DOĞU TÜRKİSTAN DAVASININ EFSANEVİ LİDERLERİ
Ata yurdumuz Türkistan coğrafyası ile olan ilişkilerimiz tarih boyunca her zaman daim olmuş ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde en üst düzey diplomatik temaslarla taçlandırılmıştır.

Bu bağın en kritik diplomatik figürlerinin başında, Kaşgar Hanlığı'nın İstanbul elçisi olarak Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde görev yapan Seyyid Yakub Han Töre gelmektedir. Hoca Töre olarak da bilinen bu önemli şahsiyet, Doğu Türkistan’ın Osmanlı hilafetine bağlanmasını bizzat organize etmiş, hutbelerin Osmanlı padişahı adına okunmasını sağlamış ve Kaşgar'da Osmanlı parası basılması sürecini yönetmiştir.

Aynı dönemde, aslen Hokand kökenli olsa da Doğu Türkistan'da Kaşgar Hanlığı'nı kurarak bölgeyi tek bir sancak altında toplayan Yakup Beg, tarihe damga vuran bir diğer liderdir. Atalık Gazi ve Emir Yakup Han unvanlarıyla anılan bu devlet adamı, Sultan Abdülaziz'e resmi biat mektubu göndererek Osmanlı Devleti'nin Kaşgar Valisi ve Müslümanların Emiri unvanını almıştır. Kendi topraklarında Osmanlı bayrağını dalgalandıran Yakup Beg, Osmanlı ordusunun desteğini arkasına alarak Çin'e karşı büyük ve şanlı bir direniş hattı kurmayı başarmıştır.
İSTANBUL MEDRESELERİNDE İZ BIRAKAN DOĞU TÜRKİSTANLI ALİMLER
İki coğrafya arasındaki bağlar sadece askeri ve siyasi alanda kalmamış, ilim ve irfan köprüleriyle de pekiştirilmiştir. Osmanlı'nın son döneminde payitahta gelerek Fatih ve Süleymaniye medreselerinde dersler veren Kaşgarlı Abdülhakim Efendi, bu köprünün en önemli ilim halkalarındandır. Derin fıkıh bilgisiyle öne çıkan bu müderris, dönemin İstanbul uleması arasında "Kaşgarlı" unvanıyla çok derin bir saygı görmüştür.
Bir diğer manevi köprü ise İstanbul’daki Nakşibendî tekkelerinde ve özellikle Türkistan Dergâhı'nda postnişinlik yapan Şeyh Ubeydullah el-Kaşgari olmuştur. Şeyhlik makamında bulunan bu zat, Osmanlı saray çevresi ile Doğu Türkistan göçerleri arasında dini ve sosyal bir köprü vazifesi üstlenmiştir. Onların yanı sıra 19. yüzyılın sonunda Osmanlı topraklarına hicret eden Molla Muhammed Niyaz Hacı da unutulmaz hizmetlere imza atmıştır. İstanbul medreselerinde tefsir ve hadis alanında icazet alan bu vakıf insanı, Doğu Türkistanlı öğrencilerin Osmanlı başkentinde eğitim görmesini hem bizzat finanse etmiş hem de organize etmiştir.
OSMANLI AYDINLANMASINDAN BESLENEN SON DÖNEM FİKİR DÜNYASI
Osmanlı entelektüel mirası, sonraki nesillerde de Doğu Türkistan’ın bağımsızlık ve kimlik mücadelesine yön vermeye devam etmiştir.

20. yüzyılın ortalarında Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin kurucu liderliğini üstlenen Mehmet Emin Buğra, gençlik ve olgunluk yıllarında Osmanlı'nın son dönemindeki Ceditçilik ve Türkçülük akımlarından derinden etkilenmiştir. Özellikle İstanbul'daki basını yakından takip eden Buğra, Osmanlı entelektüel birikimini Orta Asya'ya taşıyan en önemli fikir hizmetkarlarından biri olmuştur.

Ömrünü Doğu Türkistan davasına adayan efsanevi lider İsa Yusuf Alptekin de Osmanlı entelektüel birikiminin ve İslam dünyasındaki hilafet algısının Türkiye Cumhuriyeti'ne devrolduğu süreçte muazzam bir köprü vazifesi görmüştür. Gençlik yıllarında Osmanlı Türkçesi ve bürokrasi geleneğini derinlemesine inceleyen Alptekin, yürüttüğü milli mücadele diplomatlığını tamamen bu köklü vizyonla şekillendirmiştir.
OSMANLI SARAYINDAN KAŞGAR ORDUSUNA ÜST DÜZEY TAKVİYE
İki kardeş coğrafya arasındaki ilişkilerin büyüklüğünü ve derinliğini anlamak açısından, Osmanlı sarayının Doğu Türkistan ordusuna hizmet etmek üzere Kaşgar'a bizzat gönderdiği üst düzey subayların varlığı da büyük önem taşımaktadır. Doğu Türkistan askerlerini eğitmek ve oradaki savunma hattını güçlendirmek amacıyla bölgeye giden Osmanlı subayları arasında İstihkam Subayı Miralay Ali Kazım Bey, Piyade Subayı Mehmet Yusuf Bey, Süvari Subayı Çerkes Yusuf Bey ve Topçu Subayı İsmail Hakkı Bey yer almıştır. Osmanlı'nın bu askeri desteği ve karşılıklı hizmet bilinci, İstanbul ile Kaşgar arasındaki sarsılmaz bağların en somut nişanesi olarak tarihteki yerini korumaktadır.




