Günümüzde toplumumuzun en büyük gizli hastalıkları hasetlik, kıskançlık ve çekememezliktir. Yaşadığımız ortamlarda hasetlik ve kıskançlıkla, evlerimizi, sitemizi, iş merkezini, çevremiz ve tüm yaşam alanımızı daraltıyoruz. Dünyayı birbirimize dar getiriyoruz. Akrabanın akrabaya, aynı sektördeki insanların birbirine, komşunun komşuya, gelinin kaynanaya, kaynananın geline, amcanın yeğenine, kardeşin kardeşe, eltinin eltiye, esnafın esnafa hasetlik, kıskançlık, çekememezlik etmesi toplumumuzun en büyük gizli hastalığıdır. 

Kişilik özellikleri ile kıskançlık ve haset olmanın ilişkisi ne yöndedir? Ya da aralarında bir ilişki var mıdır?

Kişilik, bir kişinin kendine özgü düşünce, duygu ve davranış kalıplarını ifade etmek için kullanılır. Kişilik ilk çocukluk yıllarında şekillenir ve çoğu zaman sonraki yıllarda da önemli değişiklikler göstermeden süregider. Kişilik özellikleri insanların kendisini, başka insanları ve olayları algılama ve yorumlama biçimlerinde; duygusal tepkilerinde; diğer insanlarla ilişkilerinde; gereksinim, istek ve dürtülerini doyurma biçimlerinde kendini gösterir. Bir insanı tanımlarken “kendini beğenmiş”, “yalancı”, “titiz”, “arkadaş canlısı”, “soğuk”, “alıngan” gibi çeşitli sıfatlar kullanırız. Bu tanımlamalar o kişinin kişilik yapısını oluşturan özelliklerdir. Ancak her hangi bir davranış biçiminin kişilik yapısı sayılabilmesi için bunun süreklilik göstermesi gerekmektedir. Kişide genel olarak gözlenmeyen ve belli bir olay karşısında gösterdiği davranış biçimi kişilik özelliği olarak sayılmaz. Kişilik yapısı insanların diğer insanlarla ilişkilerini, toplum içindeki uyumunu, kendini algılayış biçimini etkiler. O nedenle bir insanı değerlendirirken onun huyuna ya da kişilik yapısına ister istemez dikkat edilir. Bazılarının kişilik özellikleri ise diğer insanlarla ilişkilerini, kendini ve çevresinde olup bitenleri uygun biçimde algılama ve yorumlamasını belirgin biçimde olumsuz etkilemektedir. Bu durumda kişilik bozukluğundan söz etmek mümkün olmaktadır. Ancak kişilik özeliklerinin ne zaman kişilik bozukluğu sayılabileceği konusunda sınırlar son derece belirsizdir.

Kişilik bozukluğundan söz edilebilmesi için kişiliği oluşturan davranış kalıplarının ya da davranış örüntüsünün kişinin içinde yaşadığı kültürün normlarından belirgin biçimde farklı olması; esneklik taşımaması, uzun süredir bulunması (en azından ergenlik ya da genç erişkinlik döneminden beri); kişinin diğer insanlarla ilişkilerini, toplumsal ve mesleki yaşamını olumsuz etkilemesi gerekmektedir. Ancak günlük yaşamda bir kişinin davranış örüntüsünün kişilik bozukluğu sayılıp sayılmayacağı çok yararlı bir tartışma değildir. Kişinin ne tür kişilik yapısına sahip olduğunu ve bunun yaşamını nasıl etkilediğini anlamaya çalışmak daha uygun gibi görünmektedir. Diğer yandan bir insanda hiçbir zaman bir kişilik yapısı saf olarak bulunmaz, her zaman bir çok kişilik yapısının özelliklerinin bir karması bulunur.

Günümüzde Amerikan Psikiyatri Birliği'nin ruhsal hastalıkları sınıflandırma sisteminde paranoid, şizoid, şizotipal, antisosyal, borderline, histriyonik, narsisistik, çekingen, bağımlı ve obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu olmak üzere on kişilik bozukluğu tanımlanmıştır.

Kıskançlık ve hasetliği genellikle paranoid ve narsistik kişilerde daha çok görebilmekteyiz. Paranoid kişiliği olanlarda görülen kıskançlık, narsisistik kişilerde görülen kıskançlıktan farklılık gösterir. Paranoid kişideki kıskançlık daha çok eşinin sadakati ile ilgili kuşkulardan kaynaklanırken, narsisistik kişideki kıskançlık değerlilik duygusundan kaynaklanır. Narsisistik kişi, başkasının başarılarını, öne çıkmasını kıskanır. Kendisinin üstünlüğü ile ilgili kuşkular yaratabileceğinden, narsisistik kişi başkasının daha değerli olduğu düşüncesine katlanamaz. Eleştiriye katlanamama da her iki kişilik yapısında da görülmektedir.

Şizoid kişilik bozukluğu olan kişilerde görülen diğer insanlarla  ilişkiye girmekten kaçınma ve sosyal ilişkilerden kaçınma, kendini beğenme ve başkasını  küçük görme şeklinde yorumlanarak narsisistik kişilik yapılarında görülen büyüklenme ile karıştırılabilir. Narsisistik kişilik yapısı olanlardan farklı olarak başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü hiç önemsemezler.

Obsesif kompulsif kişilerde görülen mükemmeli arama ile narsisistik kişilerdeki mükemmel olduğuna inanmadan farklıdır. Obsesif kompulsif kişinin mükemmeliyetçiliği sonu olmayan bir mükemmeliyetçiliktir, kolay kolay kendisinin ve başkasının mükemmeli gerçekleştirdiğine inanmaz. Narsisist kişi ise her yaptığının mükemmel olduğunu düşünür. Diğer insanları küçümseme, kıskançlık obsesif kompulsif kişilerde yoktur. Obsesif kompulsif kişiler için mükemmele ulaşmak, kafasındaki düzeni kurmak amacıyla diğer insanları kontrol altında tutmaya çalışırken; narsisistik ise diğer insanları kendi büyüklenmeciliğini beslemesi için elinin altında tutmaya çalışır.

Hasetle kıskançlık arasında yakın bir ilişki görüldüğü bilinmektedir. Bana göre, hasetin ortaya çıkmasındaki en önemli neden; hırs ve iddialılıktır! Hırs ve iddialılık, hasetin kışkırtılmasında önemli bir rol oynar. İnsanın kendi hırs ve hevalarını yerine getirememesi yıkıcı hasetin ortaya çıkmasını sağlar.

Hasetliğe sebep olan şeyler; çekememek, kibir, şaşkınlık(sen nereden çıktın!), düşmanlık, gayesine ulaşamama korkusu, önde olma sevdası ve kötü huy sahibi olmak. Hakkın adaletinden sual olunmaz. Haset ve kıskanç kişi, yaradanın işine razı olmayan, tabiri caizse karışan kişidir. Her insan düşündüklerinden ve yaptıklarından sorumludur. Yaptıklarımızın aynısı bu dünyada başına gelecektir. İyilik eden iyilik, kötülük eden kötülük bulur.

Tasavvuf erbabı alimler, haset ve kıskançlığı dört derecede değerlendirmişlerdir:

1.İnsan, haset ettiği kişide bulunan nimetin yok olmasını ister. Bu nimet kendi eline geçsin veya geçmesin önemsemez, yeter ki kıskanılan kişi o nimeti kaybetsin, zarara uğrasın. Kıskançlığın ve hasedin en tehlikelisi budur.

2.Kişi, haset ettiği kişinin sahip olduğu nimetin kendisine geçmesini ister. Amaç, o nimete sahip olmaktır.

3.Kişi, başka bir kişideki nimetin aynısını veya benzerinin kendisinde olmasını ister. Kendisi de sahip olamayacaksa, karşısındaki kişinin de sahip olmasını istemez.

4.Kişi, başka birinin sahip olduğu nimetin benzerinin kendisinde de olmasını ister. Ancak kıskandığı kişinin nimetinin yok olmasını istemez. Bunlardan sadece sonuncusu zararsızdır.

Kıskançlığın ve Hasedin Sebepleri

1. Düşmanlık: Birisine karşı beslenen düşmanlık sonucunda haset ve kıskançlık duyguları gelişir; bunun sonucunda kavga vb. çekişmeler ortaya çıkar.

2. Birisinin üstünlük taslamasına karşılık: Bir insanın başka bir insana karşı üstünlük taslaması ve diğer insanları küçük görmesi durumunda, buna karşı kıskançlık ve haset duyguları oluşabilir.

3. Amacına ulaşamama endişesi: Kişinin belirlediği hedeflere, amaçlara ulaşmasında karşındaki kişiyi rakip görmesinden dolayı kıskançlık oluşabilir.

4. Makam, mevki sevgisi ve liderlik arzusu: Bazı insanlardaki aşırı statü, makam, mevki, hükmetme hırsı, kıskançlığa ve haset duygulara sebep olabilir.

5. Kötü huyluluk ve cimrilik: Bazı kişiler gereksiz yere insanlardaki nimetleri kıskanarak Allah'ın nimetine karşı cimrilik ederek bu duygularının esiri olurlar.

Bu nedenlerle insanlarda; güzellikte, bilgide, düşüncede, malda, parada, makam-mevkide, şöhrette kendisinden daha üstün olan kişileri gördüklerinde ya da öyle olduklarına inandıklarında, kıskançlık duyguları oluşabilir. Kıskançlık mahrumiyetle ilişkilendirilirken, haset sahip olamamanın getirdiği aşırı bir duygu olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşin özü ve çözümü ise sevgili okurlar, “kendimize yapılmasını istemediğimizi başkalarına yapmamak!” ta saklıdır.

Başarıya ulaşmak için yukarıdakini aşağıya çekmek yerine, ben nasıl daha yukarı çıkarım diye düşünmek hem sizi yüceltir hem de gelişiminizi artırır.