DOĞU TÜRKİSTAN SÜRGÜN HÜKÜMETİ VE MİLLİ HAREKETİ KÜRESEL TOPLUMU HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYOR

Yaşanan trajedinin derinleşmesi karşısında somut adımlar atılmasını isteyen Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti, Türkiye dahil tüm dünya hükümetlerini Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını desteklemeye çağırdı.

Bölgedeki etnik ve kültürel yapının tamamen değiştirilmeye çalışılmasına karşı tek kalıcı çözümün siyasi özgürlük olduğunu savunan sivil ve idari oluşumlar, ortak bir deklarasyon yayınladı. Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti (DTSH) ve Doğu Türkistan Milli Hareketi (DTMH), Çin'in Uygur, Kazak, Kırgız ve diğer Türk halklarına yönelik soykırımının 13. yılına girmesi üzerine Türkiye dahil dünya hükümetlerine çağrıda bulunarak Doğu Türkistan'ın sömürgecilikten kurtulmasını ve bağımsızlığının yeniden tesisini desteklemelerini istedi. Küresel güçlerin bu zamana kadar sessiz kalmasını eleştiren liderler, sadece kınama mesajlarıyla bir yere varılamayacağını somut verilerle ortaya koydu.

571176817 2045710782920264 6718238292558720547 N

PEKİN YÖNETİMİNİN SERT DARBE KAMPANYASI VE DEĞİŞEN DEMOGRAFİK YAPI

Uluslararası gözlemcilerin ve insan hakları örgütlerinin raporlarına yansıyan verilere göre, bölgedeki sistematik baskıların resmi miladı çeyrek asra yaklaşan bir geçmişe dayanıyor. Pekin, 23 Mayıs 2014'te Doğu Türkistan'da "Şiddetli Terörizme Karşı Sert Darbe Kampanyası’nı başlatmıştı. Bu tarihten itibaren yasal kılıflar altında yürütülen operasyonlar, küresel ölçekte büyük bir tepki dalgasına yol açtı. ABD ve birçok Batılı parlamento kampanyayı soykırım olarak tanırken, BM uygulamaların insanlığa karşı suç teşkil edebileceği uyarısında bulundu. Ancak tüm bu diplomatik uyarılara rağmen sahada yaşanan trajedinin boyutu hafiflemedi.

Tarihsel sürece bakıldığında, bölgenin statüsündeki köklü değişimler dikkat çekiyor. Çin'in “Yeni Toprak" anlamına gelen "Sincan" olarak adlandırdığı Doğu Türkistan, 1949'daki Çin işgaline kadar bağımsız bir devletti. Aradan geçen 76 yıllık işgal sürecinde yerli Türk nüfusu yüzde 90'dan yüzde 55'e gerilerken, Çinli nüfus yüzde 5'ten yüzde 42'nin üzerine çıktı. Nüfus yapısının planlı bir şekilde değiştirilmesi politikası, bölgenin asli unsurlarını kendi topraklarında azınlık durumuna düşürmeyi hedefliyor. Küresel kamuoyunun tüm tanımalarına rağmen kitlesel tutuklama, kölelik, zorla kısırlaştırma ve sistematik soykırım devam ediyor.

EĞİTİM KAMPI ADI ALTINDA YÜRÜTÜLEN ZORUNLU ÇALIŞTIRMA DÜZENİ

Pekin yönetiminin resmi olarak kabul ettiği bazı veriler bile, bölgedeki toplama kamplarının ve zorunlu iş gücü transferlerinin ulaştığı korkunç boyutları gözler önüne seriyor. Pekin'in 2020 resmi raporuna göre her yıl yaklaşık 1,3 milyon kişi “mesleki eğitim” adı altında kamplara gönderildi, 2014-2019 döneminde toplam 7,8 milyona ulaşıldı. Bu devasa sayı, modern tarihin en büyük kitlesel alıkoyma operasyonlarından biri olarak kayıtlara geçti. Çin'in uzun vadeli projeksiyonlarında bu sürgün politikalarının artarak devam edeceği öngörülüyordu. Beş yıllık planda 13,75 milyon zorla çalıştırma transferi öngörülmüştü. Ocak 2026'da BM Özel Raportörleri gerçek rakamların bu hedefi aştığını ve uygulamaların kölelik teşkil edebileceğini açıkladı.

Sadece iş gücü sömürüsü değil, yaşam hakkını doğrudan tehdit eden çok daha ağır iddialar da uluslararası raporlarda yer alıyor. ABD Kongresi'ndeki tanıklıklara göre her yıl 25 bin ila 50 bin Uygur ve diğer Türk halkı zorla organ nakli amacıyla hayatını kaybediyor. Sağlık turizmi adı altında yürütülen bu organizasyonun kapasitesinin artırılması da planlar arasında yer alıyor. Çin 2025'te Doğu Türkistan'daki organ nakli merkezlerini üç katına çıkarma planını duyurdu. Öte yandan asimilasyonun en acı verici boyutlarından biri nesiller arası bağı koparma noktasında yaşanıyor. Bir milyondan fazla Uygur çocuğu ailelerinden koparılarak devlet kontrolündeki yatılı tesislere yerleştirildi.

71695802 547195556105135 6141750508261474304 N

NÜFUS PLANLAMASI ADI ALTINDA DOĞUM ENGELLEME POLİTİKALARI

Bölgedeki Türk varlığını tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen adımların en net görüldüğü alanlardan biri de demografik müdahaleler oluyor. Küresel basın ajanslarının ulaştığı bağımsız araştırma sonuçları, geleceğe yönelik karanlık bir tabloyu ortaya koyuyor. Reuters’a sunulan araştırmaya göre Pekin'in doğum engelleme politikaları 20 yıl içinde 4,5 milyon Uygur doğumunu engelleyebilir. Kadınlara yönelik uygulanan zorunlu tıbbi müdahaleler neticesinde, Uygur çoğunluklu bölgelerde doğum oranları yüzde 50'nin üzerinde düştü. Çin devletine bağlı akademisyenlerin ‘Uygurların çoğunluğuna son verilmesi’ çağrısında bulunduğu hatırlatıldı.

Yaşanan bu varoluşsal tehdide karşı diplomatik alanda ezber bozan hamleler de yapılmaya başlandı. DTSH ve DTMH, 5 Mayıs'ta BM Dekolonizasyon Komitesi'ne dilekçe sunarak Çin'in Doğu Türkistan'daki varlığının "sömürgeci bir işgal" olarak tanınmasını talep etmişti. Bu stratejik adım, Çin'in bir BM organı nezdinde sömürgeci güç olarak sorgulandığı ilk girişim oldu. Dönüm noktası niteliğindeki bu başvuru, meselenin sadece bir insan hakları ihlali değil, uluslararası hukuk zemininde bir toprak işgali olduğunu savunuyor.

SÜRGÜN HÜKÜMETİ TEMSİLCİLERİNDEN ANKARA VE DÜNYAYA NET MESAJLAR

Cevdet Yılmaz’dan KKTC’de dikkat çeken mesajlar: “Türkiye desteğini kararlılıkla sürdürecek”
Cevdet Yılmaz’dan KKTC’de dikkat çeken mesajlar: “Türkiye desteğini kararlılıkla sürdürecek”
İçeriği Görüntüle

Gelinen son aşamada, Doğu Türkistanlı liderler dünya genelinde yürütülen diplomatik pasifliğe sert eleştiriler getiriyor. DTSH Dışişleri Bakanı ve DTMH Başkanı Salih Hudayar konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: "Dünya bu suçu tanımladı ancak durdurmak için anlamlı hiçbir adım atmadı. İnsan haklarını savunduğunu iddia eden Türkiye dahil her hükümet bu krizin kaynağıyla yüzleşmelidir: Çin'in Doğu Türkistan'daki sömürgeci işgali."

Tarihsel sorumlulukların hatırlatıldığı bu süreçte, uluslararası adalet mekanizmalarının devreye sokulması talep ediliyor. DTSH, Türkiye dahil tüm hükümetleri Doğu Türkistan'ı işgal altındaki bir ülke olarak tanymaya, dekolonizasyon dilekçesini desteklemeye ve Uluslararası Ceza Mahkemesi önünde hesap verebilirlik sürecini başlatmaya çağırdı. Yalnızca Doğu Türkistan'ın bağımsızlığının Uygur ve diğer Türk halklarının varlığını güvence altına alabileceği vurgulandı. Kürsüden yükselen bir diğer güçlü ses olan DTSH Cumhurbaşkanı Dr. Mamtimin Ala ise şunları söyledi: "On iki yıllık boş açıklamalar Doğu Türkistan'da tek bir hayat kurtarmadı. Halkımızın daha fazla insan hakları kararına ihtiyacı yok; adalet ve hesap verebilirliğe ihtiyacı var."

Muhabir: Sibel Candan