Kent merkezine 21 kilometre uzaklıktaki Atabey ilçesinde yer alan baraj göletinde yaşanan su çekilmesinin ardından tabanda devasa bir deliğin açılması, bölgede büyük bir şok dalgası yarattı. Çevre sakinlerinde korku uyandıran bu gizemli doğa olayının hemen ardından Devlet Su İşleri ekipleri ve bilim insanları bölgeye giderek derinlemesine bir inceleme başlattı.
Uzmanlar tarafından yapılan ilk saha gözlemleri, bu çöküntünün arkasında yatan nedenlerin kamuoyunda bilinen örneklerden çok daha farklı olduğunu ortaya koydu. Bölgede incelemelerde bulunan Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ufuk Gürkan Yıldırım, yaşanan durumu tamamen jeolojik bir handikap olarak nitelendirdi. Bilim dünyasından gelen bu açıklamalar, çevre sakinlerinin tedirginliğini bir nebze olsun hafifletirken, gözleri Devlet Su İşleri tarafından hazırlanacak nihai teknik rapora çevirdi.

YERALTINDAKİ OTUZ YILLIK GİZLİ AKINTI YÜZEYİ ÇÖKERTTİ
Baraj göletindeki bu çöküşün ardından kamuoyunun aklına ilk olarak Konya Ovası’nda sıklıkla görülen ve tarımsal sulama kaynaklı devasa obruklar geldi. Ancak bilim insanları Isparta’da yaşanan bu tablonun çok daha farklı ve kendine has bir jeolojik süreç barındırdığını vurguluyor. Konya’daki obrukların yeraltı sularının çekilmesi ve karbondioksitin kireçtaşlarını eritmesiyle oluştuğunu belirten uzmanlar, Atabey’deki durumun doğrudan yüzeydeki suyun yeraltına sızma çabasından kaynaklandığını ifade ediyor.
1993 yılından bu yana su tutan ve bölgenin can damarı olan suni göletin tabanında, otuz yılı aşkın bir süredir mikro düzeydeki kılcal yollar üzerinden su sızıntıları yaşanıyordu. Zaman içerisinde yeraltındaki bu kılcal damarların genişlemesi, üstteki toprak tabakasının taşıma gücünü tamamen yitirmesine yol açtı. Taşıyıcı gücünü kaybeden üst örtü tabakası da büyük bir gürültüyle yeraltındaki boşluğa doğru çökerek düden benzeri devasa bir yutak oluşturdu. Bilim insanları bu durumu mühendislik hatalarıyla veya baraj yapım aşamasındaki ihmallerle ilişkilendirmenin doğru olmayacağını, kılcal damarların yıllar içindeki hareketinin fizibilite çalışmalarında tespit edilmesinin neredeyse imkansız olduğunu dile getiriyor.

KURAKLIK DEĞİL TAMAMEN DOĞAL BİR SÜREÇ
Geçtiğimiz yıl aynı dönemde Atabey Göleti’nde yaşanan su çekilmesi tamamen bölgedeki aşırı kuraklık ve insan kaynaklı yoğun su kullanımıyla doğrudan bağlantılıydı. Ancak bu yıl durum tamamen tersi bir tabirle karşımıza çıkıyor. Bölgenin bu kış ve bahar aylarında meteorolojik olarak oldukça yüksek miktarda yağış alması, tüm yüzeysel su kaynaklarını en üst limitlerine kadar doldurmuştu. Dolayısıyla göletteki su kaybının ve ardından gelen çöküşün kuraklıkla hiçbir alakası bulunmuyor. Kar yağışının az olması yeraltı sularını beslemese de, yoğun yağmurlar yüzeydeki su miktarını maksimum seviyeye ulaştırmıştı. Tamamen dolan gölün yarattığı yüksek su basıncı, yeraltındaki o gizli boşluğu tetikleyerek çöküşü hızlandırdı.
Yetkililer, yaşanan bu durumun ardından hızlıca aksiyon alarak gölet tabanında oluşan yutağı izole etti ve su kaçıran o derin gideri kapatmak için teknik çalışmaları başlattı. DSİ yetkililerinden alınan bilgilere göre, yeraltı boşluğunun tamamen kapatılması ve izolasyon işlemlerinin tamamlanmasının ardından doğa harikası gölet yeniden su tutmaya başlayacak. Uzmanlar, gerçekleştirilecek mühendislik müdahalelerinin ardından Atabey Göleti’nin en kısa sürede eski su kotuna ve o özlenen büyüleyici manzarasına yeniden kavuşacağını öngörüyor.




