Yaklaşık bir hafta süren tatilimizin ardından oldukça yoğun ve hızlı bir gündemle mesaiye başladık. Gündem de gündemin yönü de gündemin hızı da belli...

Cumhurbaşkanlığı seçimi...

Daha haftalar ve belki de aylar öncesinden sonucunun belli olduğu bir seçimdi bu. Ve bu maratonda Başbakan Erdoğan, Başbakanlık sıfatı ileson mitinginiKonya'da yaptı.

Bu ne anlama geliyordu?

12 yıllık bir geçmişe sahip olan AK Parti'ninkuruluş ve var oluş serüveninin temelindeKonya'nın yer aldığıalgısının halen unutulmadığı anlamına geliyordu.

Konya'nın siyasi arenada her zaman var ve güçlü olduğunu gösteriyor ve bu minvalde değerlendirildiğinde Tayyip Erdoğan son mitingini Konya'da yaparakKonya'nın siyasi gücünü kanıtlamış oluyordu.

Seçim öncesi son mitingin Konya'da yapılıyor olması demek, bundan sonraki süreçte yine siyaset sahnesinde Konya'nın etkin bir rol üstleneceğini gösteriyordu.

Diğer taraftan Erdoğan'ın yüzünde gülücükler açtıran bir tablo da Konya tarafından kendisine hediye edildi.

Peki neydi bu tablo?

Meydanı dolduran yüz binler...

Sadece Konya il merkezinden değil, ilçelerinin tamamından ve Isparta, Karaman, Aksaray, Niğde, Nevşehir gibi çevre illerden de insanlar Konya'ya Erdoğan'ı Başbakanken son defa dinlemeye geldi.

Erdoğan'a belki de rahat bir nefes aldıran, 'tamam bu iş oldu' dedirten bir insan seli karşıladı bugünün Cumhurbaşkanı'nı...

Tekrar ediyorum, sonucu başından belli olan bir seçimdi bu seçim. Girdiği her seçimde ipi göğüsleyen, kaybetmeyen ve rakipleri ile arasındaki farkı sürekli açan birinden söz ediyoruz.

Erdoğan'ın elini bu kadar güçlü kılan sadece Erdoğan'ın kendi söylem ve eylemleri değil, rakiplerinin de ekmeğine yağ sürmesiydi.

Evet, Türkiye ilk defa cumhurbaşkanını seçti ama halkın büyük bir bölümü seçimini öğrenilmiş çaresizlik üzerine yaptı. Takkeyi önüne attı ve düşündü. Sonrasında 'demokratik unsurlar çerçevesinde' sunulanlar içerisinde en iyisi hangisi oluru düşünüp bu sonuca vardı.

Demokratik unsurlarvurgusunu özellikle yapıyorum. Çünkü Cumhurbaşkanını seçmek için halka sadece 3 seçenek sunuldu. Adına da 'halk Cumhurbaşkanı'nı seçti' denildi. Vatandaş boş yere sandık başına gitti desem ağır söylemiş olmam. Çünkü bahse konu olan siyasi partiler gayet tabi Cumhurbaşkanı'nı seçebilirdi.

Sadece bu seçim için değil genel olarak bütün seçimlerin ne kadar demokratik olduğu tartışılır...

Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi bir nevi Türkiye'nin başkanlık veya yarı başkanlık sistemine otomatikman geçmesi demekti. Cumhurbaşkanı şimdi daha çok yetkilerle donatılmış, sağlam bir zırh kuşanmış ve daha aktif bir şekilde siyaset meydanında yerini alacak.

Bize düşen, sonucun Türkiye için hayırlı olmasını dilemek...

Türkiye siyaseti önemli bir sınavdan daha geçti. Ama önümüzde yeni sınavlar var. Farkında mısınız, milletvekilliği seçimi için önümüzde bir yıldan daha az bir zaman kaldı.

Bu süreç ancak siyasi partilerin yeni bir seçime hazırlanma sürecidir. Geçici bir Başbakan ile ülkenin idareten idare edildiği bu sürecin sonunda tekrar sandık başına gidilecek.

Alıştık artık 'demokrasi sandığı'na sümsük sallamaya... Bir sümsük daha atarız.

Mesnevi'den:

“Fakirlerin, mülkten, maldan öte Yüce Mevla'dan pek büyük rızıkları vardır.”