Millet olarak olayları abartmayı çok severiz. Bunu daha çok gazeteciler için söyler, 'gazeteci değil mi olayı abartır' der geçeriz. Halbuki, gazeteci milletin abarttığı kadar abartmaz. 

Bu seçim sürecinde abartıların ne büyük boyutlara ulaştığını gördük. Milletvekili aday adaylığı sürecinden başlayıp, bugüne kadar uzanan dönemi bir gözden geçirdiğimizde neleri ne kadar abarttığımızı görmüş olacağız. 

Dikkatleri üzerine toplamak isteyenler, diğerlerinden farklı olmak ister. Bu farklılığı da medya yoluyla topluma ulaştırıp, farkındalık oluşturur. Aday adaylığı sürecinde kıymetli ağabeyimiz, Konya'nın iyi tanıdığı isimlerden biri olan Osman Yavuz, Diriliş Ertuğrul dizisindeki Ertuğrul karakterini canlandıran Engin Altan Düzyatan'ın giydiği kıyafetlerin benzerini giyerek Konya'yı dolaşmıştı. O kadar etkili olmuştu ki bu çalışma, sadece Konya'da değil tüm Türkiye genelinde adını duyurdu Osman Yavuz. Ne de olsa reklamcı, işi biliyor. 

Bu çalışmanın ardından Türkiye'nin dört bir yanında benzeri kıyafetlerle kendisini bezemiş olan milletvekili aday adayları çıkmıştı sahalara. Kaybeden olmadılar. Her ne kadar milletvekili adayı olarak seçilmeseler de halkın zihninde uzun süre silinmeyecek izler bıraktılar. 

Abartılar dedik ya. Süs havuzlarının orta yerine bayrak dikenler, dubaların üzerine amblemli başlıklar yapıp yerleştirenler, kapı kollarına uygun bir şekilde tasarlanmış olan küçük broşürleri dağıtanlar, tramvaya binen vekiller, faytonla gezenler, bisiklete binip seçim çalışması yapanlar, tellal tutup davullarla mitinge davet etmeler... 

Abartırız, sınır tanımayız.

Bunlar ilginç ve hoş karşılanabilecek abartılardan sadece bir kaçı. Abartıların bir de eksi kutbu var ki, bunları duydukça, gördükçe iğreniyorum. Şu seçim, milletin değerleri daha fazla yıpratılmadan bir bitse diye dua ediyorum. 

Ciddi ciddi dua ediyorum. 

Saçlı sakallı adam, kendisini hoca olarak ilan etmiş. Müritleri filan da var. Çıkıyor meydanlarda saçma saçma laflar ediyor. Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'nun ismini Peygamber Efendimiz vermişmiş de bilmem neymiş. 

Yazık ediyorlar. Yıpratıyorlar. İyi olduğunu zannediyorlar. 

Liderler kullandıkları dilin ağırlığının farkında bile değiller. Seçim siyasetini artık tuvalete kadar götürdüler. Sarayın klozetleri altın kaplama mı değil mi, onu tartışıyorlar. 

Ben de sıradan bir vatandaş olarak, sarayın klozetleri altındansa bana ne, değilse yine bana ne diyorum. Şayet, kişi başı milli geliri 10 bin dolar olan bu millet, 950 liraya tamah ederek asgari geçim sanatını en iyi şekilde icra etmeye çalışırken, sarayın klozetleri altından sanat eserleriyle süslüyse bunun vebali vardır. Hesabı da hak katındadır. 

Yok değilse! Altın klozet bir hikayeyse, yalansa, birilerinin uydurması ve karalamaysa, bunun da vebali vardır. Hesabı yine hak katındadır. 

Neyse, yazacak olsak daha çok şey var da. Sonra uzun yazınca okunmuyor. Seçimden önceki son yazımız. Pazar günü sandık başına gidip, oylarımızı kullanacağız. Sandıktan kim çıkar, sonuç nereye gider bilemeyiz. Özellikle bu seçim için bir varsayımda bulunmak, seçimin sonucu şu olur demek kolay değil. Anketler bile birbirini yalanlar nitelikte. 

Hayırlısı diyelim ve sonucu bekleyelim.

Abartmadan yazıyı bitirelim. 

Mesnevi'den:

“Bir hayret lazım ki, düşünceleri silip süpürsün. Hayret, fikirleri de yok eder, zikirleri de.”