Özellikle duygusal anlamlar yüklediğimiz hicri yeni yıl girmiş bulunuyoruz.

Miladi seneyi Hristıyan adeti olarak gördüğümüz için hicri yılbaşına tepkisel bir anlam yüklüyor oluşumuz, duygu dünyamızda terapi görevi icra edebilir.

Bir bakıma anlaşılır bir durum.

Geleneksel anlatımda hicret olayı baskılardan  bunalan Hz. Peygamberin ve  arkadaşlarının (o günkü adıyla) Yesrib'e göç etmesi olayı olarak geçer.

Hicret, Hz. Muhammed ve diğer Müslümanların baskılar yüzünden 622'de Mekke'den Medine'ye göçüne verilen isimdir. Bu göçün sonucunda Medine'de bir İslam Devleti kurulmuştur.

Arapça kökenli olan hicret sözcüğü, "terketmek, ayrılmak, bir yerden başka bir yere göç etmek" demektir.

Genel anlam ve kullanımda hicret, bir İslam dini kavramı olarak, herhangi bir Müslüman birey veya topluluğun, inançları (Müslüman oluşları) yüzünden baskı gördükleri bir yerden başka bir yere göç etmesine verilen isimdir. İslam terminolojisinde hicret kavramı ile Hz. Muhammed (a.s.) ve arkadaşlarının M. 622 yılında Mekke'den Medine'ye göç etmeleri kastedilir. Mekkeli müşriklerin baskılarına dayanamayan Müslümanlar daha önce de iki kafile halinde Habeşistan'a hicret etmişlerdir.

Alıntıdan da açık bir şekilde anlaşılacağı üzere hicret olayının  müteharrik unsuru  artan baskılardır.

Ben düşünce  ve ifade özgürlüğü(!) kapsamında hakkımı kullanıyor ve bu gerekçeyi yeterli bulmadığımı   söylüyorum.

Bir elime ayı  diğer elime  güneşi verseniz davamdan dönmem diyen bir peygamber, çok daha zor şartlar altında 13 yıl kaldığı Mekke'yi  baskılar arttığı için terk etmemelidir.

Şu soruyu soruyorum. Bütün statükoyu sarsan bir söylem ve hareket var  ve bu sadece bir kişi tarafından (Abdullah'ın yetimi)  korkusuzca dile getiriliyor. Adeta deprem var.

Yanında  güçlü kuvvetli  kimse yok. Ama belli ki  bu  iddia  sıradan bir iddia değil.

Bütün sistemi tehdit ediyor.

Sistemin sahipleri de cin gibiler. Neyin tehdit altında olduğunu  çok net  biliyor ve görüyorlar.

Bu ciddi tehdit unsuru bu görece zayıf durumda iken şiddetli baskılar vardı. Ammar ailesinin durumunu,  üç yıl süren ambargoyu, Bilal'e uygulanan  işkenceleri, Hz. Peygambere secdede uygulanan aşağılık saldırıyı hatırlayın.

Sözü çok uzatmak istemiyorum. Zira burada bilimsel bir makale değil sadece bir köşe yazısı kaleme alıyorum.

O nedenle  sadede geleyim.

Hicret basit bir yer değiştirme, baskılardan kurtulmak için kaçış, tebliğ için uygun ortam arayışı değildir. Öyle olsaydı çok daha önceden bu   eylemin gerçekleşmesi gerekirdi.

Hicret; üretmeyen bir şehir olan Mekke'den üreten  bir şehir olan Medine'ye gitmektir. Kutsal Kâbe'nin bulunduğu bir şehrin yeni medeniyetin merkezi olarak tercih edilmemesi üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Nitekim fetihten sonra da Mekke'de kalınmamış Medine başkent olarak kullanılmaya devam edilmiştir.

Üretim yeni medeniyetin temelidir. 

Üretime dayalı bütün ekonomik faaliyetler için  en uygun ortam  Medine idi.

Nitekim Hz. Peygamber'in ilk  uygulaması Müslümanlar için pazar yeri kurma işidir.

Hicret yeni  medeniyetin inşası için üretim merkezine gidiş eylemidir. Üretime dayalı yeni medeniyet Medine de kurulmuştur.