Yüce şahsiyetler kutup yıldızları gibidir. Her yolunu kaybeden, darda kalan ona bakarak yolunu bulabilir. Yeryüzündeki “Kutup Şahsiyetler” de Hak ve hakikati bulmada rehberlik yaparlar. Yedi yüzyıldan beri, dünyanın dört bir yanındaki dili, dini, ırkı, cinsi, mesleği, meşrebi farklı insanlara yol gösteren “Kutup Şahsiyetler” den birisi de Mevlana Celaleddin-i Rumi(k.s) dir. Hakk'a derin bağlılığı sebebiyle onu, Molla Cami: ”Peygamber değil ama kitabı var”  şeklinde tarif, tavsif ve takdir etmiştir. Gerçekten de Mevlana, örnek hayatı, solmayan güzellikleri, sönmeyen ilim ve irfan ateşi ile bugün de dünyaya ışık tutmaya devam etmektedir. Mevlana, bütün gücünü İslamiyet'ten alır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in kölesi, Muhammed Mustafa (s.a.v)'nın yolunun tozu olduğunu söylemekten onur ve kıvanç duymuştur.

Mevlana kendisine has üslup ve yaklaşımlarıyla pek çok insanın Mevla'yı bulmasını sağlamıştır. Mevlana ve onun adına armağan edilen Mevlevilik, gerçekten nadide, müstesna bir eğitim-öğretim mektebidir. Mevlana ve Mevlevilik, son derece maharetle kesilmiş gayet nadide elmasa benzer. Her bir köşe, kenar, nokta tarafından, birbirinden güzel, rengârenk ışıklar saçılır. Yansıttığı ışık ilahidir. Bu sebeple her yerde, her zaman, herkes tarafından sevile gelmiştir.

Mevlana, insanla insanın arasında gerçekleşen öğretim faaliyetleri dışında, bir ilahi öğretiden ve bir de ruhun bedene olan öğretisinden bahsetmektedir. Böylece öğretimi müşahhastan aşkına doğru üç boyutlu olarak ele almaktadır. Bunlardan ruhun bedene olan öğretimini şöyle açıklar:

“Canın gezip yürümesi, niteliksizdir, bedenimiz yolculuğu canımızdan öğrenmiştir.”(1) Böylece Mevlana Allah'a giden yolda, bedenin nasıl bir yolculuk yapacağını canın öğrettiğini söylemekle insanın kendi içinde gerçekleşen öğretim faaliyetlerine dikkati çekmiştir. Diğer taraftan Mevlana Peygamberlerin sahip oldukları insani bilgiden farklı bilgilerin ilahi öğretiden geldiğini derin bir vukufla görmüştür.

Hz. Mevlana'nın eğitim anlayışında genel prensip ya da özellikler şunlardır:

1-Mevlana öncelikle eğitimin gücü üzerinde durmaktadır. O, eğitimi insan kalbinin yanlış fikir ve düşüncelere kapılmadan ve yanlış davranışlara girmeden önce aydınlatılması ve temiz tutulması şeklinde tarif etmiştir. Mesnevi de insan kalbini testiye benzetir. Pisliği emdiği zaman su ondan o pisliği temizleyemez. Nasıl hastalık gelmeden hıfzıssıhha önlemleri alınırsa eğitimde de testi kırılmadan önlemler alınmalıdır. Olumsuz alışkanlık ve düşüncelerin mayamıza işlememesi için eğitim bir çaredir. O eğitimi sihirli bir değnek olarak görmemektedir. Zira o iyi bilmektedir ki eğitim bize Allah'ın yaratılıştan verdiğini geliştirebilir. Fıtraten, yaratılıştan olmayan bir şeyi var edemez. Onun için, kalp akçe olan kâfirlerle altın gibi olan temiz kişiler, aynı eğitim potasına girmelerine rağmen, kâfirler kararıyor, temiz kişiler ise parlıyor.(2)

2-Eğitimde verasete büyük ağırlık veren düşünürümüz, eğitimin fayda vermediği kimseleri ve yanlış fikirleri takip edenlerin, hakikate intibak edemeyenlerin mayalarında bir bozukluk olduğunu, eğitimin düzeltici özelliğinden istifade edemeyeceklerini öne sürmüştür. İlahi nurun tesir etmediği kişiler, özsüz, gönülden mahrum ve sırf bedenden ibaret olduklarını derin bir vukufla gören Mevlana; “İlahi terbiyenin nurundan nasibini alanlar ise, bilgi ve anlayış kuşu gibi bulundukları pis yumurtadan çıkacaklardır.” demektedir. (3)

Bu görüşüyle eğitimin sınır ve gücüne dikkat çekmiş, bilgi ve anlayışla insanı bataklıklardan kurtaran faaliyetlerin bütününe eğitim demiştir. Ona göre eğitim kâinatın bir parçası olan insanı yaratanına yaklaştıran ve bu yaklaşımdan doğan bir faaliyettir. Çünkü insan İlahi ahlakla, ahlaklanma kabiliyetine sahiptir. Yine Hz. Mevlana bu konuyu daha iyi anlatmak için bir misal verir: Tıpkı bizim cinsimizden olmadığı halde, içip yiyince bizim cinsimizden olan su ile ekmek gibi, bilgi ve alışkanlıkları eğitim yoluyla kazanır, şahsiyetimizde özümser ve kendi cinsimizden yaparız.

3-Hz Mevlana eğitimde fıtrata büyük önem verir. Eğitimin fıtratın, yani yaratılışın yolunu izlemediği dönemlerde Mevlana fıtratı tercih etmektedir. Zira eğiticinin hata yapması muhtemeldir ama fıtrat asla yanılmaz. Bu husustaki fikrini de şu beyitleriyle izah eder: “Gönlündeki denize olan meyil yok mu? O tabiat sana anandan mirastır. Fakat kuruluğa olan meylin de eğiticiden gelmektedir. Bırak onu, reyi kötü ve isabetsizdir.(4)

Çevrenin kötü olması durumda Mevlana bu bataklıktan kurtulması için öğrencisine öğüt verirken şu misalle de durumu açıklar: “Bir eşek hızlı yürüyeyim derken bir balçığa saplansa, kurtulabilmek için tepinip durur. Orada yerleşmek için yerini düzeltmez, anlar ki, orası onun geçim yeri değildir. Senin duygun daha mı aşağıdır ki, gönlün balçıktan, yani bedenden bir türlü kurtulamamaktadır? Kötülük içinde bulunmanı iyi göstermek için, bir takım mazeretler uydurma yerine gönlünü o bataklıktan çekip al.(5)

DEVAMI VAR...