Bu yazımda, üç farklı bakış açısı ile iş ve ekonomi hayatının verimlilik sorununu ele almak istiyorum. Bunların ilki rekabet, ikincisi emek yerindeliği ve üçüncüsü de sermayenin parlatılmış yıldızı; teknoloji ile bilgidir.
Rekabet denilince, sözcük anlamı olarak; aynı amacı güden kimseler arasındaki çekişme, yarışma, yarış, rekabet, ekonomi bilimi açısından; (Competition) bir piyasada satıcıların birbirleri aleyhine daha fazla müşteri çekerek mal ve hizmet satışlarını, dolayısıyla karlarını artırmak için aralarında giriştikleri yarış gibi anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Kaynak: http://rekabet.nedir.com/#ixzz3bPYPoSEj). Bu tanımlamalardan iç rekabet mi yoksa dış rekabet mi anlamamız gerekir, orası biraz muğlak kalmaktadır.
Kar, kaçınılmaz olarak kapitalist sistemin ve firmaların yaşam kaynağı iken, iç rekabet daha kalite ürün ve daha az maliyet için gerekli şartları, dış rekabet, ülkeye döviz kazandırmak ve dünya içinde var olma yarışı için zorunlu görülmektedir. Burada üzerinde durulması gereken konu, dış rekabet için, içerideki firmaların birbiriyle aralarındaki münasebetin konumudur. İmece çalışma örneği mi sergilenmeli yoksa hasmane tutum mu alınmalıdır? Doğru ve güçlü rekabet için, içeride sıkı imece bağı kardeşliği kurularak dış rekabette yerli gücünü kullanarak, döviz savaşlarında yüksek ülke içi karlılık güdülmelidir. Günümüz bilgi ve teknoloji çağının var olma dirliği kökeninde bu anlayış kaçınılmaz olmaktadır.
İkinci konumuz emek yerindeliği, bu tabirden kastım şu; gereken yerde gerekli emek var olursa yüksek verimlilik ortaya çıkabilir. Malum günümüz dijital çağı dağınıklık kabul etmiyor. Bu anlamda genç ve kadın işgücünün, artı nitelik ve beceri değeri ile harmanlanması sonucu; yüksek kazançlı, bol döviz kazandırıcı, ülke kaynaklarını tam kullanan yerinde tabir ile coğrafi derinliği katileşmiş alanlarla ivedilikle buluşturulması yüksek kalite ve verimlilik arayışlarına taze kuvvet katkısı sağlayacaktır. Bu anlamda işgücü beceri envanterinin ortaya çıkarılması çok mühimdir.
Mevcut gücümüz kullanılma beklemektedir. Bu koordinasyon için tüm kurumlar seferber edilmeli (işkur, üniversiteler, diğer sivil toplum örgütleri) günümüz gereken şartlara hazırlanma algısı oluşturularak fiiliyata geçilmesi elzemdir. Kazançlarımız bu ülke içinden çıkacak güçtedir.
Son konumuz olan bilgi ve teknoloji, başta ülkemiz olmak üzere amiyane tabirle gelişmekte olan ülkeler açısından algı yanlışlığı yaşamaktadır. Salt kullanıcı (tüketici) şeklinde kabul gören anlayış, sözüm ona gelişmiş ülkeler nezdinde veri depolama, veri bankası, veri ayıklanması ve ayıklanmış veriyi kullanım olarak karşımıza çıkmakta ve veri madenciliği (işlemesi) uygulamaları ile veriyi adeta nano hücrelerine ayırmaktadır. Veri satın almak, teknoloji satın almakla aynı kategoride değerlendirilebilir. Sonuçta bağımlılığın sadece adının değiştiğini görmek veya görememek, aldanımı, tüketici ülke nezdinde kısa vadenin çoktan geçmiş olduğu orta vadede dahi içine düşülen durumun farkındasızlığı hatta uzun vadeli bakış açısının hiç gelişmemiş görüntüsü olayın vahameti hakkında bizlere acınacak bilgiler sunmaktadır.
Bu anlamda yazının karmaşıklığı zuhur edebilir. Ancak ortaya garip sonuçlar bırakması bakımından da önemli durmaktadır. Bu sonuçlardan belki sadece birisi, farklı veya tümleşik uzmanlık isteyen mesleklerin ortaya çıkışı olabilir. Mesela, bilgi ve teknoloji yaşam koçu mesleği! Ya da ekonomi-teknoloji-bilgi (ekotekbil), bölümleri bunlardan bir kaçı. Önümüzdeki dönemde üniversiteler tam donanımlı ekotekbil öğrencilerini piyasaya sürerek geç kalınmış Sanayi 4.0' yakalamamız için bizleri şaşırtabilir şimdiden hatırlatmak istedim.
Y. Doç. Dr. Bülent Darıcı