
Her yolun bir hikâyesi vardır…
Kimi yollar insanı doğduğu yere götürür, kimi yollar da insanın kaderini değiştirir…
AYD’nin hikâyesi de böyle bir yolculukla başlamış…
1970’li yıllarda Bozkır’dan Konya’ya uzanan bir yolculukla…
Rahmetli Mehmet Aydın’ın, yani bizim Mehmet Amca’nın, ailesiyle birlikte çıktığı o yolun, bir gün böylesine büyük bir başarı hikâyesine dönüşeceğini kim bilebilirdi?
1980’li yıllarda 40 metrekarelik küçücük bir yerde üretilen parçaların çuvallarla taşındığı günlerden, bugün dünyanın dört bir yanına üretim yapan bir sanayi kuruluşuna…
Kolay değil…
Aradan yarım asırdan fazla zaman geçmiş…
O küçük atölye büyümüş, fabrikalar kurulmuş, makineler çoğalmış, binlerce insana iş ve aş kapısı açılmış…
Ama bana sorarsanız, bu hikâyenin en kıymetli tarafı ne fabrikaların büyüklüğü ne de kazanılan ödüller…
Bu hikâyenin en kıymetli tarafı insan…
Hem de alın teriyle, emeğiyle, ekmeğiyle yaşayan insan.
xxx
Aydın ailesiyle dostluğum yeni değil…
1980’li yıllarda Kromspor’da futbol oynarken tanıştım Muhsin Aydın’la.
Takımın sol tarafı Muhsin’e, sağ tarafı bana emanetti…
Birlikte top koşturduk, aynı formayı ıslattık.
O yılların dostlukları başkaydı…
Sonra 90’lı yıllarda Harun Aydın’la Konyaspor’da yöneticilik yaparken yollarımız kesişti…
Nereden bakarsanız bakın, 30 yılı çoktan aşan bir dostluğumuz var…
Severim Harun Aydın’ı…
Kendisinin de beni sevdiğini bilirim.
Çünkü dostluğumuzun temelinde karşılıklı samimiyet var…
İnsan, yıllar geçtikçe kimin ne olduğunu, kimin dostluğunun ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyor…
Harun Aydın da benim için o insanlardan birisi…
Ancak bugün dostluğumuzdan değil, başkanlığını yaptığı AYD’nin başka bir yönünden söz etmek istiyorum…
Üretim rakamlarından, ihracatından, fabrikalarından değil…
İnsanlarından.
xxx
Geçtiğimiz günlerde AYD çalışanlarının anlattığı hatıralar kamuoyuyla paylaşıldı.
İçlerinden birisi var ki, insanın yüreğine dokunuyor.
Bir çalışan anlatıyor…
Ellerinin, üstünün başının makine yağı içerisinde olduğu bir gün, Harun Aydın yanına geliyor…
İşlerini soruyor, bir sıkıntısı olup olmadığını öğrenmek istiyor…
Sohbetin sonunda da elini uzatıyor…
Çalışan, elleri yağlı olduğu için tokalaşmaya çekiniyor…
Ama Harun Aydın’ın verdiği cevap çok kıymetli: “Siz benim elemanım değil, siz bu fabrikanın sahibisiniz. Burayı siz yönetiyorsunuz. O yağlı elleri tutmakla gurur duyarım” diyor…
Benimle rahmetli sanatçı Edip Akbayram’ın hikayesi gibi…
75’li yıllardı…
Yeni Meram Gazetesinde muhabirlik değil, mürettiplik yaptığım, yani kurşun harflerle cebelleştiğim bir dönemde gazeteye rahmetli Edip Akbayram gelmiş, elini bana uzatmış, “elim yağlı” diye rahmetlinin elini havada bırakmıştım…
Hiç unutmuyorum Edip Akbayram, “O eller emekçi eli, sıkılmaz öpülür” diyerek, ellerime sarılmıştı…
Harun Aydın’ın bir çalışanının elini sıkması, bana Edip Akbayram’la yaşadığım bu gurur verici olayı hatırlattı…
Evet…
Bir tarafta koca bir sanayi kuruluşunun yönetim kurulu başkanı…
Diğer tarafta elleri makine yağına bulanmış bir emekçi…
O an ne makam kalıyor ne unvan…
Sadece iki insan kalıyor…
Birisi emeğinin karşılığında saygı görmek isteyen, diğeri de o emeğin kıymetini bilen iki insan.
Bence bu hikâyenin üzerinde uzun uzun düşünmek lazım…
Çünkü bazı insanlar ellerindeki yağdan utanır…
Bazıları ise o yağın bir ailenin sofrasına ekmek, bir çocuğun geleceğine umut olduğunu bilir…
Harun Aydın’ın o çalışanın elini tutması, belki birkaç saniye sürdü…
Ama belli ki o çalışan, o birkaç saniyeyi bir ömür unutmayacaktır…
Benim, Edip Akbayram’la yaşadığım o anı unutamadığım gibi…
İşte insanın gönlünde yer edinmek böyle bir şey.
xxx
Bir başka çalışan ise 12 yıllık emeğini anlatıyor…
Aldığı maaşla evinin borcunu ödemiş…
Çocuklarını okutmuş…
Kızını üniversiteden mezun etmiş…
Bir insanın hayatında bunların ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek var mı?
Hele bir anne babanın, çocuğunun diplomasını eline aldığı gün yaşadığı mutluluğu hangi rakamla ölçebilirsiniz?
Ama hayat hep güzel günlerden ibaret değil…
Aynı çalışanın oğlu ağır bir trafik kazası geçiriyor…
Bir ailenin yaşayabileceği en zor günlerden birisi…
İnsanın dünyası başına yıkılır böyle zamanlarda…
İşte o günlerde AYD yöneticileri ve çalışma arkadaşları kendisini yalnız bırakmıyor…
Acısını, endişesini paylaşıyorlar…
Çalışanın yıllar sonra o günleri minnetle anlatması boşuna değil…
İnsan, aldığı maaşı zamanla harcar…
Kazandığı paranın miktarını bile unutabilir…
Ama en zor gününde yanında duran insanı unutmaz…
Kendisine uzatılan eli unutmaz…
Gördüğü iyiliği unutmaz…
Bazen bir insanın hayatında en büyük zenginlik, yalnız olmadığını bilmektir.
xxx
Bugün AYD’de 5 bini aşkın insan çalışıyor…
Dile kolay…
Beş bin ayrı hayat, beş bin ayrı hikâye…
Kiminin evinde, AYD’nin kreşlerine giden, kiminin evinde okula başlayan bir çocuk var…
Kiminin üniversite hayali kuran bir evladı…
Kiminin ödemeye çalıştığı ev borcu, kiminin yaşlı anne babasına karşı sorumluluğu…
Hepsinin ortak noktası ise alın teri…
Sabah evinden çıkıp işine giden, akşam ailesinin yanına dönen insanların emeğiyle büyüyen bir kuruluş AYD…
Elbette teknolojisi önemli…
Elbette ihracatı, dünya pazarlarındaki yeri, aldığı ödüller önemli…
Konya’dan çıkan bir firmanın dünya otomotiv sektöründe söz sahibi olması küçümsenecek bir başarı değil…
Ama benim gözümde asıl başarı, o fabrikada çalışan bir insanın yıllar sonra dönüp, “Ben burada çalıştım, çocuklarımı okuttum, evimi geçindirdim, zor günümde de yalnız kalmadım” diyebilmesidir…
Çünkü bir şirketin büyüklüğünü rakamlar gösterir…
Ama o şirketin gerçek değerini, çalışanlarının kalbinde bıraktığı iz gösterir.
xxx
Rahmetli Mehmet Amca’nın 40 metrekarelik bir yerde başlattığı mücadelenin bugün geldiği noktaya bakınca insan ister istemez duygulanıyor…
Bir ömür verilmiş bu işe…
Kolay günler de yaşanmıştır, zor günler de…
Uykusuz geceler, endişeler, fedakârlıklar…
Bir yanda ailesinin geleceğini düşünürken diğer yanda işini büyütmeye çalışan bir insanın mücadelesi…
O mücadelenin bugün binlerce insanın ekmek kapısına dönüşmesi, her şeyden önce büyük bir hayat hikâyesi…
Mehmet Amca bugün hayatta değil.
Ama geride bıraktığı emek yaşamaya devam ediyor…
Evlatlarının omuzlarında…
Fabrikalarda çalışan ustaların ellerinde…
Çocuklarını okutan anne babaların sevinçlerinde…
Her sabah işine giden binlerce insanın alın terinde…
Bir insanın ardından bırakabileceği en kıymetli miraslardan birisi de bu olsa gerek.
xxx
Harun Aydın’a ve Aydın ailesine gelince…
Bunca yıllık dostluğumuzun hatırına güzel şeyler söylemek kolay…
Ama burada anlatmaya çalıştığım şey dostluğun hatırından daha büyük…
Bir işçinin yağlı ellerini tutabilmek…
Bir çalışanın en zor gününde yanında olabilmek…
Üretilen her parçanın ardında bir insanın emeği bulunduğunu unutmamak…
Bunlar küçümsenecek şeyler değil…
Bugün AYD, sadece Konya’nın değil, Türkiye’nin de gurur duyabileceği bir sanayi kuruluşu…
Ancak ben bu yazının sonunda ne üretim kapasitesinden ne de ihracat rakamlarından söz etmek istiyorum…
Aklımda o çalışanın yağlı elleri var…
Bir de Harun Aydın’ın o elleri tutarken söylediği sözler…
Yıllar geçer…
Makineler değişir…
Fabrikalar büyür…
Yeni nesiller gelir…
Ama insanın insana gösterdiği saygı, yıllar geçse de unutulmaz…
Rahmetli Mehmet Amca’nın başlattığı bu yolculuğun en büyük mirası belki de budur…
Bir çuvalla taşınan parçalardan, binlerce insanın hayatına uzanan kocaman bir emek hikâyesi…
Ve o hikâyenin gerçek kahramanları…
Alın teri döken insanlar…
Allah, Mehmet Amca ve muhterem eşi Ayşe Teyzeye rahmet eylesin…
Geride bıraktıkları bu güzel mirası yaşatanların, üretenlerin, emek verenlerin yolları açık olsun…
Çünkü bazı başarılar sadece fabrikalarda yazılmaz…
Bazı başarılar, yağlı ellerle tutulmuş bir elde, zor günde uzatılmış bir omuzda ve bir ailenin sofrasına konulan helal ekmekte saklıdır.
NOT: Yazımın çıkış noktasını merak edenler olabilir. Geçtiğimiz hafta TSYD toplantısı ve Galatasaray-Barcelona maçı için İstanbul’a gitmiştim. AYD Yönetim Kurulu Başkanı Harun Aydın’la daha önceden sözleştiğimiz gibi AYD’nin Yeniköy’deki çalışma ofisinde bir araya geldik. ‘AYD’nin çıkış noktası, Konya, Konyaspor’ derken laf lafı açtı ve sonuçta ortaya bu yazı çıktı.