Günümüzde her yaştan insanın özgürce pedal çevirdiği bisikletler, Türkiye’nin yakın geçmişinde oldukça sıkı trafik kurallarına ve resmi prosedürlere tabi tutuluyordu. 1900'lerin ortalarında belediyeler tarafından yürütülen uygulamalar kapsamında, bisiklet kullanmak isteyen vatandaşların sınava girmesi ve resmi bir sürücü belgesi alması gerekiyordu. Bugün sadece eski hatıralarda ve özenle saklanan sararmış belgelerde kalan bu dönem, o yılları yaşamayan gençler için şaşırtıcı bir hikaye niteliği taşıyor.
SINAVDAN MUAYENEYE SIKI TRAFİK KURALLARI
Geçmiş yıllarda toplu taşıma ve otomobil imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle işe gidip gelmede en önemli ulaşım aracı olan bisikletler, adeta günümüz otomobilleri gibi muamele görüyordu. Yerel yönetimlerin açtığı sınavları başarıyla tamamlayan sürücülere valilikler tarafından bisiklet ehliyeti verilirken, araçlara özel plaka ve ruhsat da çıkarılıyordu. Belirli periyotlarla muayeneden geçirilen bisikletlerin sürücülerine, kurallara uymadıkları takdirde cezai işlem uygulanıyor; hatta yoldan geçen bir yayanın üzerine su sıçratmak gibi ihlallerde yazılan cezalar doğrudan bu ehliyetlere işleniyordu.
NOSTALJİK BİR ANI OLARAK TARİHTEKİ YERİNİ ALDI
Zaman içerisinde Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan düzenlemelerle birlikte bisikletler için plaka, ruhsat ve ehliyet zorunluluğu tamamen kaldırıldı. Günümüzde pedestal destekli veya standart bisikletler için yasal bir belge şartı aranmazken, geçmişten kalan ruhsat ve sürücü belgeleri tarihi birer vesika değeri taşıyor. Günümüzde çocuklara trafik bilinci kazandırmak amacıyla zaman zaman sembolik eğitimler düzenlense de, geçmişin o disiplinli ve resmi bisiklet kültürü yerini sadece tatlı bir nostaljiye bıraktı.





