Anayasa Mahkemesi tarafından Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesindeki "süresiz olarak" ifadesinin iptal edilmesi, boşanma davaları ve sonrasındaki mali yükümlülükler açısından tarihi bir kırılma noktası yarattı. 4 Haziran 2026 tarihli bu kritik kararın ardından, yıllardır süregelen nafaka tartışmaları yasal bir zemine oturtulmak üzere yeniden Meclis gündemine taşınıyor. Yargı organlarının ve Hukuk Kurulu üyelerinin üzerinde çalıştığı yeni mevzuat hazırlıkları, adalet mekanizmasının işleyişini doğrudan etkileyecek reformlar barındırıyor. Ekim ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi sunulması planlanan 13. Yargı Paketi, süresiz nafaka uygulamasını tamamen ortadan kaldırarak yerine zaman sınırlaması getiren yenilikçi bir model sunmayı hedefliyor.

Söz konusu yasal adımların hayata geçirilmesiyle birlikte, boşanmış bireyler arasındaki mali bağların ömür boyu sürmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor. Yeni dönemde aile hukukunun temel prensipleri korunurken, tarafların ekonomik mağduriyet yaşamaması ile nafaka yükümlüsünün aşırı yük altında ezilmemesi arasında hassas bir denge kurulması hedefleniyor. Adalet Bakanlığı bünyesinde sürdürülen taslak çalışmalarında, nafaka sürelerinin doğrudan doğruya evlilikte geçen süre ile orantılı şekilde hesaplanması öngörülüyor. Böylece hem yargı yükünün hafifletilmesi hem de boşanma sonrası süreçlerde hukuki öngörülebilirliğin artırılması bekleniyor.

Evlilik Süresine Göre Kademeli Nafaka Modeli Masaya Yatırılıyor

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan 13. Yargı Paketi taslağında öne çıkan en dikkat çekici unsur, nafaka ödeme sürelerinin evlilik süresine göre kademeli biçimde derecelendirilmesidir. Yeni sisteme ilişkin kamuoyuna sızan ilk detaylar, 3 yıl süren evliliklerde nafaka ödeme süresinin 5 yıl olarak uygulanacağını gösteriyor. Evlilik süresi 5 yıla ulaştığında öngörülen nafaka ödeme süresi 7 yıla çıkarken, 10 yıllık birlikteliklerde ise bu sınırın 12 yıl olarak belirlenmesi planlanıyor. Belirlenen bu yasal sürelerin tamamlanmasıyla birlikte, nafaka ödeyen tarafın mali yükümlülüğü kanunen kendiliğinden sona erecek.

"Deniz değil kum dahi bitti": Esnafın geçim mücadelesinde bıçak kemiğe dayandı!
"Deniz değil kum dahi bitti": Esnafın geçim mücadelesinde bıçak kemiğe dayandı!
İçeriği Görüntüle

Meclis komisyonlarında değerlendirilecek olan bu süreler, henüz taslak aşamasında olup yasalaşma sürecinde milletvekillerinin ve uzmanların katkılarıyla nihai formuna kavuşacaktır. Düzenleme yürürlüğe girdiğinde mahkemeler, takdir yetkilerini kullanırken bu yasal alt ve üst sınırları baz almak zorunda kalacaklar. Kademeli model sayesinde, kısa süren evliliklerin ardından yıllarca süren nafaka ödemelerinden kaynaklanan mağduriyetlerin önüne geçilmesi hedefleniyor. Yasama organının bu yaklaşımı, tarafların kendi ekonomik özgürlüklerini kazanmaları için gereken makul süreyi onlara tanımayı amaçlıyor.

Kısa Süreli Birlikteliklerde Ve Özel Durumlarda Uygulanacak Kriterler

Yeni nafaka sisteminde yalnızca uzun süreli evlilikler değil, birkaç ay süren son derece kısa evlilikler de özel kurallara tabi tutuluyor. Taslak metinde yer alan bilgilere göre, evlilik sadece 6 ay veya 1 yıl sürmüş olsa dahi, ayrılan tarafın ekonomik adaptasyon sağlayabilmesi amacıyla en az 5 yıl süreyle nafaka ödenmesi opsiyonu değerlendiriliyor. Birlikteliğin süresi uzadıkça, ödenecek nafakanın müddeti de tarafların sosyo-ekonomik şartları, gelir durumları ve yaş faktörleri göz önünde bulundurularak mahkeme hakimi tarafından kademeli olarak artırılabilecek.

Bununla birlikte, kanun koyucu sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak belirli özel durumlarda hakime esneklik tanımayı da ihmal etmiyor. Kadının yaşının ilerlemiş olması, çalışmasına engel teşkil eden bedensel veya ruhsal bir rahatsızlığının bulunması ya da mesleki edinim imkanının tümüyle kaybolduğu hallerde mahkemelere kanunda belirtilen sürelerin ötesinde daha uzun süreli nafaka hükmetme yetkisi verilecek. Bu istisnai hükümler, reformun katı bir biçimde uygulanarak ihtiyaç sahibi bireyleri tamamen güvencesiz bırakmasını engellemek üzere tasarlanıyor.

Anayasa Mahkemesinin İptal Kararının Hukuki Ve Toplumsal Yansımaları

Anayasa Mahkemesinin Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan "süresiz olarak" ibaresini iptal etmiş olması, sanılanın aksine nafaka kurumunun tamamen kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Yüksek mahkemenin verdiği kararın özü, yoksulluk nafakasının ucu açık ve zamana yayılı şekilde sonsuza kadar talep edilebilir olmasının anayasal ilkelerle bağdaşmadığı vurgusuna dayanıyor. Karar sonrasında boşluğa düşen yasal çerçevenin nasıl doldurulacağı ve hangi adil kriterlere göre yürütüleceği tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı yeni kanuni düzenlemeye bırakılmış durumdadır.

Toplumsal boyutta büyük yankı uyandıran bu hukuki dönüşüm, hem kadın hakları savunucuları hem de nafaka mağdurları dernekleri tarafından yakından takip ediliyor. Yasal düzenleme Meclis genel kurulundan geçip Resmî Gazete'de yayımlanana kadar mevcut davalarda nasıl bir yol izleneceği hususunda yerel mahkemeler Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini dikkate alarak kararlar tesis etmeye çalışıyor. Yeni dönemin başlamasıyla birlikte aile hukuku pratiğinde köklü bir zihniyet değişimi yaşanacağı ve boşanma davalarının seyrinin önemli ölçüde değişeceği öngörülüyor.

Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım

Muhabir: Zeki Ersin Yıldırım