Elektronik adresime bir ileti gönderilmiş. İletide Doğu Türkistan, Filistin, Irak, Suriye, Afganistan gibi ülkelerde yaşanan acılar dile getiriliyor, “Allah'ım sen kurtar” deniyor. Bu duaya katılmamak mümkün değil. Doğu Türkistan'daki Müslüman Türklere oruç tutturulmuyor, Filistin'deki Müslümanlar dip diri yakılıyor. Zor. Allah zorda kalan herkesin yardımcısı olsun.

Nedense Müslümanların çoğunlukla yaşadığı ülkelerde acılar, sıkıntılar genelde kutsal gün ve aylarda artar. Geriye dönüp baktığımızda dünyadaki harp ve acıların tamamına yakını Müslümanların yaşadığı topraklarda oluyor. Üzülüyoruz, yardıma koşuyoruz,  “Rabbim kurtar” diyoruz ama değişmiyor.

Neden? Allah, “son ve sağlam din İslam”dır dediği halde sıkıntıları niye hep Müslümanlar yaşıyor, Allah'ın bize bir garazı mı var? Bunlar konuşulurken benim aklıma bazı İslam bilginlerinin hatırlattıkları Yunus Suresi'nin 100. ayeti gelir. O ayet şudur: “Allah'ın bilgisi dışında hiç kimse inanacak değildir. O, akıllarını kullanmayanlar üzerine pislik atar/kötülük var eder.”

Ayet'in ilk cümlesi, Allah'ın bilgisinin hudutsuz olduğunu söylüyor, kimin neye inandığını, ne yaptığını/yapacağını Allah biliyor diyor. İkinci cümle, aklını kullanmayanların üzerinde işkence ve kötülüklerin yağacağını söylüyor.

Bir insan Hindu, Hıristiyan, Müslüman vs olmadan önce insandır, sonra bir dine inanır. Yani bir insanın muhatap/sorumlu olması için düşünme melekesine (akla) sahip olması gerekir. Aklı olmayan insan toplum ve hukuk karşısında muhatap alınmaz. Ama birisinin aklı olur ve aklını çalıştırmazsa sonucuna katlanır. Allah bunu söylüyor. Ayette geçen RİCS kelimesine baktım, sözlükte: “Pislik, günah, çirkin ve azabı gerektiren iş, işkence, ceza, gazap, hışım, haram, lanet, küfür, şeytanın vesvesesi” gibi anlamlara geliyor. Demek oluyor ki, akıllı hareket etmeyenler, hangi dine inanırlarsa inansınlar, başları dertten kurtulmayacak, hep sıkıntı çekecekler.

Zamanımızda sıkıntı hep Müslüman ülkelerde olduğuna, Musevi ve İsevilerin yaşadıkları ülkelerde bizim yaşadığımız sıkıntılar yaşanmadığına göre, Hıristiyanlar ve Yahudiler akıllarını kullanıyorlar ve bu yüzden sıkıntı çekmiyorlar; Müslümanlar akıllarını kullanmadıkları için başları beladan kurtulmuyor öyle mi, karşımıza bu sonuç mu çıkıyor? Ayete bakınca, “evet öyle” demek durumunda kalıyoruz. “İslam'ın düşmanı çok” vs desek bile biz önce bu gerçeği göreceğiz.

Aklı kullanmak insanı birçok yararlı sonuçlara götürür. Örneğin aklı kullanarak dünyadan yararlanmak istedikleri vakit Müslümanlar geçmişte astronomi, fizik, kimya, matematik gibi ilimlerde buluşlar yapmışlar, uygarlıklar kullanmışlar ve başka inanç ve uluslardan zarar görmemişler. Bu ilimleri bıraktıklarında, “dünya değil ahret” düşüncesine yöneldiklerinde durum tersine dönmüştür. 

Müslümanların yaşadığı sıkıntıların kaynaklarından birisi buradadır. Günümüzün Türkiye'sinden bir örnek vereyim; adım başında İmam-Hatip okulu açıyoruz. Birçok düz ve meslek lisesini İmam-Hatip Lisesine dönüştürdük. Haydi diyelim ki, “dinden zarar görülmez yarar görülür, tüm okullar İmam-Hatip olsun” ve öyle yapalım. Bu faraziyenin gerçekleştiğini düşünün. Türkiye mutlu mu olacak? Bize sağlık, veteriner, teknik liseler lazım olmayacak mı, bu alandaki ihtiyaçlarımızı nasıl ve nereden karşılayacağız? Dikkat edelim, din dünya ayırımında, fizik matematik konusunda kantarın ucunu kaçırıyoruz, felaket büyüyor. Osmanlı'nın yıkılışında da kantarın yanlış kullanılması var.

Aklın kullanılmamasını sadece bu dünya-ahret ayırımında yapmıyoruz; dinin anlaşılması, dine bağlı kulluk ve davranışlarda da akılsızlık yapıyoruz.

Yunus Suresi'nde, sözünü ettiğimiz bu ayetten bir önceki ayette (99) Allah, “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken sen mi insanları inanmaya zorlayacaksın” diyerek zorlamalı inancın doğru olmadığını açıklıyor. Bu surenin 105 ve 106. ayetlerinde, “Yüzünü dosdoğru dine doğrult ve asla ortak koşanlardan olma. Allah yerine sana yarar sağlamayacak ve sana zarar veremeyecek başka şeylere yalvarma, doğrusu o durumda zalimlerden/nefsine kıyanlardan olursun” diyor. Bu ayetlerin ışığında dini düşünce ve hayatımızda da akılsız davrandığımızı söyleyebiliriz. Bir iki örnekte buna verelim

Bugün İslam dünyasında, aklınca “İslam Devleti, Şeriat Devleti kurdum” diyerek başka dinden olan insanlara zulmeden bir din anlayışı var. 105. ayet ile bu anlayışı karşılaştırırsak, akılsızlık var. Keşke bununla kalınsa, daha ileri gidiyoruz; “bunlar selefi değil, bunlar Şii, Caferi” gibi bakışlarla karşısındaki Müslümanları boğazlayan, ciğerlerini yiyen, namuslarını kendisine helal sayan bir sürü zalim ve sapık görüş ortaya çıkıyor. Buna karşın Müslüman olduğunu söyleyen yönetici ve Müslümanlar susuyor, zulme destek oluyor. 

İslam dünyasında bir de, doğrudan Allah'a bağlanacakları, Allah'ı ilahlaştıracakları yerde birilerine bağlanıp kendilerini ilahlaştıracak kadar ileri giden, kendilerine yarar ve zarar veremeyeceklerin karşısında eriyen, ezilip büzülen yüz binlerce Müslüman var. Bunların yaptıkları da akılsızlıktır. 

Sonuç olarak bugün bizde akılsızlıklar almış başını gidiyor. Akılsızlıklar pislik üretmiş tepemize yağıyor, dalga olmuş bizi boğuyor, başı belalı insanlar oluyoruz