Ekonomik dalgalanmaların, piyasadaki daralmaların ve yüksek enflasyonun getirdiği yükü hepimiz hissediyoruz. Ancak bugün piyasada yaşanan kriz yalnızca rakamlardan, döviz kurlarından ya da faiz oranlarından ibaret değil. Asıl derinleşen ve geleceğimizi tehdit eden kriz, iş etiğindeki çöküş ve vicdan tutulmasıdır.
Son zamanlarda piyasadan yükselen şikâyetlerin rengi değişti. Artık sadece "iş yapamıyoruz" denmiyor; "sözünü tutmayanlar", "krizi fırsat bilip borcunu ödemeyenler" ve "imkânı olduğu halde taahhüdünü çiğneyenler" konuşuluyor.
"Piyasa şartları böyle", "Enflasyon var" bahanelerinin arkasına sığınarak sözleşmeleri tek taraflı feshetmek, verilen krediyi ya da desteği usulsüzce geri çağırmak, ödemeleri imkânı varken ertelemek adeta bir ticari kurnazlık gibi sunulmaya başlandı.
Oysa bunun adı kurnazlık değil; bindiği dalı kesmektir.
Enflasyonun yüksek seyrettiği ve piyasaların gergin olduğu dönemlerde, "Şimdi etiğin, vicdanın sırası mı? Zor zamanlardan geçiyoruz" diyenlerin sayısı ne yazık ki artıyor.
Serbest piyasa ekonomisi, kural tanımazlık ve denetimsizlikle birleştiğinde vahşileşir; çözüm üretmek yerine kendi krizini doğurur.
Bugün maalesef temel sorun şu tehlikeli algıda yatıyor. İş etiği insanı yavaşlatır, etik davranmak rekabet dezavantajı yaratır ve dürüstlük masraflıdır...
Peki, dürüstlük gerçekten "masraflı" bir lüks müdür?
Bir yandan vergisini muntazam ödeyen, çalışanının hakkını teri kurumadan veren, müşterisini kandırmayan basiretli tüccar ile; krizi kılıf yapıp kural tanımayan fırsatçı aynı kefeye konulabilir mi? Paraya, güce ya da sermayeye sahip olmak kimseye edebi, ahlakı ve sözünün arkasında durma erdemini terk etme hakkı vermez.
Her zaman ne diyoruz? Serbest piyasa vahşileşmemeli! Ticaret, sadece mal alıp satmak ya da kâr transferi yapmak değildir. Ticaretin temel çimentosu güvendir.
Sözün senet olduğu, el sıkışmanın hukuki metinler kadar değer taşıdığı bir ahilik geleneğinden gelip, bugün krizi bahane ederek birbirinin boğazına sarılan bir piyasa yapısına dönüşmek en büyük kaybımızdır.
Eğer dürüst davranan cezalandırılıyor, etik ilkeleri çiğneyen ve taahhüdünü terk eden "akıllı iş adamı" ilan ediliyorsa, o piyasada sürdürülebilir bir büyümeden bahsetmek imkânsızdır.
Çiğnenen her kural, tutulmayan her söz, zincirleme bir güvensizlik dalgası yaratarak dönüp dolaşıp yine o fırsatçılığı yapanları vuracaktır.
Zor zamanlar, kuralların rafa kaldırıldığı değil; aksine adalete, etiğe ve dürüstlüğe en çok ihtiyaç duyulan zamanlardır. Enflasyon geçer, krizler aşılır, piyasalar elbet dengelenir. Ancak yitirilen ticari itibar, yıkılan güven ve ayaklar altına alınan iş etiği kolay kolay geri kazanılamaz.
Paranın gücüyle değil, duruşun ve verdiğin sözün gücüyle ayakta kalmak esastır. Krizi fırsatçılığa değil, dayanışmaya ve dürüstlüğe vesile kılanlar geleceğe kalacaktır. Bindiği dalı kesenler ise o ağaç yıkıldığında altında kalmaya mahkûmdur.