Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen kapsamlı basın toplantısında Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık hedeflerini belirleyen yeni Orta Vadeli Program açıklandı. Ekonomi yönetiminin bir araya geldiği dev organizasyonda sunumu gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, makroekonomik dengeleri sağlamlaştırmaya dönük hazırlanan patikanın detaylarını paylaştı. Güncellenen metinde hem büyüme oranları hem de fiyat istikrarına dair kritik göstergeler yeniden şekillendirilirken, küresel piyasalardaki çalkantılara karşı yerli üretimi ve finansal istikrarı koruyacak adımlar ön plana çıkarıldı. Açıklanan makroekonomik çerçeve, finans çevreleri ve iş dünyası tarafından da yakından takip edildi.
Kamuoyuna duyurulan veriler doğrultusunda 2026 yılına ilişkin büyüme hedefi %3,3 seviyesine çekilirken, yıl sonu tüketici fiyat endeksi beklentisi ise %28,4 olarak revize edildi. Ekonomi yönetimi, uygulanacak sıkılaştırıcı tedbirler ve yapısal reformlar sayesinde dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti. Programın temel felsefesini oluşturan dış şoklara karşı dayanıklılık ve sürdürülebilir büyüme ilkeleri doğrultusunda, kamu maliyesindeki disiplinin korunması ve kaynakların verimli alanlara yönlendirilmesi hedefleniyor. Gelecek dönemde sürdürülecek ekonomi politikalarının, makro finansal istikrarı kalıcı hale getirmesi bekleniyor.
Finansal Piyasalarda Güven Ortamı Sağlanırken Dış Risk Primleri Geriledi
Uygulanan ekonomi programının en belirgin olumlu sonuçlarından biri, uluslararası piyasalarda Türkiye'nin risk priminde yaşanan düşüş olarak kayıtlara geçti. Küresel ölçekte tırmanan jeopolitik gerilimlere ve bölgesel belirsizliklere rağmen Türkiye'nin risk priminin 700 seviyelerinden 220 seviyesinin de altına inmesi, finansal piyasalardaki güven ortamını pekiştirdi. Rezervlerde sağlanan güçlü artışın da desteğiyle ekonominin dış şoklara karşı koruma kalkanı güçlendirilirken, ülke riskindeki bu belirgin gerileme uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye'ye yönelik bakış açısını da olumlu yönde etkiledi.
Risk primindeki sert düşüş, hem devletin hem de özel sektörün yurt dışından sağladığı finansmanın maliyetini doğrudan düşürdü. Yabancı para cinsinden borçlanmalarda karşılaşılan faiz yükünün azalması, şirketlerin ve kamunun finansman giderlerini önemli ölçüde hafifletti. Türk Lirasına olan güvenin her geçen gün artış göstermesiyle birlikte mevduat yapısındaki dönüşüm de hız kazandı. Son veriler ışığında Türk Lirası mevduatın toplam bankacılık sistemindeki payı %31,6 seviyesinden %61,5 seviyesine tırmandı. Kur korumalı mevduat sisteminden kademeli ve sorunsuz bir şekilde çıkış tamamlanırken, döviz tevdiat hesaplarının payı da %38,5 düzeyinde dengelendi.
Enflasyon Rakamlarında Tek Haneli Seviyelere İniş Patikası Belirlendi
Orta Vadeli Program kapsamında dezenflasyon sürecinin uzun vadeli takvimi netleşti ve kademeli bir düşüş senaryosu kamuoyuyla paylaşıldı. Açıklanan projeksiyona göre 2027 yılı sonunda enflasyonun %21 seviyesine çekilmesi hedeflenirken, takip eden dönemde düşüş ivmesinin devam etmesi öngörüldü. Fiyat istikrarını sağlama yolunda atılacak kararlı adımlarla enflasyon oranının 2028 yılında %13,5 düzeyine, program döneminin son yılı olan 2029'da ise %9 seviyesine gerileyerek yeniden tek haneli rakamlara inmesi planlanıyor. Tüketici fiyatlarındaki kalıcı düşüşün temini için para ve maliye politikalarının eş güdüm içerisinde yürütüleceği vurgulandı.
Ülke ekonomisinin orta vadeli büyüme patikası da dengeli bir ivmeyle yükselen bir grafiğe işaret ediyor. Türkiye ekonomisinin 2027 yılında %4,2 oranında büyümesi hedeflenirken, 2028 yılı için bu oran %4,6 olarak belirlendi. Programın nihai yılı olan 2029'da ise ekonomik büyümenin %5 seviyesine ulaşması bekleniyor. Diğer taraftan mali disiplinden taviz verilmeden bütçe açığının kademeli olarak azaltılması hedefleniyor. Alınan tasarruf tedbirleri ve gelir artırıcı adımlar sayesinde 2026 yılı için daha önce %3,5 olarak öngörülen bütçe açığının, uygulanan hassas politikalar neticesinde %3,1 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Stratejik Sektörlerde Yatırımlar Hız Kazanırken Sosyal Destekler Artırılıyor
Yeni dönemde kamu kaynaklarının tahsisinde ekonomik güvenlik, yerli üretim ve stratejik bağımsızlık ilkeleri öncelikli kılındı. Kritik alanlarda dışa bağımlılığı en asgari düzeye indirmeyi amaçlayan ekonomi yönetimi, savunma sanayisinde kendi teknolojisini geliştiren ve yüksek katma değer üreten bir yapı oluşturmayı hedefliyor. Bu doğrultuda savunma ve güvenlik harcamalarında %229 oranında rekor bir artışa gidilmesi kararlaştırıldı. Yerli savunma projelerinin desteklenmesiyle hem güvenlik kapasitesinin artırılması hem de yüksek teknolojili ihracatın teşvik edilmesi planlanıyor.
Sosyal devlet anlayışı doğrultusunda alt ve orta gelir grubundaki vatandaşların refah düzeyini yükseltecek yatırımlara da devasa kaynaklar ayrıldı. Özellikle dar ve orta gelirli ailelerin konuta erişimini kolaylaştırmak amacıyla sosyal konut projelerine ayrılan ödenek %150 oranında artırıldı. Bu hamleyle hem vatandaşların barınma ihtiyacına kalıcı çözümler üretilmesi hem de inşaat ve alt sektörler kanalıyla istihdama katkı sağlanması amaçlanıyor. Önümüzdeki süreçte uygulanacak teşvik ve yatırımların, toplumsal refahı güçlendirirken makroekonomik dengeleri de koruyacak şekilde yürütülmesi esas alınacak.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım





