Gıda arz güvenliğinin savunma sanayii kadar kritik bir milli egemenlik unsuru haline geldiği günümüzde, Türkiye ayçiçeği üretiminde ciddi bir öz yeterlilik kaybı riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Ziraat Yüksek Mühendisi Celil Çalış, Büyük Önder Atatürk’ün milli ekonominin temelini ziraata dayandıran vizyonuna dikkat çekerek, gıdanın stratejik bir güce dönüştüğü bu dönemde tarımsal üretim zincirinde yaşanacak kopuşların ekonomik egemenliği doğrudan tehdit edeceğini vurguluyor. Ağustos 2024’te adımı atılan yeni destekleme modellerine rağmen 2026 üretim yılı planlamasında temel gıdalarda önemli fırsatların kaçırıldığını belirten Çalış, 2027 hedeflerinin Türkiye'nin arz güvenliği adına nihai eşik olduğunu ifade ediyor.
ÖZ YETERLİLİK RAKAMLARINDA SERT DÜŞÜŞ
Son on yılda ekim alanlarının ve rekoltenin artırılmasıyla yakalanan ivme, son dönemde yerini endişe verici bir daralmaya bıraktı. Çiftçi Kayıt Sistemi verilerine göre 2025’te 690 bin hektara kadar gerileyen ekim sahaları, 2026 tahminlerinde 875 bin hektara yükselse de bu artış iç piyasadaki arz açığını kapatmaya yetmiyor. Üretim alanındaki kısmi toparlanmaya karşın verimlilik ve planlama aksaklıkları sebebiyle öz yeterlilik oranının yüzde 59 seviyelerinden yüzde 35’e düşmesi tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor. Piyasa gerçekleri ile resmi veriler arasındaki fark politika yapıcıların doğru adımlar atmasını zorlaştırırken, yıllık 2 milyon tonu bulan arz açığı ülkeyi küresel fiyat şoklarına karşı kırılgan hale getiriyor.
KÜRESEL REKABET VE İTHALAT TUZAĞI RİSKİ
Dünya genelinde 2026 yılı için 62 milyon tona ulaşması beklenen devasa ayçiçeği üretimi, yerli üretici üzerindeki baskıyı artırıyor. Özellikle Rusya ve Ukrayna’daki yüksek üretim miktarlarının yanı sıra Romanya, Bulgaristan ve Moldova gibi Balkan ülkelerinin ihracat odaklı politikaları Türkiye iç piyasasını doğrudan etkiliyor. Hatta Arjantin, yüksek navlun maliyetlerine rağmen iklim ve düşük girdi avantajıyla Türkiye pazarına rekabetçi fiyatlarla giriş yapıyor. Kısa vadede ucuz ithalat cazip görünse de yerel üretimin tasfiye edilmesi durumunda küresel tedarikçilerin fiyatları yükselteceği stratejik ithalat tuzağına karşı uyanık olunması gerekiyor. Türk çiftçisinin rakiplerine kıyasla yüksek enerji, sulama ve gübre maliyetleri altında ezilmesi ise bu rekabeti daha da zorlaştırıyor.
SÖZLEŞMELİ ÜRETİM VE STRATEJİK MÜDAHALE ŞART
Gıda güvenliğini teminat altına almak için kamunun dış ticaret ve destekleme politikalarında köklü değişimlere gitmesi gerekiyor. Sahadaki yanlış beyanların ve manipülasyonların önüne geçilmesi amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ÇKS verileri ile arazi tespitlerini titizlikle eşleştirmesi büyük önem taşıyor. Gümrük vergilerinin ithalatçıları değil, doğrudan yerli üreticiyi ve kırma tesislerini koruyacak şekilde planlanması şart koşuluyor. Tekirdağ'da başlatılan sözleşmeli üretim modelinin 2027 yılı itibarıyla tüm ülkeye yaygınlaştırılması ve Toprak Mahsulleri Ofisi üzerinden alım yapan birliklere finansman desteği verilmesi gerekiyor. Milli üretimin ve çiftçinin alın terinin korunması, Türkiye'nin gelecekteki gıda bağımsızlığının tek anahtarı olarak öne çıkıyor.




