Beni anlama! Beraber biraz yürüyelim yeter. Belki de anlaşılamamaktan değil, bizi anladığını zannedip kendi kafasında oluşturduğu bir takım vehimlerle hareket ederek doğru teşhis ve yerinde müdahale yaptığını zannedenler yüzünden daha çok kırılıyoruzdur. Hiç bu açıdan düşündün mü? İnsan bazen yalnızca yanında ses çıkarmadan yürüyecek bir yol arkadaşı arar. Sence de anlatılacak her şey anlatılmadı mı? İnsanoğlu duygu deryasını sözcük ırmağıyla karşılamaya çalışırken kısırlaşıp kendi kendini köşeye sıkıştırmadı mı? İnsan isterse yanındakinin nefes alıp verişinden, gözlerinden, jest ve mimiklerinden ne halde olduğunu anlayabilir yanılıyor muyum? 

Şimdi derin bir nefes alalım ve caddelerde kalan, rüzgârlarla oradan oraya savrulan kuru yaprakların adımlarımız altında çıkardığı sese kulak verelim;  aynı zamanda bu sesin çağrıştırdığı geçmişte yaşanmış anıları hatırlayarak şimdi ki anı çoğaltıp zenginleştirelim. İnsan yaşlandıkça; önünde kalan vaktin azaldığını duyumsamaya başladıkça, gerilere doğru gidip orada ki anıları anımsar ve tekrar yaşar böylelikle ömrünü artırdığından bahseder. Batılı anlamda romanın ilk örnekleriyle bizleri tanıştıran Halit Ziya Uşaklıgil.

 Karşılaştığı bir sokak köpeği, köşe başındaki dilenci, yıllar yılı aynı camiin avlusunu mesken tutmuş güvercinler, otobüs durakları, kaldırım taşları, biletçiler, simitçiler, yol boyunun kadim dükkânlarında yıllara meydan okuyan sabırlı esnaf neler anlatmaz ki insana.

Bu arada dayanamayıp bir şeylerden bahsedersem beni yalnızca dinle. İnsanın anlattıklarını duyurmaya da ihtiyacı vardır. Aslında her şey çok basit; yalnızca dinlemek, yorum yapmadan, kendini karşıdakinin yerine koymaya çalışmadan yani empati kurmadan gözlerle takip ederek karşılığında ne söyleyeceğini düşünmeksizin!  Bu senin işini de kolaylaştırır. 

Evet empati dedim yanlış duymadın. Hani son zamanlarda herkesin yaptığını sandığı fakat aslında uzmanlara göre yapılabilmesi hele de bu işin eğitimini almamış kişilerce pekte mümkün görünmeyen karşıdaki kişi gibi düşünme ya da kendini onun yerine koyma eylemi. Her fert kendine has olduğundan DNA sı, çocukluk anıları, yetiştiği çevre birbirinden tamamıyla farklı olan bireyler arasında empati(duygudaşlık) kurulması pek olası görünmüyor. 

İşte bu sebepten kendini de beni de kandırmaya çalışma. Seni anlıyorum deme. Seni anlamaya çalışıyorum de; en azından bu daha inandırıcı olur. 

Bazen çalıştığı işyerindeki aletlerle konuşan ustalara, tabak, çanağıyla havadan sudan laflayan ev kadınlarına rastlarız. Kim bilir belki de bu yukarıda zikrettiğimiz mevzu ile ilgili bilinçli ya da bilinçsiz başvurulan masum bir yöntemdir.  Ne de olsa alet edevatlar akıl yürütemez; tabak çanak ne söyleyeceğine odaklanıp sizi dinlemeyi ihmal edemez. Bunun için severiz doğayı; çağıldayan şelaleyi, dalgalanan denizi, şekilden şekle giren bulutları, çiseleyen yağmuru, uçuşan kar tanelerini, sıcacık tebessümüyle içimizi ısıtan güneşi, gecenin kandilleri ay ve yıldızları.

Zira onlardır sessiz ve derinden nüfuz eden; susarak bir bilge maharetiyle eğiten hayatın sessiz tanıkları ve yine onlardır halden anladığını hal diliyle kulaklara fısıldayan kadim öğreticiler! Tabii anlayana!