Kendini tam bir pislik gibi hissediyordu. Öyle ki onu artık bu saatten sonra değil yağmur suyu, abı hayat pınarı arındıramazdı. Suçluydu. Suçu büyüktü ki ne büyük. Ölesiye kirliydi. Arınması mümkün değildi. Ona şöyle geliyordu ki okyanusları ağlasa, çöldeki kum taneleri adedince kanlı gözyaşı dökse İçindeki bu çürümüşlük hissi asla kaybolmayacak.

 Dibe mi batmalı diyordu içinden. Derinlerde kaybolsa, yok olsa hiç olsa! Hiç olsa. Dünya gözünde büyüyor, yaşamak bir külfet, ömür ise ayak bağı. Nefes alıp vermeye ne diye devam ediyordu ki?  

Acınası hal bile değildi onunki artık. O hali geçeli çok olmuştu. Neydi o beynindeki uğultular? Başındaki uyuşuk ağrı. Hayat hâlâ ne diye uğraşıyordu ki. Ölülerden biri gibi kabul edip üstünü toprakla örtse çok daha iyi olmaz mıydı? Kâinatta dönüp duran sayısız atomdan biri olsaydı. Bilinçsizce bilerek hakkı zikretmek olsaydı tek gayesi. Zamanı gelince de bilinçsizce yok olmak. 'Tövbe' dese affeder miydi Yüce Yaratıcı?  

O sırada ne zamandır açık duran televizyonun sesine kulak verdi.  Bir konuşmacı şu kıssayı aktarıyordu.

-Dergâhında talebeler yetiştiren bir şeyh efendinin huzuruna yine talebelerinden birisi gelerek 'efendim' der. 'Sizin alnınızda cehennemliktir yazıyor.' Şeyh efendi birazda mahzun 'biliyorum evladım' deyince talebe şaşkın bir vaziyette; ' fakat mademki biliyorsunuz neden hala ibadete devam ediyorsunuz?' diye sorar. Bunun üzerine şeyh efendi şu muhteşem cevabı verir: 'Senden önceki birçok talebe gelip bana alnımda cehennemliktir yazısını gördüklerini söyleyip birer birer yanımdan ayrıldılar. Fakat ben bunu senelerden beri bildiğim halde rabbime ibadet etmekten bir an geri durmadım. Zira O beni cehenneme de koysa çalınacak başka kapı var mı evladım?  

Kıssayı dinledikten sonra beyninde müthiş bir fırtına koptu. Tabi ki affederdi. Hem Rabbimiz kendisi 'eğer siz hiç günah işlemeyen bir topluluk olsaydınız, sizi helak eder, yerinize günah işleyip ardından tövbe eden bir kavim yaratırdım' buyurmamış mıydı? Peygamber Efendimiz(sav), günahına pişman olup tövbe eden sanki hiç günah işlememiş gibidir buyurmamış mıydı? Hz. Mevlana türbesinin kapısında 'gel ne olursan ol yine gel' ibaresi boşuna mı yazılıydı?

Can bedende olduğu müddetçe ümit hep vardı. Yüce Yaratıcı ona rücu edenleri asla kapısından geri çevirmezdi. İşte Bişr-i Hafi, işte Fudayl bin İyad hepsi de içten, samimi tövbeleri neticesindedir ki kıssaları bugün hala dilden dile anlatılmaktadır.

Yaratan yarattığını en iyi bilendi. Öyleyse şimdi ümitsizlik vakti değil,  samimi niyet ve içten yakarış vaktiydi. İçindeki umutsuzluğun ve tükenmişliğin buz dağı çözülmeye ve gözlerinden ılık yaşlar süzülmeye başladı. Bu onun için bir müjde, bir işaretti. Rahmeti Sonsuzun onu huzuruna kabul ettiğinin işareti!

Gönlünü kaplayan hüznün kara perdeleriyle beraber odasındaki perdeleri de araladı. Ilık bahar güneşi gözlerini kamaştırdı. İçini tarifsiz bir huzur kapladı. Neşe içinde cıvıldayan serçeleri, çiçeklerle bezenmiş ağaçları seyretmek içindeki kasveti tamamen dağıtmıştı. O an Yunus kulağına fısıldadı; 

Her dem yeniden doğarız. Bizden kim usanası!