İsmet Harmanlaya sosyal paylaşım sitesinde at arabası fotoğrafı paylaşmış. Altına not düşmüş; “At arabasının arkasına takılmış bazen düşmüş, bazen kamçı yemiş bir neslin unutulmaz hatırasıdır bu fotoğraf!”
Aynı duygular içinde daha önceki yıllarda “Arkaya Kamçı” başlıklı yazı yazmıştım. İsmet Başkanın paylaşımı bana o yazımı çağrışım yaptı
Evet, bizim kuşak yahut bizim nesil her ne ise çocukluğumuzda genelde mahallemizdeki bütün çocuklarla hep birlikte yaptığımız yanlıştan bahsedeceğim.
O yıllarda şimdiye oranda o zaman at arabası daha çoktu. Diğer ifade ile şehir içi taşıma yaylı at arabası denilen tek atla çekilen atlı arabalarla yapılırdı. Biz o zaman tren yolu hemzemin geçidinden yaylı at arabası çıktı mı hemen iğde ağaçlarının kenarına saklanır arkasına yapışırdık. Sonrasında da sele gibi olan bölümüne de otururduk. Amma 100 metre amma 200 metre binmek hem de kamçı yemeden arabanın arkasındaki selede gitmek bizleri ne kadar sevindirirdi bilemezsiniz.
Ancak, bu inip binmelerin en büyük riski at arabacının arkaya savurduğu kamçıydı. Genelde at arabacının bize kamçı vurmasına sebep de komşu çocuğunun ispiyonu ile olurdu. Kendisinin binememesinin fesatlığı ile bağırırdı;
-----Arabacı Amca arkaya kamçı arkaya kamçı! At arabacı kafasını arkaya çevirmesiyle kamçıyı savurması bir olur. Uyanık olmazsan kafa göz demez kamçıyı yersin. Ancak, ispiyoncu çocuk daha amca der demez atlaman lazım. Ben genelde o anı iyi yakalardım ve kamçıyı yemeden arabadan inerdim. Bazı zaman ben de deri kamçıdan nasibimi alırdım. O zaman ayarını ayarlamayan arkadaşlar genelde kamçıyı kafasında, sırtında şaklardı uzun sure acısı da izi de geçmezdi.
O yılların yapısı oyunu oyuncağı idi. Şimdiki çocukların bizim gibi araba ardında koşma yahut yapışma derdi yok. Gerçi o yıllarda şehrimizde içyüze yakın yaylı at arabası vardı. Fethiye, Güvercinlik, Okçu, Beylerce gibi Çumra’ya yakın köylerden de haftanın pazarı olan pazartesi günü hem pazar ihtiyaçlarını görürler hem de şehir içi taşıma yaparak para kazanırlardı. Şimdilerde sembolik garajda ve çarşıda elle sayılacak at arabacı kaldı.
İlkokul seviyesindeki çocuklarımızın bizler gibi riskli arabaya yapışma, trene binme, tren rayında çivilerden bıçak yapma, çay boyunda söğüt ağaçlarından düdük yapma gibi oyunlarına gerek duymuyorlar.
Baharla birlikte ağaçlara su yürüdüğü zaman özellikle söğüt ağaçlarının dalından düdük yapardık. Küçük çakı bıçağı söğüt kabuğunu çizer kemik sapı ile kabuğa vurur ve kavlamasını sağlardık. Bıçağın sapı ile vururken de;
--- Dereye koydum bir yumurta, tepeye koydum bir yumurta, yılan çıyan kavladı sen ne diye kavlaman kavla düdüğüm kavla! Diye söyleyerek söğüt dalından yapmakta olduğumuz düdüğümüze çakının yani bıçağın sapıyla titizlikle vurur odunsu kısmından kabuğunu ayrılmasını sağlardık. Çıkardığımız kabuktan sonra çakı odunsu kısmından yarım ay şeklinde keser ağzımızla ıslatır kabuk kısmını yerine takar üfleyerek öttürürdük.
Öyle ki bizim yöremizde kuru söğütten düdük çıkartırız. Diye tabir bile vardır.
Çumra’da dünden bugüne son elli yılın gelişimine şahit oldum. Nereden nereye sorusuna cevabını verebilirim.
Özellikle 95 yılından sonrasında kuru söğütten düdük çıkarırcasına Konya-Kaşınhanı-Çumra duble Yoluyla, Organize Sanayisiyle ve olmazsa olmazımız Çumra Şeker Fabrikası yerleşkesinde bulunan diğer fabrikalar ile bambaşka değişim olmuştur.
Şehrimiz böylesi geleceğe yönelik yarınların elinden tutan devasa yatırımlara ayak uydurarak üç bin aşan çok katlı modern binalar yapılarak bambaşka görünüme bürünmüştür.
Bu devasa yatırımlara vesile olan vizyon ufuk sahibi Recep Konuk Başkan ve yol arkadaşları şimdi aynı minval üzere tekrar yola çıkmışlar Cenabı Allah yar yardımcıları olsun.
Bizden önce yaşamışlarımızın tabiri vardır; “Ettekrarı hasen velev kane yüz seksen” derlerdi. Güzel olan şeylerin tekrarı da güzeldir. Bu tekrar yüz seksen kere bile olsa öyle değil mi?
Ben geçmişte istişare toplantısında, yaptığımız işin zorluğunu anlatmak adına “Kuru kavaktan düdük çıkardık. Demiştim. Kurukavak Köyünden olan Muzaffer Altınok Ağabey bana;
--Hemşerim ne demek istiyorsun, kuru söğüt tabiri ne zamandan beri kuru kavak oldu? Yoksa bana kıllık olsun diye öyle konuştun? Diyerek şakalaşmıştık. İşin özü kuru kavak veya kuru söğüt olsun olmazsa olmazı olur kılmayı anlatmaktır.
Televizyon, bilgisayar, internet varken yaylı at arabasına kim bakacak. Çağın gereği efendim. İsmet Başkanın paylaşımı ile aklımıza geldi çocukluk hatıraları diyebilirsiniz?
Bizler belli bir yaşa geldik. Ki, fazlaca dünden, hatıralardan dem vurur hale geldik. Eskilerden çok anlatıyorsak bugünün vefasızlığı, kaygısızlığı, saygısızlığından olabilir mi?
Hala başarısız şimdiye kadar topluma faydalı bir şey yapmamış olanların tek diyeceği oluyor dün çocukluğumuzdaki mız mız bir ilaca yaramayanlar çocuklar ne derdi?
Ne diyecek “arkaya kamçı!”