Önce size lise öğrencisi iki genç ile yapılan birer konuşmayı aktarayım.

Üç yıl oluyor, hemşerimiz Ömer Altınyaldız (Hisarlıklı Kör Omar) anlatmıştı.

Belediye Otobüsü ile şehre giderken, yanındaki gençlerden birisine sormuş:

Ağası sen ne iş yapan, nerelisin?

-Öğrenciyim amca. Bozkırlıyım.

Ne öğrencisi, kaçıncı sınıftasın?

-Lise ikinci sınıftayım.

Söyle bakalım Allah kaç?

-Bir!

Ulan senin Allah'ın Bozkırlılara bakarken beride Akören var, Çumra var. Buralara kim bakacak? Söyleyeceksen doğru bir şey söyle, eş..k ağzına tokadı bir vurursam!

Öğrenci bir tuhaf olmuş, biraz düşünmüş:

 “Amca öyleyse Allah üçten fazla”demiş.

            ***

Gelelim ikinci öğrenciye. On gün bile olmadı, bir tanıdığımın yanında bir genç vardı. O gence: Kimsin, ne iş yapan dedim. 

 “Lise ikinci sınıfta okurum, bu benim dedem olur” dedi. Hemen sordum:

Ders kitapları dışında kitap okur musun, bugüne kadar hangi kitapları okudun?

Cevap verdi:

Okumam, başka hiç kitap okumadım, dedi.

Merakım arttı, niye, hiç mi okumadın dedim.

İşte, hiç okumadım,dedi.

Peki, ben sana bir kitap versen okur musun deyince anında cevap verdi:

Verme, istemem, okumam!

Merakım iyice arttı, sağdan soldan konuşurken konuyu yine kitaba getirdim:

Bak ! Ben sana bir kitap vereceğim. Okumam deme. Okuyacaksın, okuduktan sonra bir gün bir araya gelip o kitap üzerinde tartışacağız, tamam mı canım? Bir deneyelim dedim.

 “Olur” dedi, anlaştık.

Daha kitabı veremedim. Yaşına uygun bir kitap vereceğim.

Şimdi söylemek istediklerime geliyorum:

Eğitim ve Öğretimimiz çöküyor

Lise ikinci sınıfta okuyan bir öğrenci düşünün ki, karşısındaki adamın Allah hakkında yaptığı bir mantık oyunuyla; “tek Allah” inancını üçten fazlaya çıkarıyor.

Demek eğitim-öğretim sistemimizde eksiklikler, boşluk var. Eğitim-  öğretimimizi ezberciliğe, diplomaya, kamu görevine göre oluşturursak sonuç bu olur. 

 'Herkes böyle değil diyebilirsiniz.' Ama yarın gençliğimizin karşısına bir başka Kör Omar çıkar, bir başka mantık oyunu ile çıkarsa (ki çıkar) ne diyebilirsiniz?

Sıkıntının nedeni yalnız ezberci eğitim sistemidir. Bir yerde para, şöhret ve hırsızlığa yönelik hesaplar varsa, Orada mutlu olunmaz.

Sorumlular gençliğimizi bekleyen tehlikeleri görmeliler, oy ve gelecek hesabını bırakmalılar. Bu bir vicdan borcudur.

Çalıştığım yıllarda, sınıflarda dersimi anlattıktan sonra öğrencilerime sorardım:            Arkadaşlar, eksik ve asılsız söylediklerimi söyleyin bakalım! Hepsi:

Hocam siz eksik, asılsız söz söylemezsiniz!”

Sorardım: Benim her anlattığıma inanıyor musunuz?

Hepsi: “Biz size inanmayıp da kime inanacağız!”

Bakın buradan da aynı sonuç çıkıyor:

Ezberci, güdümlü, aklı devre dışı bırakan bir eğitim-öğretim sistemi var, Türkiye'de. Bizi sıkıntıya sokan, ileride bizi çökertecek olan sistem bu sistemdir.

Size sorayım: Mantık dersini Lise ve Üniversitelerin müfredatından çıkaran bir eğitim sistemi tutarlı bir nesil yetiştirebilir mi? Yetiştiremez. Böylesi sistemler güdülen nesiller yetiştirir

Lise 2. sınıfa kadar gelen bir nesil, ders kitapları dışında bir tek kitap okumamışsa, o nesilden ne beklenir? Böyle bir nesil, “vur de vuralım, öl de ölelim” gibi sloganlar üretir, başka bir şey yapamaz.

Biraz gelecek kaygımız olacaksa:

Öğretmen ve anne-babalar olarak öğrencilerimize kitap okuma ve düşünme alışkanlığı kazandırmalıyız.

Konya Öğretmenevi'nde çay içmek

Fazla olmasa bile bazen Öğretmenevine giderim.

En son gidişim 07.Mart.2014 günüydü.

Bir arkadaşımla bahçede otururken bekledik, gelip gideni olmadı.

Gittim çay ocağından/büfeden içecek getirdim, içtik.

Sohbetimiz uzadı, masamız kalabalıklaştı. Bir arkadaşımız yanımızdan geçen garsona:

 “Bize çay getirebilirmisiniz”, dedi.

Aldığımız cevaba bakınız:

 “Hocam, biz çay dağıtmıyoruz. Gidip kendiniz alacaksınız.”

Bu söz ve uygulamayı nasıl buldunuz?

Parayla sattığı çayı öğretmenlerine getirtemeyen, öğretmenlerine saygı duymayan bir Milli Eğitim Bakanlığı öğrencilerini yetiştiremez.