En önemli kıymetlerimizden biri de helal lokmadır. İki cihanı da yakından ilgilendirir.
Cahit Zarifoğlu'nun gel ekmek keseyim seni dizesiyle ilk karşılaştığımda, 'içimin dört duvarı bembeyaz badanalı' olmuştu. Burada, rızık endişesini aşmış bir insanın sevinci, mutluluğu, huzuru ve teslim oluşu vardı. İşte o andan itibaren, kendisini daha dikkatli okumaya başladım.
Behçet Necatigil'in biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı dizesinin karşısına yalnızca bir kelime yazmışım, yazılabilir: Ekmek.
'Her şeyin annesi sensin, fırından gelen koku' demiş olsak da, nihayetinde ekmek, fırından ve fırıncıdan ibaret değil. Bir kilo un, üç bin buğday tanesinden meydana geliyormuş. Sadece buradan yola çıkarak, rahatlıkla şuraya varabiliriz: Ekmek, emek demektir.
Merak ediyorum. Buğdayın yolculuğuna şahit olmayan bir kimse, örneğin, şu dizelerden ne anlayacaktır: Bu rüzgârla, şimdi çoktan unuttuğum / Tarlalarda başaklar eğiliyor.
Unutmadan, bu şiirin adı Muhayyer Sünbüle'dir ve sünbüle, başak demektir. Yine, Türk müziğinde sünbüle adını taşıyan birçok makam vardır: Sünbüle-i kadim, sünbüle nihâvend ve şiire de başlık olan muhayyer sünbüle. Rüzgârın ekinlere dokunmasından çıkan o eşsiz sesi / müziği düşünün.
Bu ne incelik!
***
Kainatın Efendisi, 'ekmeğe hürmet ediniz' diye buyuruyor. Bunun için atalarımız, ekmeğe adıyla seslenmeyi kaba bulmuşlar ve 'nan-ı aziz' demişlerdir. Yani aziz ekmek.
Birinci Cihan Harbi'ne ait bazı hatıratlarda, ekmek, şeker ve tuzla beraber, 'erzak-ı nadire' olarak geçer. Nadir erzak.
Buna benzer güzellikleri çoğaltabiliriz.
Ekmek, Türkçe bir kelimedir ve aslı 'etmek'tir. Yeri gelmişken, Süleyman Çobanoğlu'nun şu dizesini de hatırlatmış olalım: Yabancıyız nihayet, ekmeğe etmek deriz.
Evet, ekmek, azizdir, mübarektir. Su gibi. Bereket, bu ikisi üzerinden gelir.
***
Ne mutlu ki ekmeğin üzerine yemin eden, yerde ekmek görünce onu öpüp kaldıran bir milletin mensuplarıyız. Çok şükür. En korktuğumuz şeylerden biri de, insanların ekmeğiyle oynamaktır. Ekmek hakkının ne olduğunu iyi biliriz. Nimete nankörlük etmemeyi, daha çocuk yaşlarda öğrenmeye başlarız. Malum, tavuk bile su içerken göğe bakar. Bunun elbette bir anlamı vardır. İsraf ile insaf kelimelerinin birbirlerine çok benziyor oluşu, sesin yahut kafiyenin çok ötesinde bir şeydir. Bir nevi, ikaz. O halde, israf edenleri insafa davet edelim.