Teknoloji ve Savaşın Tehlikeli Sarmalı
İletişim Başkanı Duran, konuşmasında ABD merkezli bir teknoloji şirketinin yayımladığı manifestoya dikkat çekerek, teknolojinin askeri ve jeopolitik üstünlük için nasıl bir araç haline getirildiğini şu sözlerle aktardı:
"Bu 22 madde içerisinde Amerika'nın yeniden nasıl konumlanacağı, teknoloji şirketleriyle devletin nasıl iç içe geçeceği ve teknoloji şirketlerinin imkanlarının nasıl askeri ve jeopolitik üstünlük için seferber edeceğini anlatan ifadeler var. Elbette bu yeni bir şey değil. Biz şunu biliyoruz. Teknoloji dediğimiz şey çoğu zaman savaşlarla gelişmiş fakat şimdi savaşlar teknolojiyi geliştirirken teknoloji tekrar savaşları güçlendiriyor. Bunun gerçekten hızlı bir sarmala döndüğü dünyanın içerisindeyiz."
Algoritmaların Kıskacında İnsan ve Vicdan
Teknoloji şirketlerinin sadece aplikasyon sunan yapılar olmaktan çıkıp insan anlatılarını kuran ve kontrol eden bir konuma geldiğine işaret eden Duran, yapay zekanın karar alma süreçlerindeki rolünü sorguladı. Yazılımların ve algoritmaların "masum olmadığını" vurgulayan Duran, insan olmanın özüne dair şu kritik soruları sordu:
"Verilerden yola çıkarak bu teknolojileri kullanarak çok daha iyi doktorluk yapabilirsiniz, çok daha iyi ürün üretebilirsiniz. Fakat insan olmanın yerine geçecek kararları da ChatGPT'ye mi aldıracağız? Bu, çok önemli bir sorun. Bir çip takarak, onlarca dili rahatlıkla öğrenebiliriz. Buna doğru gidiyoruz ama o çiplerin takıldığı zihin, artık bizim mi olacak? Bilincimiz, hatta biraz daha öteye gidelim, vicdanımız nerede olacak? Şimdi bu büyük soruları soracağımız bir dünyaya gidiyoruz."
Dijital Köleliğe Karşı Özgürlük Mücadelesi
Duran, teknolojik rekabetin arkasında yatan uluslararası güç mücadelesine değinirken, bireylerin zihinlerinin kontrol altına alınması riskine karşı uyarılarda bulundu. Günümüz dünyasında söylemleri kimin belirleyeceği sorusunun hayati olduğunu ifade eden Duran, durumu bir özgürlük mücadelesi olarak tanımladı:
"Teknoloji şirketleriyle kamuyu kontrol etmek artık çok daha kolay hale geldi. Bunu fark etmek zorundayız. Bu bir anlamda insanlığın özgürlük mücadelesi. Böyle baktığımızda, Orta Çağ'da bedeni köle ama kendisi hür olan insanların olabileceğini varsaydığımızda, bugün kendimizi hür zannederken yarı makineleşmiş ve zihinleri kontrol altına alınmış insanlar olmamalıyız."
Türkiye'nin "Küresel Adalet" Misyonu
ABD ve Çin arasındaki teknolojik hegemonya savaşı sürerken, Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği rolün önemine değinen Duran, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Dünya beşten büyüktür" vizyonunun bu mücadeledeki karşılığını şu sözlerle dile getirdi:
"Türkiye gibi orta büyüklükte görünen ama dünyaya verecek mesajı olan ülkelerin burada öne çıkarak dünyanın geleceğine dair söz söylemesi gerekiyor. Sadece söz söylemek değil, bir şeyler yapmak gerekiyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanımızın 'Dünya beşten büyüktür.' diye başlattığı ve sonra 'Daha adil bir dünya mümkündür.' dediği konu sadece bir söylem değil, bu bizim için birçok bölgede müdahil olduğumuz birçok krizde, paylaştığımız kapasitelerle yani yapıp etmelerimizle katkı verdiğimiz ve geleceğin şekillenmesine etki ettiğimiz bir alandır."
Batı'nın Çöken Değerleri ve Gazze Gerçekliği
Konuşmasında Gazze’de yaşanan soykırıma da yer veren İletişim Başkanı Duran, bu sürecin Batı dünyasının iddia ettiği değerlerin samimiyetsizliğini ortaya koyduğunu belirtti. Gazze’de yaşananların bir turnusol kağıdı işlevi gördüğünü ifade eden Duran, değerlendirmelerini şöyle tamamladı:
"Gazze'de yaşananlar iki şeyi gösterdi bize. Biri, değerler etrafında dünya siyasetinin gittiğini söyleyenlerin yalancılığını, bazı ülkeler söz konusu olduğunda her şeyi nasıl kenara bıraktıklarını bize gösteren ve çıplak bir şekilde gördüğümüz bir gerçeklikti. Batı'nın o liberal olduğunu düşündüğü, söylediği şeyin artık tabutuna son çivi çakılmış oldu. Gazze soykırımı sırasında gördüğümüz ikinci taraf var, bu hepimize umut veren ve hepimizi geleceğe dair heyecanlandıran bir tepkiydi."





