CEMİL MERİÇ’İN DÜŞÜNCE GEZEGENİ

Kimim ben? Hayatını Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.'

Cemil Meriç, Jurnal, 18.06.1974

 

        12 Aralık1916  günü Hatay'ın Reyhanlı kazasında Hüseyin Cemil dünyaya gelir.Çok sıkıntılı bir eğitim-öğretim hayatından sonra yazı hayatına atılır. Birkaç dil öğrendiği gibi binlerce kitap okumuş, şiir ve nesirde çok ilerlemiş, tercümeler yapabilecek kabiliyette bir yazar ve düşünürdür.

İlk kitabı “Bu Ülke”yi okuyucu anlayamamıştır. Rivayete göre ilk kitabı ancak 500 adet satabilmiştir.

Cemil Meriç ki düşünce gezegenlerinin hepsini üşenmeden gezen bir gezgindir.

Marksistim dediği zaman tek isçinin elini sıkmış değildi. Sadece namuslu olmak, korktuğu için sustu dedirtmemek istiyordu. Zaten yaşanmaz bir dünyada idi artık...

Marksizm, gerçekten meçhul'e, yani rüyaya kaçıştı. İnsanları seviyordu. Ama sığındığı her kale insanlardan biraz daha uzaklaştırıyordu onu.

Beraat etti. Ne var ki bütün dostları, bütün tanıdıkları selamı sabahı kestiler. Yirmi yıl peşini bırakmadı polis. Yirmi yıl bir Jan Valjan hayatı. Her hangi bir Batı ülkesinde büyük bir fikir adamı, bir teorisyen olabilirdi. Ezdiler... Acaba ezilen daha kaç kişi? Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeğe koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?

Hint, benim için Asya'nın keşfi oldu. Avrupa'dan görünen Asya, Avrupalının gözü ile Asya. Ama nihayet Asya. Bu yeni dünyada da kılavuzlarım Avrupalıydı demek istiyorum...

Konya yolculuklarımda ilk defa olarak başkası ile temas ettim. Başkası, yani, kendi insanim. Kaderin karşıma çıkardığı genç üniversiteli "sen bizden değilsin" dedi. "Sen bizden değilsin"! Evet, ben onlardan değilim. Ama onlar kimdi? Uçurumun kenarında uyanıyordum. Demek boşuna çile çekmiş, boşuna yorulmuştum. Bu hüküm hakikatin ta kendisi idi.Tanzimattan bu yana Türk aydınının alın yazısı iki kelimede düğümleniyordu: aldanmak ve aldatmak. Senaryoyu başkaları hazırlamıştı. Biz sadece birer oyuncuyduk. Nesiller bir ütopyanın kurbanı olmuşlardı. Ama bu ütopya sonuna kadar yaşanmadıkça, gerçeği görebilir miydik?

Yığın Avrupalılaşırken, aydınlar Türkleşmeli. Ve çalışmağa başladım. Spinoza kırk dört yaşında ölmüş. Nietzsche kırk dört yaşında delirmiş. Ben yolumu kırk dört yaşından sonra buldum...

 

Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. Ben kalemle doğmuşum. İnsanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı. Şiirle başladım edebiyata, cıvıldayan bir kuş kadar rahattım yazarken, kulaklarımda bir ses uğulduyordu, etrafımdakilerin duymadığı bir ses. Ve defterler kendiliğinden doluyordu. Sonra ilmin, ilhamı dizginleyen sert disiplini.. histen ve hissiden utanış. Nazımdan nesre, öznelden nesnele adayış. 940'lardaki yazılarımın ayırıcı vasfi, ukalalık. Batı irfanını ülke ülke, devir devir keşfe çıkan genç bir tecessüs. İlk kitabim 1942'de doğdu.

Bir çağın vicdani olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi.. Hakikat ve sevgi.
Hafızasını kaybeden bu zavallı nesilleri biz mahvettik, bu cinayet hepimizin eseri, hepimizin yanı aydınların...

Türk İslam medeniyeti ahlaka, feragate dayanan bir medeniyet. Gerçekleştirdiği değerler edebiyattan da, felsefeden de, ilimden de muazzez. Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum. Korumak istediğim şaheser: insanın kendisi. Tarihine vecitle eğildiğim bu büyük, bu gerçek, bu mert insanı Osmanlı yaratmış ve yaşatmış. Kendini tanımak irfanın ilk merhalesi. Düşünenin görevi insanından kopan, tarihini unutan ve yolunu şaşıran aydınları irşada çalışmak: Kızmadan, usanmadan irşat. Gerçek sanat ayırmaz, birleştirir. 

Cemil Meriç’in düşünce gezegeninde geldiği son nokta Osmanlılıktır. Yani İslamiyet...

13 Haziran 1987 günü, kendisini yatağa mahkum eden uzunca bir hastalıktan sonra, 71 yaşında hayata gözlerini yumar. Karacaahmet mezarlığına eşinin yanına defnedilir.

      Bugün gençliğimize bırakacağımız en büyük miras, Milli Kültür unsurlarımızı, geçmişi ile, bugünü ile onlara tanıtmaktır. Milli Kültür unsurları denince anlaşılması gereken husus, millete ait değerlerdir. Yani din, dil, ahlak, hukuk, estetik, örf-adet ve gelenekler gibi milleti millet yapan dominant olgulardır.
    O yine Türkiye’de düşünce aristokrasisi oluşturmuş, bir düşünce ve kelime imparatorudur. Kitaplarla yaşayan, kitaplarda yaşayan Meriç, yine kitapların ortasında ölür.
Cemil Meriç 13 Haziran 1987 tarihinde “Allah, Allah, Allah ve Muhammed sevgilim” diyerek vefat etmiştir. Bugün mevcut devlet adamlarımızın da yetişmesinde etkili olmuştur. Fikirlerinden istifa ettikleri Cemil Meriç’in daha büyük etkinliklerle anılacağı ve anlaşılacağı günler yakındır. Çünkü Doğu-Batı düşünce eksenini, fikir dünyasını, kaypaklığını en iyi algılamış ve anlatmış düşünürlerimizden bir tanesi olan Cemil Meriç’i ülkemizin her kesiminin okumaya ve anlamaya, bugün her halde herkesin daha çok ihtiyacı vardır. Sevgi ve saygılarımızla Vesselam…

Muhammed ACIYAN

Kültür Dünyamızdan

[email protected]