banner5
banner68

Tasavvufi yaşantıda ve Cihat’ta örnek isim; İbrahim büyükkapancı

Araştırmacı-Yazar Salih Sedat Ersöz, Konya’nın manevi mimarlarından biri olan merhum İbrahim Büyükkapancı’yı anlattı. Ersöz, merhum Büyükkapancı’nın hayatını cihat yolunda geçirdiğini, dini baskıların yoğun olduğu dönemde bile Kur’an eğitimi almayı başardığını anlattı.

10 Mayıs 2022 Salı 16:26
Tasavvufi yaşantıda ve Cihat’ta örnek isim; İbrahim büyükkapancı

Araştırmacı-Yazar Salih Sedat Ersöz, Konya’nın manevi mimarlarından biri olan merhum İbrahim Büyükkapancı’yı anlattı. Ersöz, merhum Büyükkapancı’nın hayatını cihat yolunda geçirdiğini, dini baskıların yoğun olduğu dönemde bile Kur’an eğitimi almayı başardığını anlattı.

Ersöz, İbrahim Büyükkapancı 10 Ağustos 1926 yılında Konya Mevlana türbesi civarında Civar Mahallesi’nde dünyaya geldiğini hatırlattı. Ersöz, “O dönemki tabirle mektepli bir ince marangoz olan babasını, 6 yaşındayken ayağına batan bir çivinin neden olduğu tetanoz hastalığından kaybetmiştir. Artık hayata annesi ve kardeşleriyle yetim olarak devam edecektir. Zamanın şartları gereği aileyi zorlu yıllar beklemektedir. Bu zorluk ailenin tek erkek evladı olmasından dolayı onu, maişet kazanmak için mecburen çalışma hayatına yönlendirecektir.  Sanayi Mektebi’nde 2 yıl okuduktan sonra bırakarak Sıtma Mücadelesi denilen resmi bir işte, daha sonra da Sarayönü Devlet Üretme çiftliğinde askere gidene kadar çalışan Büyükkapancı bir yandan da Hacıveyiszade Mustafa Efendi’nin babası Veyis Efendi’den, Kur’an-ı Kerim öğrenimi yasak olan tek parti döneminde gizli gizli Elifba ve Kuranı Kerim dersleri almıştır.   Zaman, ailesinde sıkıntılı geçerken askerliği gelmiştir. 2 yıl süren askerlik döneminde çok mükemmel şekilde motor bilgisine ve tamir gücüne ulaşan İbrahim Büyükkapancı dönüşünde Karayolları 3. Bölge Müdürlüğü’nde motor haneye girmiş ve zaman içinde, işindeki titiz çalışması ve gösterdiği başarısından dolayı ustabaşı olmuş ve daha sonra da Enspektörlüğe yükseltilmiştir.  1960 yılı hayatının dönem noktasını oluşturur. Bu yıl içinde Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi (r.a.) Hazretleri ile hiç kopmayacak sağlam bağlılığın ilk adımı İstanbul’da hane-i saadetlerinde atılmıştır. Bu adımla gönlünde Hoca Efendiye karşı müthiş bir bağlılık ve büyük bir sevgi kazınmıştır. Artık hayatının merkezini Hoca Efendisi oluşturmaktadır. Onun için Hoca Efendi olmadan bir hayat düşünmek mümkün değildir. Görülmeyen bir üniversite olan dergâhın pek çok değerli talebeleri olmuş, gittikçe artmış, geniş sohbet halkaları oluşmuş, aynı zamanda bu üniversiteden nice devlet adamları, nice bürokratlar yetişmiştir. İbrahim Büyükkapancı, Hoca Efendi (r.a.) den öğrendiği maddi - manevi bütün güzellikleri eksiksiz olarak Konya’da bu yola giren herkese anlatan, aktaran, öğreten insan olmuş ve bu yoldaki insanların, “Hacı abisi” veya “Hacı amcası” olmuştur. Zamanla Hoca Efendi adına Konya’da ders verme yetkilisi bir bakıma o görünmeyen üniversitenin Konya temsilcisi olmuştur. Görünmeyen Üniversitenin önde gelen bağlılarından biri vardır ki İbrahim Büyükkapancı yani Hacı abimiz veya Hacı amcamız onu da tanır, onu da sever ve ömrünün sonuna kadar onun yolundan da ayrılmaz. O kişi Necmeddin Erbakan’dır”

‘ERBAKAN HOCA İLE TANIŞTI’

Erbakan hoca ile tanışması dergâhta Hoca Efendi (r.a.) in hane-i saadet in de üçü bir arada iken gerçekleşmiş ve Hocaefendi bizzat kendisi tanıştırmış, hatta yakın zamanda Konya’ya geleceğini söylemiştir. Bu sebeple 1969’da Erbakan hocanın Konya’da siyasi hayata atılmasından itibaren de onun takipçisi, seveni, savunanı ve yılmaz destekçisi olmuştur. Milli Nizam Partisi’nin, sonra da Milli Selamet Partisi’nin ve Milli Gazete’nin kurucuları içinde yer almıştır. Seçim çalışmalarına katılmış, sandık kurullarında görev almıştır. Bilhassa 28 Şubat’tan sonra Erbakan hocanın başına gelenlere çok üzülmüş ve ağlayarak dualar ederek ümmetin hocayı yalnız bırakmamasını ve anlayıp desteklemesini aşırı derecede arzulamıştır.   “Nasip olsa da ah bir hacca gitsem “diye ağlayarak dualar eden Hacı abi, 1971 yılında emekli olur olmaz Konyalı bir amcamız ile beraber karayolu ile önce Şam’a oradan uçakla Medine-i Münevvere’ye gitmiş ve 3 ay mübarek topraklarda kalarak adeta aşık olduğu Harem’den Hac görevini ifa ederek dönmüştür. Aradan 18 yıl geçtikten sonra, aynı yolun yolcusu bir ahbabının destek ve beraberlikleri ile tekrar refikası ile gittiği haccın mutluluğunu, sevincini ve neşesini yaptığı şükür dualarıyla dostlarına yansıtmıştır.

Hayatının tamamına mührünü vuran Mehmet Zahid Kotku (r.a.) Hocaefendi’nin rehberliğinde yürüdüğü yolda Erbain çıkararak halvete girmiş, orada aldığı manevi lezzeti ve incelen ruhun hallerini ömrü boyunca unutamamış, o güzelliğin tadı damağında kalmıştır. İslam dairesi içindeki dini ve siyasi sohbetlerin ve bu sohbetleri yapan hocaların, hatiplerin müdavimi idi. Sırat-ı müstakim üzere yürüyen hoca efendilerin hepsini ayırt etmeden çok sever, onlara laf söylettirmezdi. 

Erbakan hocanın söylemi olan “Hayat İman ve Cihaddır”  sözüne inandı, bu söz yolunda davrandı ve bu uğurda yaşadı. Ölümden önce dünya imtihanını kazanmak için çok çalışmanın gerekliliğine inandığı için hasta yatağında bile güç yetirebildiği kadar bunun gereğini yerine getirmeye gayret ederdi. Hastalığı döneminde ziyaretine gelen dostlarına memleketin, ümmetin ahvalini sorar, bilgiler alırdı. Ümmetin kurtuluşu ve Türkiye’de İslam’ın hâkim olduğu günlere kavuşacağı günlerin hasretiyle doluydu.  Hastalık anlarında; “Rabbim! yaşamam hakkımda hayırlı ise beni yaşat. Ölümüm hakkımda hayırlı ise benim canımı al” diye dua ederdi.  Hakkında hayırlı olan ölüm, 15 Temmuz 2017 gününün son saatlerinde 23.25 gibi geldi ve tam bir mücahit olarak hayat süren Hacı abimizi, Hacı amcamızı aramızdan ayırıp ebedi âleme götürdü.   

Babamla aynı yıl hatta aynı ay içinde dünyaya geldikleri yani babam yaşında olduğu için benim hacı amcam olan Konya’nın Hacı abisini 1977 yılının Nisan ayında, kendisinin tabi olduğu o görünmeyen üniversitenin talebesi olduğumda tanıdım. Hem Mehmet Zahid Kotku (r.a.) hoca efendiyi hem de hacı amcamı geç tanımamın acısını hep yaşadım.

Hacı amcam; İslâm’ı oldukça ince ve titiz yaşayan, Hoca Efendi’den aldığı bütün görevleri, evradını, dersini eksiksiz yerine getiren, gece ibadetlerine son derece düşkün olan, hayatı boyunca Hoca Efendi’nin güzel ahlakı ile ahlaklanmak yolunda olan, manevi olarak aynı üniversiteden beslenen Erbakan hocanın önem verdiği cihad ibadetini eksiksiz yaşayan ve Erbakan hocadan sonra mücahid sıfatını hak eden ender kişilerdendi.

Kendisini tanıdığım andan itibaren kalpten sevdim, her zaman ziyaretini yapmaya çok önem verdim, mübarek elini öpmek benim için büyük mutluluk olurdu. Her haline şükreden, kesinlikle hiç şikâyet etmeyen bir hali vardı. Nerede olursa olsun inancımıza aykırı laf ettirmez, İslâm’a karşı söylenen sözlere hemen tepki gösterirdi. Tam bir mücahid olarak yaşadı. Bunun yanında ipek gibi yumuşak bir huya sahipti. Kimseyi kırmaz, incitmezdi. Güzel ahlak sahibiydi. Haftalık sohbetlere mutlaka katılırdı. Sohbeti çok hoştu, konuştukça dinleyenlerin gönüllerine girerdi. Güler yüzlü, tatlı sözlüydü. Hacı amcam tam manasıyla bir Allah dostu, kesinlikle bir velî idi.

Kendisiyle çok hatıralarımız vardır. 1980 öncesi o anarşi döneminde, yalnız başıma yürürken Valiliğin karşısında bugünkü sarraflar yer altı çarşısının tam üstünde bir anda 4 - 5  kişilik bir grubun saldırısına uğradım. Etrafımı çevirdiler, birinin elinde de zincir vardı. O zinciri sallarken diğerleri kuşatmayı daraltıyor ve aynı anda saldırmayı planlıyorlardı. Ben kendimi nasıl savunacağımı düşünürken ve tam onların saldırıya geçeceği anda Hacı İbrahim amcam göründü. Nereden nasıl geldi bir türlü anlayamadım. Elinde zincir olan adama öyle bir Osmanlı tokadı nakşetti ki adam tokadın şiddetinden yere yuvarlandı. O anda oradan geçmekte olan bir arkadaşımın da destek vermesi ile bu defa biz onlara saldırıya geçtik. Adamlar bir anda neye uğradığını şaşırdılar. Beni dövmeyi planlarken kendileri dayak yemeye başlayınca kaçmaya çalıştılar. O anda gelen polisler hepsini toplayıp götürdü. Çok büyük bir dayak yemekten hacı amcamın sayesinde kurtulmuş oldum. Hacı amcamın daima mazlumun yanında, zalimin karşısında ve hiç düşünmeden mazluma destek olan, arka çıkan, koruyup kollayan bir yapısı vardı.

Türbe civarındaki eski evi yıkılmış, Belediyenin yaptığı adliye yolu üzerindeki yeni evine taşınmıştı ama bu defa hastalıkları artmıştı. Yürümekte zorlanıyor, dışarı çıkamıyordu. Hasta iken dahi gelen ziyaretçilerini geri çevirmedi, herkesi kabul etti, herkesle sohbetler etti. Ben de kendisini sık sık ziyaret ediyordum. Ne zaman gitsem kendisini kitap okurken görürdüm. Başucunda kitapları ve radyosu hiç eksik olmazdı. Bir defasında babam; “Oğlum Hacı İbrahim Efendiye beni de götür, bir görüşelim, helalleşelim”  deyince beraber gittik. Çok hoş, çok güzel sohbetleri oldu. Hacı amcam, Hoca Efendiden aldığı tadı, hazzı, neşeyi anlatırken adeta o günleri yeniden yaşadı. Bu dergâha bağlılığının verdiği mutluluğu her hâlinden anlaşılıyordu. Konuşmaları sırasında hacı amcamın babamdan sadece 10 gün büyük olduğu anlaşıldı. Erbakan hocanın da aynı yıl dünyaya geldiğinden söz edildi.  Ayrılırken helalleşmeleri sırasında çok duygulandım. Daha sonraki bir ziyaretimde; “Hacı amca evinize kameraları getireyim de burada bir TV programı yapalım. Hoca Efendiyi anlatın, hayatınızın önemli olaylarını anlatın, bir hatıra kalsın” dedim. Ama TV’lerde görünmeyi, basında haber olmayı hiç istemeyen, reklamı sevmeyen bir yapısı olan hacı amcam bu teklifimi kabul etmedi. Daha sonra bu teklifimi birkaç kez tekrarladım. Biraz da ısrar ettim ama kabul ettiremedim.  Son ziyaretimden kısa bir süre sonra vefat haberi geldi. Vefatı beni ve cemaatimizi oldukça sarstı. Çok sevip saydığımız muhterem bir büyüğümüzü kaybetmenin derin acısını yaşadık. Ama emir Allah’tan olunca yapacak bir şey yoktu. Takdiri İlahi böyle cereyan etti. Allah gani gani rahmet eylesin.

Vefatından sonra Üçler mezarlığına defnedilen Hacı amcamın oğulları Bekir ve Mehmet Büyükkapancı kardeşler babaları ile ilgili şu bilgileri verdiler:

“Babamız, Sırat-ı müstakim üzere bir hayat yolculuğunun rehnuması, yol göstericisi olmuştur. Başlangıçta yalnız yürüdüğü bu yolun Konya kısmında çeşitli imtihanlardan geçmiş, sabır ve Allah’ın inayetiyle muvaffak olmuştur. Zamanla ihlas ve samimiyetin semeresi görülmüştür. Hayatının dönüm noktası olan Hocaefendi ile tanışıp elini öpmesinden itibaren artık kendini İslam’ı yaşamaya, yaşatmak için mücadeleye, Hakk’ın hakimiyetini tesis yolunda çalışmaya karşı müthiş derecede gayretkeş olmuştur. O günden sonra ölümüne yakın zamanlara kadar gece namazlarını ve okumalarını hiç terk etmemiştir. Gece iki buçuk gibi kalkar meşgul olur, sabah namazını Sultan Selim’de kılar ve işrak namazı kılmadan uyumaz veya dışarı çıkmazdı. Yıllarca Tahir hocamızı, Bozkırlı Mustafa Efendiyi Abdurrahman Öksüz Hoca Efendi’yi dinledi. Merhum muazzez Hacıveyiszade hocamızın bir duasını anlatır ve “sonucu dediği gibi oldu” derdi. Yetim kalan üç küçük yeğenine bakıp büyütür. Yeğenleri küçükken hocaya okutmaya götürür. Durumu öğrenen hocamız çocukları öpüp kokladıktan sonra; ”Oğlum sen bunlara iyi bak, Allah sana ne nimetler verecek” demiş. İşte hayatında bu nimetleri gördüğünü ağlayarak ifade ederdi.  Şüphesiz Allah’tan geldik Allah’a aitiz ve sonra tekrar O’na döneceğiz. Cümle irtihal-i dar-ı Beka eyleyen iman ehli ile beraber babamıza da Rahmet, Mağfiret, Kevser, Sancak, Şefaat ve Rıza-i Hakk ile Cennet, dilek ve dualarımızla… Allah; son nefesimizde iman ile gitmeyi hak edecek bir hayat sürmeyi, şehit olmayı, şehadeti söyleyerek ölmeyi cümlemize nasip etsin.”       

İlim Yayma Cemiyeti Konya Şube Başkanı Mehmet İncili abimiz merhum hacı amcamla ilgili şunları söyledi: “Kendisini talebelik yıllarımda tanıdım. O yıllardan itibaren irtibatımız hiç kesilmedi. Kendisinden çok istifade ettim. Onun kadar İslâmî şuura sahip insana da hayatımda çok az rastladım. Çok zeki idi. Hayatı boyunca çok kitap okuduğu için geniş bir kültüre sahipti.  Meseleleri kolay kavrar, arka planını hemen tahmin ederdi. Kulluk şuuruna sahip olduğundan vaktini çok iyi kullanır, asla vakit israfı yapmazdı. İbadet hayatı çok zengindi. Cemaate çok dikkat eder, dondurucu soğuklara aldırmadan sabah namazını Sultan Selim Camiinde eda ederdi. Evradını, ezkârını, tasavvufi vazifelerini asla aksatmaz, gece erken kalkarak onları îfa ederdi.  Vefalı idi, dostluğa çok önem verirdi. Haksızlığa hiç tahammül edemez, daima mazlumun yanında yer alırdı. Celâlli idi, hele İslam’a yönelik bir hakaretle karşılaşsa kendisini kaybederdi. Siyaseti yakından takip eder, gelişmelere İslam penceresinden bakarak teşhis koyardı.  Müstağni idi, kimseden bir şey istemez, darlıklara sabrederek haline şükrederdi. İslam’ın derdini daima kendi derdinden önde tutardı. Gençlerin problemleri ile ilgilenir, engin tecrübesiyle onlara yol gösterir, yardımcı olurdu. Dost ziyaretine, kabir ziyaretine önem verir, bunları aksatmazdı.  Espriyi ölçülü yapar, laubalilikten kaçınırdı. Hafızası çok güçlü idi, üzerinden yıllar geçmiş hatıraları yeni yaşanmış gibi anlatırdı. Allah (c.c.) dostlarını sever, onlara hürmette kusur etmezdi.  Şüphesiz onlar tarafından da çok sevilirdi. Hacı İbrahim abimize Cenab-ı Hak rahmeti ile muamele etsin, makam-ı cennet olsun.”

Oğulları Bekir ve Mehmet Büyükkapancı kardeşler başta olmak üzere hacı teyzemize ve tüm cemaatimize tekrar başsağlığı dileklerimi iletiyor, Hacı amcama bir kere daha Yüce Allah’ın rahmetiyle muamele yapmasını diliyorum. Mekânı cennet olsun. Cennette buluşmak en büyük dileğimdir.

Son Güncelleme: 11.05.2022 09:29
Anahtar Kelimeler:
IbrahimBüyükkapancıHaber
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner64

banner50