Mübarek Ramazan-ı Şerif'in içerisindeyiz. Artık son günleri yaşıyoruz desek herhal yanlış olmaz. Zira 17. gündeyiz. Çoğu gitti, azı kaldı. Esasında bir fırsat bu mübarek ay. Arınmanın, yeniden ihya olmanın, tövbe-i nasuh kapından içeriye adım atmanın bir vesilesi, bir imkan yolu Ramazan.
Tabii hangimiz bu olaya bu açıdan bakıyor veya bakıp da fiiliyata döküyor, meçhul. Şu bir gerçek çoğumuz bildiğimizle amel etmiyoruz, işte bu en acı gerçek. Hadi bilmesen, Hakk Teala katında bir mazeretin olur. 'Bilmiyordum ya Rabbi böyle olduğunu' diye. Bu cevapta da bir sıkıntı var. O da şu; 'Bilmiyorum diye bir şey yok. Her şeyi açık seçik ortaya koydum. Öğrenseydin' yanıtı gelirdi Hakk'tan.
Maalesef yaşantılarımız rıza-i ilahiye uygun değil. Başta şahsım olmak üzere rahata, konfora vucutlarımız alışmış, esas kulluk vazifemiz gereği O'na 5 vakit ibadetten geri duruyoruz. Bari Ramazan'ın hürmetine şu yaşantımızı azıcık düzene koyalım, ibadetlerimiz tam yapalım, kimseyi kırmayalım, incitmeyelim diye niyet ediyoruz, netice itibariyle tekrar başladığımız yere geri dönüyoruz.
Belki defaatle çeşitli vesilerle yazılarımda ifade etmişimdir. Ahir zaman, yani son zamandayız. Bizden sonra başka bir topluluk gelmeyecek. Cenab-ı Hakk'ın çizdiği gün ve saatte kıyamet kopup, yeryüzü yerle yeksan olacak, öze döneceğiz, geldiğimiz yere varacağız. İşin özü bu aslında. Biz kimiz, ne için yaratıldık, niye gönderildik ve nereye gideceğiz? Eğer bu soruların cevabını verebiliyorsa insanoğlu tabii mantıksal açıdan, işi çözmüş demektir ve idrak etmiştir. Yukarıdada belirttiğim gibi bilmek yeter mi, yetmez. İlla ki amel.
Meslek gereği gazetecilik yaptığımız için akşamları davet icabı belediyelerin, sivil toplum kuruluşlarının, özel işletmelerin ve benzeri kurumların, kuruluşların iftar programlarını takip ediyoruz. Şu dikkatimi çekiyor; 'nacizane' iftar sofraları kuruluyor. Ev sahibi güler yüzlülüğü ile misafirin karşılıyor. Gerekli ilgi ve alakayı yeterince gösteriyor. Hepsi iyi hoş. Peki tüm bunların neticesinde gerek ev sahibi gerekse de misafir, yemeğin öncesinde ve sonrasında şükür ediyor mu? Ev sahibi, bu kadar güzel nimetleri verdiğin için, sağlık sıhhat verdiğin için, beni bu konuma getirdiğin için, haddizatında tüm afiyetlerim için binlerce kez sana şükürler olsun Rabbim, diyebiliyor mu? Misafir de; ya Rabbi sen yedirdin, sen içirdin, sen doyurdun, sen vermeseydin, sen yedirmeseydin ben doyamızdım, olmayanlara ver, diyebiliyor mu?
İşte mesele bu. Şükür. İnsanoğlunun başına bela, musibet kapsamında ne geldiyse emin olun nankörlüğünden dolayı gelmiştir. Yani şükür eksikliğinden. Geçtim fiiliyatı, hiç değilse dilimizden eksik etmeyelim elhamdulillahı. Yazımı Büyükşehir Belediyesi'nin Ramazan'a özel çıkarttığı Ramazan kartlarında yer alan günün ayeti ve hadisini burada zikrederek bitirmek isterim
Günün ayeti: Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yart. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. (İbrahim 14/40)
Günün hadisi: Sehl b. Sa'd'dan rivayet edildiğine göre Hazreti Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur; 'Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi kapanır ve artık oradan kimse giremez. (Buhari, Savm 4, Müslim, Sıyâm 166)