New York’ta düzenlenen Climate Week NYC 2026, küresel iklim gündeminin son yıllarda geçirdiği radikal değişimi bir kez daha gözler önüne serdi. 20–27 Eylül tarihleri arasında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ile eş zamanlı gerçekleştirilen dev zirveyi takip eden Sürdürülebilir Kalkınma, Karbon Piyasaları ve İleri Teknolojiler Uzmanı Dr. Gözde Koygun, küresel iklim vizyonunun yeni yönünü ve Türkiye’nin önündeki kritik fırsatları değerlendirdi. Dünya genelinde artık yalnızca “iklim değişikliğiyle mücadele etmeliyiz” denmediğini vurgulayan Koygun, asıl sorunun değiştiğini belirterek küresel arenadaki yeni yaklaşımı, "Bu dönüşümü kim teknolojiye, yatırıma, ticarete ve rekabet avantajına dönüştürecek?" sözleriyle özetledi.

"KARBON ARTIK YALNIZCA ÇEVRESEL BİR GÖSTERGE DEĞİL"
İklim politikalarında hedeflerden ziyade artık uygulamaların ve ölçülebilir sonuçların konuşulduğunu ifade eden Dr. Gözde Koygun, karbon verisinin ekonomik değerine dikkat çekti. Karbon muhasebesinin şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarında kalan teknik bir başlık olmadığını vurgulayan Koygun, "Karbon; ticaretin, finansmanın ve sanayi politikasının yeni değişkenlerinden biri" dedi. Türkiye’nin Avrupa ile olan güçlü ticari bağlarına işaret eden Koygun, "Avrupa ile güçlü ticari entegrasyonumuz düşünüldüğünde; karbon fiyatlandırması, ETS, ürün karbon ayak izi, CBAM, döngüsel ekonomi ve düşük karbonlu üretim konularını birbirinden bağımsız değerlendirme şansımız giderek azalıyor. Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca yeni düzenlemelere uyum sağlamak değil; bu dönüşümü sanayimiz için rekabet avantajına çevirebilmek" değerlendirmesinde bulundu.
"ÜRETİM GÜCÜMÜZÜ DÜŞÜK KARBONLU TEKNOLOJİ İLE BİRLEŞTİRMELİYİZ"
Küresel iklim gündeminin giderek doğrudan bir sanayi politikası haline geldiğini belirten Dr. Gözde Koygun, Türkiye’nin sahip olduğu en büyük gücün "güçlü üretim kabiliyeti" olduğunu aktardı. Türkiye'nin izlemesi gereken stratejik rotayı çizen Koygun, "Ancak üretim gücümüzü bundan sonraki dönemde düşük karbonlu teknoloji, doğrulanabilir karbon verisi ve yüksek katma değerli malzemelerle birleştirmemiz gerekiyor. Aksi halde yeşil dönüşüm bizim için yalnızca karşılanması gereken yeni bir maliyet yaratabilir. Doğru politikalarla yönetildiğinde ise aynı dönüşüm Türkiye için yeni ihracat pazarları, teknoloji yatırımları ve yeşil finansman anlamına gelebilir" uyarısını yaptı. Yatırımcıların artık ölçülebilir ve doğrulanabilir veri istediğini hatırlatan Koygun, "Geleceğin yeşil finansmanında iyi anlatılmış projeler kadar, verisi güçlü ve etkisi doğrulanabilir projeler öne çıkacak" dedi.
"DÖNGÜSEL EKONOMİ VE KARBON PİYASALARINI AYNI MODELDE BULUŞTURABİLİRİZ"
Türkiye açısından özellikle döngüsel ekonomi alanında devasa bir potansiyel bulunduğunu ifade eden Koygun, atık yönetimindeki zihniyet değişimine vurgu yaptı. Atıkları bertaraf edilmesi gereken bir yük olarak görmek yerine hammadde olarak değerlendirmek gerektiğini belirten Koygun, "Bir atığı geri kazanmak tek başına yeterli değil. Bu geri kazanımın önlediği birincil hammadde kullanımını, enerji tüketimini, lojistik emisyonlarını ve toplam karbon azaltımını ölçebilirsek; döngüsel ekonomi ile karbon piyasalarını aynı ekonomik model içerisinde buluşturabiliriz" şeklinde konuştu.
"COP31 TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK FIRSAT"
Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek olan COP31’in Türkiye için kritik bir eşik olduğuna değinen Dr. Gözde Koygun, bu organizasyonun sadece ev sahipliği boyutunda kalmaması gerektiğini savundu. Zirveden çıkardığı en temel mesajı paylaşan Koygun, "Climate Week'teki temaslardan ve tartışmalardan çıkardığım sonuç oldukça net: İklim gündemi artık yalnızca çevre politikası değildir. Enerji politikasıdır. Sanayi politikasıdır. Ticaret politikasıdır. Teknoloji politikasıdır. Ve giderek daha fazla, bir rekabetçilik politikasıdır" ifadelerini kullandı. Koygun, önümüzdeki dönemin belirleyici sorusunu ise şu sözlerle tamamladı: "New York'tan COP31'e giderken bence Türkiye'nin önündeki asıl soru da tam olarak budur: Yeşil dönüşümün kurallarına yalnızca uyum sağlayan bir ülke mi olacağız, yoksa yeni düşük karbon ekonomisinin teknolojisini, projelerini ve iş modellerini geliştiren ülkeler arasında mı yer alacağız? Önümüzdeki dönem bu soruya vereceğimiz cevabı belirleyecek."





