, akşam evde; ders ve aileden kopuk sanal ortamda arttırılmış çocuklukdan başka, kayda değer birşey yaşamıyor. Geçim endişesine düşürülerek erkekleşen kadınlar tarafından işgal edilmiş umut kapılarını çok ama çok test çözerek zorlamalı. Okuyarak 'adam olmak'! tan başka yol bırakılmamış çünkü. Ya da vurdumduymazlık, boş vermişlik, eğlence kültürü, yabancılaşma,
uzayıp giden bekarlık... Yine de otuz yaş civarında evlilik şansı yakalayabilirse, geçime ortak olabilecek eş tercih etmeli! Ki arttırılmış çocukluk ve paylaşılmış reislik sorumluluğunun konfor alanından çıkmadan, ana okulu öğretmeninin öğrettiği gibi çiçek olmaya devam etsin.
Yüz yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca yürütülen, küresel zorunluklu Lâik eğitim sayesinde, kadının dişilliği ve anaçlığından, erkeğin liderliği ve kavvamlığından yüzde kaç kaldı? Türk milletini nasıl dönüştürdüğüne ve sonuçlarına bakalım, dilimiz döndüğünce inşaallah.
Selam ile...
NOT: Dizi yazıları öncekilerle birlikte okumanız daha anlaşılır ve faydalı olacaktır.