Tam da bu noktada, kültürel mirasımızın en güçlü kalelerinden biri olan dini bayramlar, çocukların ruhsal dünyasını zenginleştirmek ve onları topluma kazandırmak adına adeta şifalı birer formül olarak öne çıkıyor. Yılda iki kez kapımızı çalan bu özel dönemler, sadece tatil ya da dinlenme günleri olmanın çok ötesinde, minik yüreklerde empati tohumları ekmek için bulunmaz bir zemin hazırlıyor.
Bayram günlerinde evlerde yaşanan tatlı telaş, büyüklerin ziyaret edilmesi, küslerin barışması ve ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesi gibi ritüeller, çocuk psikolojisi üzerinde tahmin edilenden çok daha derin ve kalıcı izler bırakıyor. Bu dönemlerde bizzat yaşanarak öğrenilen değerler, çocukların ileriki yaşlarda daha duyarlı, paylaşımcı ve sağlıklı bireyler olmasının önünü açıyor. Uzmanlar, aile içi dinamiklerin zirveye ulaştığı bu süreçlerin doğru yönetilmesi durumunda, çocukların toplumsal aidiyet hislerinin de en üst seviyeye çıkacağını vurguluyor.
PROF. DR. ÖMER FARUK AKÇA: BAYRAMLAR ÇOCUKLARIMIZI GERİ KAZANMAK İÇİN PAHA BİÇİLMEZ BİR FIRSAT
Geleneksel kutlamaların ve toplumsal yardımlaşmanın çocuk ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dair ufuk açıcı açıklamalarda bulunan Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, bayramların taşıdığı potansiyele dikkat çekti. Bayramların sadece geleneklerin sürdürüldüğü durağan günler olmadığını, aksine aile içi bağları sıkılaştıran ve çocukları hayata bağlayan dinamik süreçler olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, bu dönemlerin doğru değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Dini bayramların toplumsal aidiyet duygusunun perçinlendiği en değerli dönemler olduğunu aktaran Akça, özellikle son yıllarda küresel ölçekte ve sosyal hayatta yaşanan sıkıntılı süreçler göz önüne alındığında, çocukları geri kazanmak için bayramların paha biçilmez günler olduğunu söyledi. Bireyselliğin tavan yaptığı ve bencilliğin teşvik edildiği modern dünyada kültürel aktarım konusunda ciddi tıkanıklıklar yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, ailelerin bu fırsat pencerelerini kaçırmaması gerektiğinin altını çizdi.
ÇOCUKLAR YARDIM FAALİYETLERİNİN TAM MERKEZİNDE YER ALMALI
Yetişkinlerin bayram dönemlerinde ibadetlerini yerine getirirken ya da sosyal yardımlaşma faaliyetlerini organize ederken sıklıkla düştüğü bir hataya değinen Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, çocukların bu süreçlerin dışında bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Büyüklerin kendi aralarında kurban etlerini dağıtabildiğini, maddi yardımları ilgili yerlere ulaştırabildiğini ancak çocukların tüm bu iyilik hareketlerinden tamamen habersiz büyüyebildiğini belirten Akça, bu durumun gelişimsel bir eksiklik yaratabileceğine işaret etti.
Bayram döneminde yapılan yardımların, çocukların empati gelişimi açısından hayati bir yakıt olduğunu ifade eden Akça, ebeveynlerin çocukların yardım faaliyetlerine doğrudan katılmalarını, bu anları gözlemlemelerini ve en azından sürece şahitlik etmelerini sağlaması gerektiğini aktardı. Bazı ailelerin lojistik nedenlerle kurbanlarını uzakta kestirebildiğini veya yardımlarını aracı kurumlar vasıtasıyla elleriyle götüremeden teslim ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, durum böyle olsa bile hane içinde bu konuların detaylıca konuşulması gerektiğini savundu. Evin içinde iyiliğin, paylaşmanın ve başkalarını düşünmenin sesli olarak tartışılmasının çocukta yardımseverlik ve empati kurma becerilerini doğrudan tetikleyeceğini söyledi.
AİLE KÖKLERİNİ TANIMAK VE KUŞAKLARARASI BAĞ KURMAK
Bayram ziyaretlerinin çocuk psikolojisine sunduğu bir diğer büyük katkı ise aidiyet ve köklerini tanıma bilinci olarak öne çıkıyor. Günümüzde çekirdek ailelerin izole yaşamlar sürdürmesi, çocukların geniş aile üyeleriyle ve akrabalık bağlarıyla olan temasını minimuma indiriyor. Akça, bayram vesilesiyle büyüklerin ellerini öpmenin, onların hayat tecrübelerini ve geçmişe dair anlattıkları hikayeleri dinlemenin çocukların zihinsel şemalarında çok önemli bir yer kapladığını belirtti.
Çocukların nereden geldiklerini görmelerinin, belki anne babalarının büyüdüğü köyleri ziyaret etmelerinin ve aile köklerine tanıklık etmelerinin paha biçilemez bir kültürel miras transferi olduğunu anlatan Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, bu sayede çocukların kendilerini çok daha büyük, güvenli ve sevgi dolu bir yapının parçası olarak hissedeceklerini sözlerine ekledi. Bayramların sunduğu bu doğal terapi ortamı, çocukların sadece bugünü değil, gelecekte kuracakları kendi aile yapılarını da şekillendiren en güçlü harç olma özelliğini koruyor.




