Rabia adı, son dönemde, beklenmedik bir biçimde geldi gündemimize. Mısır'ın üzerinde dolaşan karabulutların ülkemizde fırtına olarak patlak vereceğinin bilinciyle başlayan iş sonunda bir simge tüketimine dönüşüverdi. Öyle ki Rabia adı etrafında esen rüzgardan yararlanabilmek için konut kooperatifi bile kurmayı başardık. Öyle ki siyasal körlüklerimiz bize bir meydan adı ile şiddet kurbanı bir sabiyi aynı kefeye koyup "Rabia'yı dilinden düşürmeyen Başbakan Berkin için tek söz etmedi" manşetini attırabildi.
Yazımızın konusu, başlıktan da anlaşılacağı üzere siyaset değil tabii ki. Ancak tasavvuf da değil. Büyük kadın sufi Rabiat'ül Adeviyye'den bahsetmeyeceğim. Benim bahsedeceğim, bazılarının da, doğal olarak sufi Rabia ile karıştırabilecekleri şair Rabia Hatun.
Edebiyatımızda "Rabia Hatun şiirleri" var. İşin garibi, şairi belli değil.
Bilirsiniz, edebiyatımızda "Yunus şiirleri" de var, ama o şiirlerin tek bir Yunus'a mı ait olup olmadığı konusu tartışmalı. Bunun nedeni zamanın şartları içerisinde, yazılıdan çok sözlü olarak aktarım sırasında oluşan bulanıklık.
Rabia Hatun şiirlerinde sözlü aktarım falan yok. Yakın sayılabilecek bir zamanda, 1940'larda bir dergide yayınlanan, yani yazılı, şiirler söz konusu. Dili Azeri lehçesine yakın duruyor, tarzı da eski şiire. Şiirlerin yazılma tarihi ile ilgili herhangi bir kayıt olmamasına rağmen o yılların edebiyat eleştirmenleri olsa olsa 13 ya da 18 yüzyılda yaşamış, Erzurum yöresinde yaşamış bir kadına aittir demişler. Neden sonra şiirleri dergiye gönderen İsmail Hami Danişmend'e sormak akıllarına gelmiş.
Rivayet oldur ki Danişmend fazla sıkıştırılınca şiirler rahmetli eşim Nazân'a aittir demiş. Tabii ki, Nazân Hanım'ı bilenler var. Onlara göre, yaşasaydı o yıllarda henüz kırkına bile varmamış olacak olan Nazân Hanım'da ne o şiirleri yazacak edebi kudrete ne de o şiirlerdeki ruh derinliğine ait bir iz yoktur. Bu nedenle bu şiirleri yazsa yazsa İsmail Hami'nin kendisi yazmıştır.
İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, İzahlı İslam Tarihi Kronolojisi, Garb Menbâlarına Göre Garb Medeniyetinin Menbâı Olan İslâm Medeniyeti, Garb Menbâlarına Göre Eski Türk Seciye ve Ahlâkı, Türk Irkı Niçin Müslüman Oldu? Türklerle Hind-Avrupalılarının Menşe Birliği gibi ciddi eserlerin yazarı olan bu "âlim zat" acaba neden böyle bir yola tevessül etmişti?
Cevap yok.
Baudelaire gibi " Kimse bilmez, ey ruh, uçurumlarını senin" diyelim ve geçelim.
***
Rabia Hatun konusuna Orhan Okay'ın "Sanat ve Edebiyat Yazıları" adlı eserini okurken geldim. Okay, kitabın daha başındaki yazısında,
Cânan içimdedir nitekim cân içimdedir
Vuslatla hasretin yeri hep bir biçimdedir
Neş'eyle hüznü fasledebilmek ne haddime
Hicran içimde vasl ile hoş bir geçimdedir
dörtlüğünü veriyor ama kime ait olduğunu belirtmiyor, şair deyip geçiyor. Okay'ın "bir zamanlar dünyamıza hâkim olan hayat felsefesi"ni ifade ettiğini vurguladığı bu mısraların mübdii kimdi?
Araştırmalarım beni Rabia Hatun'a götürdü. İşte size tadımlık bir kaç dörtlük. (Okunmasını ve anlaşılmasını kolaylaştırmak için bazı sesli harfler üzerinde tasarrufta bulundum)
Bir kâsedir alev dolu gönlüm, yana yana
Ben ta senin yanında dahi hasretim sana.
Yaşlar dökende söndüremez ateşimi su,
Sunsan elinle kanımı içsem kana kana.
Canan içinde yoksa eğer, cennet istemem!
Dûzahta varsa vuslat eğer, rahmet istemem.
Yarin hayali müşfik ise kalb-i yardan,
Alemde bir dakika dahi vuslat istemem.
Payın sadası (ayağının sesi) gelse de sen hiç gelmesen,
Ben beklerim kıyamete dek vuslat istemem.
Bulsam izinle semtini, ol semte ermesem,
Aşsam zamanı hasretin encamı gelmeden.
***
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlana)