Salı sabahı, baharın son demi de geçmeden iğdeden, çiçeğinden, kokusundan bahseden bir yazıyla sizlerle buluşmak geçmişti aklımdan.
Oysa Çarşamba akşamı, insanoğlunun, bırakın birkaç gün sonrasını, birkaç saat sonrası için yapacağı planların ne kadar boş olduğunun idraki içindeyim.
***
Çalıştığımız üniversitenin kurullarından birinin toplantısı için Seydişehir'e gitmiştik. Rektörümüz ve yardımcıları, fakülte dekanları, fakülte temsilcileri, yüksek okul ve enstitü müdürleri...
Toplantının ev sahipliğini Ahmet Cengiz Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selman Türker Bey yapıyordu. Sağolsun, Seydişehir halkının Belediye'de mücessemleşen misafirperverliğini de devreye sokarak bizleri ağırlamak için elinden gelen hiç bir şeyi esirgememişti.
Toplantı arasında dekanlığın bahçesine kurulmuş saclardan alınıp buğusu üstünde ikram edilen gözlemeyi atıştırırken Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hüseyin Tekin Gökmenoğlu'na takıldım, "Hocam, burası tam şenlik havasında. Bağlamayı da getirseydiniz ya, bu açık havada sizin türküler çok güzel giderdi."
Hem ilahiyatçı hem de hukukçu kimliği taşıması nedeniyle bana hep "zinnureyn" tabirini hatırlatan Hoca, yüzünde sevecenlikle ağırbaşlılığı birleştiren mutad edasıyla "Bağlamayı getiremedim, ama Selman Hoca buradan bir bağlama ayarlarsa çalar söyleriz" diye karşılık verdi.
Konuştuklarımızı Selman Hoca'ya aktarmayı düşündüm. Ne ki vakit dardı, Selman Hoca da "bir bağlama bulalım" teklifinde bulunulmayacak derecede meşguldü.
***
Öğle üzeri toplantı bitti.  Tıp Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı ile birlikte Konya'ya dönmek için izin isteyerek ayrıldık. Programa göre,  kalanlar önce Seyit Harun Camisini ve Türbesini ziyaret edecekler, sonra da Tınaztepe Mağarası'nı.
***
Saat 18 sularında telefonum çaldı, Dekanımız Ahmet Hoca arıyordu. Kısa süre önce ayrıldığımız için "olağan dışı bir durum var ya, haydi hayırlısı" diyerek açıyorum telefonu. Selamlaşma faslından sonra "Hocam, çok kötü bir şey olmuş biz Seydişehir'den ayrıldıktan sonra" diyor. Susuyorum, gözlerimin önünden felaket senaryoları geçiyor, "İnşallah trafik kazası olmamıştır" diyorum içimden. Sonra sürdürüyor Ahmet Hoca sözlerini, sesi ağlamaklı. "Hüseyin Tekin Gökmenoğlu hoca Tınaztepe Mağarası'nda kalp krizi geçirmiş, maalesef vefat etmiş" diyor. Susuyorum, gözlerim doluyor. Rahmet diliyorum güzel insan, Anadolu çocuğu, kardeşim Hüseyin Tekin Gökmenoğlu'na.
***

"İnnalillah ve inna ileyhi raciun." Evet, hepimiz Allah'tan geldik ve Allah'a döneceğiz, buna inancımız tam. Ama itiraf etmeliyim ki, bir kaç saat önce birlikte türküler söylemeyi hayal ettiğiniz insanın bir daha hiç konuşmayacak olması insanda birden bire büyük bir boşluğa düşme duygusu oluşturuyor.
***
Bir hafta oldu mu, olmadı mı hatırlayamıyorum şu an. Sosyal medyadan bir video bağlantısı göndermişti bana. Hocam çalıyor, söylüyordu:
Kadir Mevlam senden bir dileğim var


Beni muhannete muhtaç eyleme


Yedi deryalara gark eyle beni


Yine muhannete muhtaç eyleme
Muhannetin suyu bulanık akar


Aktığı yerleri sel olur yıkar


İyilik etmeden başına kakar


İşte böylesine muhtaç eyleme



Muhannetin sözü zehirden oktur


Hüsnü kereminle rahmetin çoktur


Sağ elin sol ele faydası yoktur


Sağ gözü sol göze muhtaç eyleme
Değerli Hocamız, bilgelik yüklü bu türküde olduğu gibi muhannete muhtaç olmadan aramızdan ayrıldı. Rabbim hüsnü keremiyle rahmet eylesin.  
***
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlana)