banner5

Konya’dan tarih fışkırıyor

NEÜ Sanat Tarihi Bölüm Başkanı ve Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırmalar Merkez Müdürü Prof. Dr. Ahmet Çaycı; “Konya şehrinde kazmayı nereye vurursanız tarih fışkırıyor dersem mübalağa etmemiş olurum. Bu da bizim tarihi ve kültürel zenginliğimizdir” dedi

24 Nisan 2021 Cumartesi 01:37
Konya’dan tarih fışkırıyor

Birbirinden değerli araştırma ve kitaplarıyla öne çıkan Prof. Dr. Ahmet Çaycı ile dünden bugüne derin sohbetimizde Konya’nın derin tarihi geçmişinden Ürdün’deki Osmanlı izlerine, batının oryantalizmi vesile kılarak neleri hedeflediğinden mitolojiye kadar pek çok sorumuza cevap bulduk. “Konya’da kazmayı nereye vursanız tarih fışkırıyor” diyen Çaycı daha neler anlattı neler:

Hangi tarihte nerede dünyaya geldiniz? İlk ve orta öğrenimi hangi okullarda tamamladınız?

1968 Konya-Derbent doğumluyum. İlk ve Orta eğitimi Konya-Derbent’te; liseyi Tekirdağ’da; Üniversiteyi ise Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nde 1990 yılında tamamladım. 1992 senesinde Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk-İslâm Sanatları Anabilim Dalı’nda Dr. Hasan Özönder’in yanında, araştırma görevlisi olarak akademik vazifeye başladım. 1993 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisansımı bitirdim. 1996 senesinde MEB bursuyla Ürdün Üniversitesi’nde Arapça Dil okuluna bir yıl süreyle devam ettim. 2000 senesinde Hacettepe Üniversitesi’nde doktoramı ikmal ettim. Başta Selçuklu Sanatı olmak üzere İslâm Sanatları, Oryantalizm, Sembolizm, Vakıf ve Sanat gibi konular üzerine araştırmalar yapmaktayım ve bu sahada çok sayıda kitap ve onlarca makale kaleme aldım.

Yükseköğrenim tercihinizin nasıl oluştuğunu anlatır mısınız?

Yükseköğrenime gelmeden Ortaokul seviyesinde iken bazı sorunlar ve gelgitler yaşadığımı ifade etmek isterim. O dönem Konya’nın küçük bir kasabası olan Derbent’te ortaokula başlamış olmanın heyecanıyla birlikte ilk hafta kahvehanenin önünde oturma cezası olarak dönemin okul müdüründen yediğim dayak sonucu okulu bırakmaya karar vermiştim. Rahmetli babam o tarihte rızık temini için gurbette bulunduğundan rahmetli annemin ısrarı ile okula devam etmek zorunda kalmıştım. Annemin o ısrarı akademiye kadar uzanan yolculuğun önemli yapı taşlarından birini teşkil etmiştir. Liseyi Tekirdağ’da parasız yatılı olarak tamamladıktan sonra Konya’da okumanın da mümkün olabileceğini idrak edebilecek yaşa gelmiş idim ve Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Sanat Tarihi Bölümü’nü tercih etmiş ve bu bölümü de severek tamamlamıştım.

Lisans eğitimini tamamlamanızın akabinde Selçuk Üniversitesi’nde göreve başladınız. Bu dönemi anlatır mısınız?

Lisans yıllarında yaz tatillerini oldukça iyi değerlendirdiğimi söyleyebilirim. Klasik öğrenci alışkanlıklarının tamamen dışında Alanya’da turizm sektörüne çalışarak ve de özellikle yabancı dili konuşabilmek gayesiyle öğrencilik yıllarımın dolu dolu geçtiğini söyleyebilirim. Nitekim dört yıllık sürecin sonunda hem istediğim yabancı dil seviyesini yakalamış hem de geçinebileceğim parayı kazanmış durumdaydım. Yabancı dil konusundaki sürecin tamamlanmasından sonra Arkeoloji ve Sanat Tarihi sahasındaki tecrübelerimi artırmak gayesiyle Prof. Dr. Haşim Karpuz başkanlığındaki Konya Dokuzun Hanı Kazı ve Restorasyon ekibinde görev almaya başladım. Bir taraftan Yüksek lisans çalışmalarım devam ederken diğer taraftan saha çalışmalarının dâhilindeki gelişmeler sayesinde rahmetli Hasan Özönder’in riyasetinde Türk İslam Sanatları Kürsüsü’ne asistanlığımla yeni bir serüvene başlamış oluyordum.

Yüksek Lisans ve doktora sürecinize dair neler söylemek istersiniz?

Yüksek Lisansımı Prof. Dr. Ali Baş hocamın danışmanlığında “Eşrefoğlu Beyliği’nin Mimari Eserleri” başlığıyla tamamladım. Bu süreçte lisanstan beri hocam olan Prof. Dr. Yılmaz Önge Beyi rahmetle anmak isterim. Nitekim hem lisans hem de Yüksek Lisans düzeyinde bilgi ve görgüsüyle bizim hayatımızda derin izler bıraktığını söyleyebilirim. Hatta o dönemde, yazılı kaynağa ulaşmanın çok zor olduğu günlerde evindeki özel kütüphanesini bana tahsis etmişti. Benzer katkıyı Konya çelebisi A. Sefa Odabaşı beyefendiden de görmüştüm.

Lisans ve Yüksek Lisansı Konya’da tamamlamış olmanın verdiği bıkkınlık veya aynı mekânlarda bulunmanın getirdiği psikolojinin dışına çıkma zamanı geldiğini düşünerek doktora için Ankara’ya gittim. Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nin programlarını araştırdım. Şubat dönemi olması sebebiyle sadece Hacettepe Üniversitesi’nde program ilan edilmişti ve ben de oraya başvurumu yaptım, sınavları vererek doktora programına kayıt hakkı kazanmış oldum. Bu esnada Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı benim danışmanlığımı kabul etmişti ki bu benim için büyük bir onur vesilesiydi. Nitekim doktora süresince hem Beyhan Karamağaralı’dan hem de sahanın duayenlerinden Prof. Dr. Haluk Karamağaralı’nın rahlesinden geçme fırsatı edinmiştim. Konya’dan Ankara’ya gidip gelirken Ankara’nın kütüphaneleriyle birlikte Karamağaralı ailesinin zengin kütüphanesinden de faydalanma imkânı bulmuştum. Yine o süreçte Türkiye’nin önemli akademisyenleri A. Yaşar Ocak, Yıldız Ötüken, Filiz Yenişehirlioğlu, Günsel Renda, Oluş Arık ve Rüçhan Arık gibi isimlerden ders alma ve tartışma imkânları bulmuştum.

Akademik kariyer seyriniz ve müteakip yıllardaki görevlerinizi anlatır mısınız?

2000 yılında doktorayı tamamladıktan sonra SÜ. İlahiyat Fakültesinde ders vermeye başladım. 2002 yılında Yardımcı doçent, 2006’da doçent ve 2012 yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde profesör kadrosuna atandım. 2018-2021 yılları arasında NEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı görevinde bulundum. Halen NEÜ Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Uygulama ve Araştırmalar Merkezi Müdürlüğü görevim devam etmektedir. Yine şu anda NEÜ Sanat Tarihi Bölüm Başkanı olarak da görev ifa etmekteyim.

İlmi değeri yüksek ve kaynak eser niteliğinde çok kitabınız kütüphanelerde kayda girdi. Eserlerinizden bahseder misiniz?

Burada kitaplarımın isimlerini zikredelim: 1- Anadolu Selçuklu Sanatında Gezegen ve Burç Tasvirleri, 2- Eşrefoğlu Beyliği Dönemi Mimari Eserleri, 3- Ürdün’de Osmanlı Mimarisi, 4- Selçuklularda Egemenlik Sembolleri, 5- Oryantalizm Oksidentalizm ve Sanat, 6- İslam Mimarisinde Anlam ve Sembol, 7- Türk-İslam Kültüründe Vakıf ve Sanat, 8- Hicaz Seyahatnamesi (Haz.), 9- Bursa’dan Konya’ya Seyahat-Konya Seyahati Hatıratından (Haz.), 10- Seyahatnamelerde Konya (Haz.), 11-Uzluk Ailesi Armağanı (Haz.), 12- Mevlana Ocağı (Haz.), 13- Hakikat Adamı Mehmet Akif’e Armağan, (Haz.), 14- I. Ulusal Sille Sempozyumu Bildiri Kitabı (Haz.), 15- Geçmişten Günümüze Sille Albümü (Haz.), 16- Mitoloji ve Din (Haz.), 17- Türk İslam Sanatları Tarihi (Haz.), 18- Aladağ’ın İncisi Derbent (Haz.), 19- I. Uluslararası Selçuklu Tarihi Coğrafyası Sempozyumu Bildiri Kitabı: Suriye, Irak, Filistin (Haz.),

Katıldığınız ulusal ve uluslararası konferans, seminer ve panellere dair, sunduğunuz tebliğ ve makalelerine dair neler söylemek istersiniz?

Yurt içi ve yurtdışında çok sayıda toplantıya katıldım. Bunlar Türkiye’nin doğusundan batısına kadar oldukça değişik platformlarda, dilimizin döndüğü kadarıyla, bildiklerimizi anlatmaya gayret sarf ettik. Sadece yurtiçi değil Amerika Birleşik Devletleri’nden Kazakistan’a; Rusya’dan Ürdün’e kadar farklı ülkelerde ülkemizi temsil etmeye çalıştık.

Ancak ilk bildirimi Ankara’da verdiğim zaman oldukça heyecanlandığımı, kürsüdeki suların tamamını tükettiğimi hatta beni dinleyen arkadaşların heyecandan düşüp bayılacağım anı beklediklerini asla unutamam!

Mitoloji ve Din üzerinde biraz durmak gerekirse… Yaratılan ilk insanın peygamber olduğu bir dünyada mitoloji başlığı altındaki tüm sunumları doğru kabul etmek mümkün mü?

Mitoloji konusunda da araştırmalarım olduğunu ifade etmeliyim. Mitoloji, destan, esatir, efsane ve kült bunların tamamının özünde “bir” olanın zaman içinde sözlü kültürle birlikte farklı söylemlerinden ibarettir. Daha açık söylemek gerekirse; “tevhid”i inanç sisteminin zamana bağlı olarak sözlü kültürdeki değişimini teşkil etmektedir. O değişimin içine beşer ve tabiat unsurları yerleştirilmek kaydıyla yeni inanç sistemleri teşekkül ettirilmiştir. Buralarda da insanın ve tabiatın merkeze alındığı motiflere müracaat edilmiştir. Zaten mitoloji kelimesinin etimolojisine bakarsak “söylenen söz” anlamına geldiği görülür ki bu bütün meseleyi izah için yeterlidir.

İnsanlık tarihinin en eski şehirlerinden Konya’nın gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen tarihine dair neler söylemek istersiniz?

Konya insanlık tarihinin erken iskân alanlarının başında gelmektedir. Çatalhöyük, Boncukluhöyük gibi Neolitik dönemin erken yerleşmelerine sahip nadir şehirlerden biridir. Yine Lystra, Gilistra, Zengibar, Kubadabad, Gevale gibi sınırlı sayıdaki mekânların mevcudiyeti dahi Konya’nın tarihteki kıymetini izah için yeterlidir. Tarihi sadece bu mekanlarla sınırlandırmadan mekanların sayısını artırmak mümkündür.

Özellikle Konya merkezdeki Alaaddin Tepesi bile insanlık tarihinin en önemli merkezlerinden biri olarak şehrin merkezinde durmaktadır. Orada daha evvel gerçekleştirilen bilimsel kazılar sayesinde höyüğün tarihi M.Ö 2500’lü yıllara kadar buluntular vermiştir. Kısaca ifade etmek gerekirse Konya şehrinde kazmayı nereye vurursanız tarih fışkırıyor dersem mübalağa etmemiş olurum. Bu da bizim tarihi ve kültürel zenginliğimizdir.

Takkeli Dağ (Gevale Kalesi)da yaptığınız arkeolojik çalışmaları yakından takip etmekteyiz. Bu hususta bize bilgi verebilir misiniz?

Takkeli Dağ veya Gevale Kalesi’ndeki çalışmalarımızda sekiz yılı geride bıraktık. Selçuklu Belediyesi, Konya Müzeler Müdürlüğü ile Necmettin Erbakan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü olarak işe başladık ve kurumlar arası işbirliğinin uyumunu sekiz yıllık beraberlikte ortaya koymuş bulunmaktayız. Bu birliktelik Konya’daki diğer kurumlara örnek teşkil etmesini diliyorum. İşin idari boyutuyla birlikte bizi ilgilendiren teknik boyuta gelince Ortaçağ tarihinin önemli buluntularını bilimsel kazı yöntemlerini kullanarak tespit etmiş durumdayız. Buradan elde edilen buluntular ise Konya Müzelerinde teşhir edilmektedir.

Gevale Kalesi’ni tarihi kaynaklar, “Konya’nın kilidi” şeklinde tanımlamaktadırlar. Bu cümleden hareketle Gevale Kalesi’nin, Konya’nın güvenli mekânı olduğunu söyleyebiliriz. Bu kale normal bir iskân mekânı olmaktan öte yönetici kitlenin olağanüstü durumlardaki sığınma mekânı olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta kalede Selçuklu sultanlarının sefirleri kabul ettiği ve de av mekânı haline getirdiğini bilmekteyiz. İşte bu denli önem arz eden kalede kazılarla bu bilgileri destekleyecek taşınmaz ve taşınabilir kültür varlıklarını tespit etmenin mutluluğunu yaşamaktayız.

DEVAM EDECEK

MUSTAFA GÜDEN

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner64

banner50