Çocukluğum, gençliğim ve olgunluk yaşımın önemli bir bölümü, meşe ormanlarıyla kaplı, yazları deve kervanlarıyla, keçi sürüleriyle köyümüze gelip yurt tutan ve 4-5 ay onlarla iç içe yaşadığımız ve yine dört çadırlık bir yörük obasının kurduğu varsayılan, ismi de Oğlakçı olan bir dağ köyünde geçti. Yörük Velisi, Yörük Musa'sı, Yörük Cemal'i Yörük İbrahim'i ve daha nicesiyle anılarım, öykülerim var. Babamın da uzun süre muhtarlık yapmış olması yörüklerle olan yakınlığımızın, irtibatımızın asıl sebebiydi.  Onlardan birisi de Yörük Veli'si diye hitap ettiğimiz Veli Abimdi. Güzel bir insandı. Temiz bir adamdı diğer yörükler gibi... 2018 yılının Haziran ayında köye giderken köyün yakınlarında bir yörük çadırı gördüm. Eşimle birlikte araçtan inip çadıra doğru yöneldik. O, eski güzel günler geldi aklıma. Böyle kıl çadırlarda yörüklerle çok sohbetlerimiz olmuştu. Çadırın önünde genç bir çift karşıladı bizi. Hoş beş ettikten sonra laf lafı açtı ve konu Yörük Velisi'ne geldi...  Ömer meğerse Veli Abinin oğluymuş. O beni çocukluğundan beri tanıyormuş. Babasıyla yani Yörük Veli Abiyle çok gelmişler bizim köye. Benim de memurluktan izinli olduğum zamanlarda izinlerimi genellikle köyümde geçirdiğim için beni görürmüş oralarda. Tabi Ömer'in yaşı benden çok küçük olduğu için ben onu tanıyamadım.  Bizlere ikramda bulunmak istemelerine rağmen, zamanın ramazan ayı oluşundan dolayı buna imkan olmadı ama bize samimiyetlerini ikram etmekten hiç geri durmadılar.  İşte bu öyküyü anlayan, "Yörük Veli Ölmüş" başlıklı yazım benim Konya Yenigün Gazetemizde yazmama neden olan yazımdır. Merak edenler bu adresten okuyabilirler.

https://www.konyayenigun.com/yoruk-veli-olmus

Bu yazımdan hemen sonra telefonum çaldı. Telefondaki ses rahmetli Zeki Oğuz Abimin sesiydi. Yazımdaki "yörük" ifadesi bile onun beni aramasına yeterli bir sebep olmuş. Uzun uzadıya sohbet ettik kendisiyle. Bu aramadan önce de kendisini tanıyordum, o da beni tanıyordu ama bu yazı daha bir 'sıkı fıkı' olmamızı sağlamıştı.  Konusu hikaye olan, ikinci kitabım Uçurum'u, defalarca imzalamamı istemesine rağmen aylar sonra ulaştırabilmiştim kendisine. Hemen okuyup övgü dolu ifadelerle geri dönüş yapmıştı. En son 28 Temmuz 2023 tarihinde Konya Aydınlar Ocağı Başkanımız Dr. Mustafa Güçlü ve diğer yönetim kurulu üyelerimizle birlikte henüz iki ay önce taşındıkları Ardıçlı TOKİ'de bulunan evinde kendisini ziyaret etmiştik. Zeki Abi bizimle o rahatsızlığına rağmen sohbet etti. Sanki "bunu da atlatacağım" der gibiydi. Ancak Dr. Mustafa Güçlü Başkanımız Zeki Abimizin "hastalığınının ciddi" olabileceğini bize ifade etmişti o ziyaretimiz sonrasında...  Zaten ziyaretimizden birkaç gün sonra 'yoğun bakım' günleri başlamıştı.  'Yoğun bakım' ifadesinin ne demek olduğunu babamın o günlerinden biliyordum. 75 gün boyunca 'yoğun bakım'ın ardından maalesef babamı kaybetmiştik. Zeki abimin 'yoğun bakım' günleri de hep o hissiyatla takip ettim eşten, dosttan aldığım bilgilerle... Neticede o da babamın akıbetine, yani karşı koyulamaz sona, ölüme ulaştı. Bir yönüyle ben, benden önce ölüme ulaşanlara gıpta ediyorum. Zira onlar, o bilinmezliği benden daha önce öğrenmiş oluyorlar. Böyle de farklı bir cephesi var ölümün ve ölüme gidişin.O bir gezgindi, Yörük sevdalısıydı, fotoğraf sanatçısıydı, kültür insanıydı, şairdi, yazardı, dervişandı.  "Zeki Oğuz Abimiz, yaşamı boyunca herhangi birisine kötülük etmiş midir?" onu merak ettim.  Ne kadar çok iyilik biriktirmiş, insanlık biriktirmiş, sevgi biriktirmiş görüyor musunuz? Ben görüyorum. Hem de ta İzmir'den... Mekanın cennet olsun inşallah abim.