Çıktığı ilk sayıdan itibaren popüler tarih anlayışıyla hareket eden “Derin Tarih” dergisi derin bir hatanın içine düştü.

Daha doğrusu kaş yapıyım derken göz çıkardı…

İlk sayısından itibaren “saklı hiçbir gizli tarih kalmayacak” anlayışını benimseyen Derin Tarih, işi öyle bir noktaya getirdi ki Cumhuriyetin kurucularının doğru kararlarını bile eleştirmeye başladı.

Türk Milletine geçmişte yaşanan yanlışları nasıl anlatırım?” anlayışı ile yapılan doğruları dahi kabul etmeyerek, önemli bin yanlışın içine düştü…

Söz konusu en büyük yanlışı Nisan sayısında gerçekleştirdi.

Genel Yayın Yönetmenliği’ni Araştırmacı-Yazar Mustafa Armağan’ın yaptığı dergi, İslam dinini reddettiği gerekçesiyle 1934 yılında piyasaya çıkmadan toplattırılan, “Millî Din Duygusu ve Öz Türk Dini” isimli kitabın tıpkıbasımını yaptı.

Derginin Nisan ayındaki sayısında da ücretsiz olarak dağıtıldı…

Söz konusu kitap, “Her Türk Okusun” sloganı ile A. İbrahim isimli kendini bilmez bir şahıs tarafından yazılmış.

Kitap o kadar saçma ve sapıkça bir düşünceyle yazılmış ki yüce İslam dinini eskimiş bir din ve Türk Milleti’nin ilerleyişinde bir engel olarak gösteriyor.

Bununla yetinmeyerek Hz. Muhammed’in bir peygamber değil zamanın kahraman bir şahsı olarak ele almakta bu açıdan da tüm kahramanların peygamber olabileceğini ileri sürüyor.

Yani bir anlamda Mustafa Kemal’e de peygamberlik sıfatının yüklenebileceğinin mesajını veriyor…

Kitap sapık bir düşünceyle yazılmış demiştim ya işte ispatı:

Türkiye’de bizim için hiçbir heyecan bahşetmeyen ve milletimize her an için darbe indirmekten hali kalmayan İslamiyet dini Türk ilinde sönmeye mahkûm olmuştur… Bu vaziyet karşısında bizim için gayri millî olan İslamiyet dini yerine millî ve mütekamil bir dinin vücuduna çalışmak zarureti hâsıl oluyor… Bu bakımdan millî istikbalini ebediyen muhafazaya hazırlanan bir milletin mutlaka milli dine ihtiyacı vardır…”

Görüldüğü gibi yazar, saçma sapan bir kitap kaleme almış. Kendi kafasında ideal dini oluşturmaya çalışmış. Ütopik bir hayal peşinde koşmuş…

1934 yılında basıldığında ise kitap incelenmeye alınmış ve dini değerleri aşağıladığı gerekçesiyle toplattırılmış, halkın okuyarak zihinlerinin bulanmasının önüne geçilmiştir.

Satışının yasak edilmesiyle ilgili kararnamede de, “memleketimiz aleyhine zararlı yazıları taşıdığı” ibaresi kullanılmıştır.

Hükümet doğru bir karar vermiş, bir sapık şahsın sapıkça düşüncelerini içeren kitabını imha etmiştir…

Aradan 79 yıl geçtikten sonra Mustafa Armağan, arşivindeki bu kitabı çıkarıyor ve tıpkıbasımını yapıyor.

Kitabın sunuş bölümünde de basılmasının nedeni olarak, “o yıllarda hükümet kitapta yazılanlar gibi bir din anlayışı inşa etmek istiyordu fakat söz konusu yazar bu anlayışı erkenden ifşa ettiği için toplattırıldığı” gösteriliyor.

Şimdi bu düşünce doğru mudur?

Evet, o yıllarda dinde reform çalışmaları vardı. Yeni bir din anlayışı benimsetilmek isteniyordu. Fakat bu düşünceye rağmen hükümet, kendi görüşlerini savunsa bile böyle bir kitabın çıkmasına izin vermiyor.

Buna ister “dinde reform çalışmalarını erken ifşa ettiği için toplattırıldı” deyin, isterseniz “milletin tepkisini çekmemek için toplattırıldı” deyin toplattırma kararı doğrudur.

Fakat Derin Tarih, bu kitabı 79 yıl sonra basarak yanlış yapmıştır.

Burada niyet okunarak, yorum yapılarak, “Cumhuriyetin kurucularının İslam dinini çarpıtmaya çalıştıklarını nasıl gösteririm?” düşüncesiyle kitabın tıpkıbasımının yapılması derin bir tarih hatasıdır.

O yıllarda kitabın basımına izin verilseydi, sonuç kitapta yazılanlar gibi olabilirdi.

O yıllardaki Türkçülük cereyanlarından etkilenen binlerce kişi kitapta yazılanlardan yola çıkarak millî bir din hareketi başlatabilirlerdi. Kitabın toplattırılması bu girişimleri de önlemiş olabilir…

Fakat tüm bu tezleri düşünmeden, kitabın 79 yıl sonra yeniden basılması vahim bir durumdur.

O yıllarda düşüncelerini kabul ettiremeyen, A. İbrahim isimli şahıs, Mustafa Armağan’ın yönetimindeki Derin Tarih’le birlikte düşüncelerini millete ulaştırmayı başarmıştır.

Sapık düşünceleri içeren kitabı, Derin Tarih’in katkıları ile millet okumuştur.

Üstelik bunu da kültür hizmeti olarak sunmuştur!

Aslında yapılan davranışa baktığımızda kültür hizmeti olarak kabul edebiliriz.

Çünkü Derin Tarih'le birlikte literatüre giren kitap, bundan sonra İslamiyet’ten rahatsız olanların en temel kaynak eserleri içerisinde yer alacaktır.

İslam’dan rahatsız olan dönmeler, sabetayistler, ateistler, kafatasçılar…, kendi kafalarındaki millî dini oluşturma yolunda önemli bir referans kaynak edinmiştir.

Artık Derin Tarih’e bu hizmetinden dolayı teşekkür ederler…

Buradan Derin Tarih ekibine Yunus Emre’nin şu sözlerini hatırlatıyorum;

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsen,

Bu nice okumaktır.