Büyüme rakamları açıklandıktan sonra, tüm yazılı basında, olumlu olumsuz pek çok yorum yapıldı. Ancak, mevcut yorumların eksik kalan tarafı, gelecek projeksiyonuna bir ışık tutmamasıydı.

Gerçekte, büyüme rakamının ortak paydasına bakıldığında, mevcut konjonktüre göre çok da kötü olmadığı ama gelecek için de çok iyi sinyaller vermediği yönünde değerlendirilebilir. 

Bu çok da dostane olmayan yorumların kaynağı; 2023 hedeflerinin aksayacağı, işsizlik oranının kronikleşeceği, enflasyonda hedeflerin muğlaklığı, cari açıkta bir parça iyileşme olsa da tatminkar olmaktan uzak olduğu, büyümeyi ihracatın sırtladığı ancak yoğun teknoloji ürünleri satamadığımız için mevcut ihracat pazarlarımızın bizden ürün alırken nazlandığı gibi daha pek çok görüşlere dayanmaktadır. 

Büyük resme baktığımızda bu türden yorumların doğruluğu olsa bile, okun yönünü başka alanlara çevirdiğimizde tablo biraz daha farklı bir konuma gelebiliyor. Bahsetmeye çalıştığım büyüme konusunda tek bir pencereden bakmak yerine farklı pencerelerden de bakabilmeyiz. 

Örnek vermek gerekirse, özel sektörün 21. yüzyılı algılama şekli ne kadar doğru? Bütün dünyada, tüm ihracatların, mevcut olumsuz konjonktürden etkilendiğini söylemek ne kadar doğru olabilir? Kanaatimce ihracat miktarını etkileyen tüm değişkenler modele dahil edilmeden yapılan makro rakam yorumlanması, malumun ilamından başka bir şey değildir. 

Verdiğimiz örneğe geri dönecek olursak, özel sektörün (tabi burada genelleme yapmak biraz hatalı olsa da çoğunluğu diyebiliriz) 2000 li yılların sonrasına hazırlanmakta geç kaldığını söylemek yanlış olmaz. Hala teknoloji yoğunluklu ihracatımızın genel ihracat içerisinde çok küçük rakamlarda olduğunu ifade edebilirim. Bu durum büyüme rakamı içerisinde büyük bir yer kaplayan tüketim harcamalarımız azaldığında daha iyi görüldü. 

Burada hırsızın hiç mi suçu yok diyebilirsiniz. Size vereceğim yanıt özel sektör mimarları, oluşan bu yeni ihracat anlayışına göre atılması gerekli adımları çok önceden her durum ve her platformda sürekli tekrarlaması gerekirdi. Yeni tüketici algısını en önceden görüp, mevcut pazarların gerekli ürünlerle revizyonunu ve yeni pazarların ihtiyaçlarını bir adım önden takip edebilirdi. 

Her şeye rağmen 21. yüzyıl, algı önceliği tahmin yöntemini dünya toplumuna hediye etmiş durumdadır. Özel sektörümüz şimdi bunun farkındadır. Ar-ge yoğunluklu, düşükte olsa öz sermaye kökenli, yapısal sorunları aşılmış, teknoloji tabanlı, oynak konjonktür kamuflajlı, kendinden emin bir şekilde yoluna devam etmelidir. 

Büyümeyi harekete geçiren güç özel sektörümüzün ellerindedir. Her türlü olumsuzluğa karşı büyümenin yeni hikâyesini yazacak olan, yine her durum ve şartta özel sektör olacaktır. 

Kayıpların arkasından üzülmek yerine, yeni başarılar peşinde koşmak, gelecek kazançlarımız bakımından daha önemlidir.

Y. Doç. Dr. Bülent Darıcı

[email protected]