KIRIM’DAN KONGO’YA VİRÜSÜN TARİHİ
Dünya genelinde büyük bir ciddiyetle takip edilen bu tehlikeli virüsün geçmişine dair bilgi veren Konya Başkent Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doktor Aynur Süner: "Bu virüs, ilk olarak 1944 yılında Kırım'da, daha sonra ise 1956 yılında Kongo'da izole edilmiştir. Yapılan çalışmalarda, 1969 yılına gelindiğinde bu iki virüsün aslında aynı virüs olduğu fark ediliyor ve hastalığın ismi tüm dünyada 'Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi' olarak değiştiriliyor." ifadelerini kullandı. Türkiye'de ilk vakaların 2002'de görüldüğünü, 2003 yılında ise hastalığın adının konulduğunu belirten Süner; virüsün nisan ve ekim ayları arasında, insanların kırsala çıktığı yaz sezonunda pik yaptığını söyledi. Tokat, Erzincan, Gümüşhane, Yozgat, Sivas, Amasya, Çorum ve Çankırı'nın endemik bölgeler olduğunu aktaran Süner, tek tek görülen sporadik vakaların her ilde karşımıza çıkabileceğini belirterek, "Bir ilde kene ile enfekte olurum, başka bir ilde kene ile enfekte olmam' şeklindeki bir algı kesinlikle yanlıştır." sözleriyle toplumu uyardı.

YÜKSEK RİSK GRUPLARI VE GÖRÜNMEZ TEHDİT
Hastalığın bulaşma riski yüksek olan meslek ve kişi gruplarına dikkat çeken Uzman Doktor Aynur Süner: "Tarım işçileri ve hayvancılıkla uğraşanlar en yüksek risk grubunu oluşturuyor. Daha sonra çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, laboratuvar çalışanları ve askerler geliyor." açıklamalarında bulundu. Konya Başkent Üniversitesi Hastanesi Uzmanı Doktor Aynur Süner, hasta yakınlarının salgılarla temas nedeniyle, hastane çalışanlarının ise nazokomiyal (hastane kaynaklı) yollarla büyük risk altında olduğunu ifade etti. Kenenin diğer böceklerden farklı olarak ısırdığı yerde sabit kaldığını ve günlerce orada kan emdiğini belirten Süner: "Peki, kene ısırınca bunu fark ediyor muyuz?' derseniz, hayır fark etmiyoruz. Çünkü kene bizi ısırdığında canımızı acıtmadan, yavaş yavaş kan emer. Bazen hastalar üzerlerinde taşıdıkları keneyi 7-8 gün boyunca fark edemeyebiliyor." dedi. Süner; kenenin saçlı deri, koltuk altı ve kasık gibi tüylü bölgelerde kendini sakladığını, bu yüzden açık havadan dönünce tüm vücudun kontrol edilmesi gerektiğini hatırlattı.
YANLIŞ MÜDAHALELER VİRÜSÜ DOĞRUDAN BULAŞTIRIYOR
Vücutta bir kene fark edildiğinde zaman kaybetmeden müdahale edilmesi gerektiğini belirten Süner: "Yapacağımız ilk şey, mümkünse en kısa zamanda keneyi vücuttan çıkarmaktır. Kene vücuttan ne kadar hızlı uzaklaştırılırsa, bize hastalık bulaştırma ihtimali o kadar azalacaktır." dedi. Toplumsal hayatta sıkça yapılan hatalara değinen Konya Başkent Üniversitesi Hastanesi Uzmanı Doktor Aynur Süner, şu hayati uyarıyı yaptı: "Başını derinin içine sokup kan emmeye başladığı dönemde, siz kalkıp üzerine kolonya dökmek, dezenfektan dökmek veya sigara söndürmek suretiyle çıkarmaya çalışırsanız hayvanı strese sokarsınız. Kene bu şekilde deri içinde kustuğunda, midesindeki Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi virüsünü doğrudan size bulaştırmış olur. Bu yüzden, mümkün olduğu kadar hayvanı irite etmeden, özel bir cımbızla yavaşça deriden ayırmak lazımdır. Mesela köylerde insanlar keneleri tırnaklarının arasına alıp çıtırdatarak öldürmeyi severler. Bu çok yanlıştır."
KORUNMA YOLLARI, BELİRTİLER VE TEDAVİ SÜRECİ
Kırsala çıkarken açık renkli kıyafetler giyilmesini ve pantolon paçalarının çorabın içine sokulmasını tavsiye eden Süner, kene temasından sonraki 1 ila 3 gün içinde maksimum 9 gün içinde bulguların başlayabileceğini belirtti. İlk olarak ateş, kırgınlık, kas ve eklem ağrısı gibi genel enfeksiyon belirtileri ile ciddi kas ağrıları görüldüğünü söyleyen Süner, laboratuvar testlerinde karaciğer enzimlerinin yüksek çıktığını, kanama pıhtılaşma sürelerinin (PT) bozulduğunu ve trombosit sayısının düştüğünü ifade etti. Özellikle kas enziminin (CK) yüksek çıkmasının bu hastalıkta çok ayırt edici bir test olduğunu vurguladı.
Hastalığın tıbbi tedavi boyutuna değinen Uzman Doktor: "Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi virüsünde hangi tedaviyi uyguluyoruz?' diye soracak olursanız; maalesef bilinen etkin bir tedavisi ve aşısı yoktur. Bizler klinik bulgular oluştuktan sonra hastayı yatırıp, tamamen semptomatik destek tedavisi uygularız." dedi. Süner; diş eti, burun veya idrar yolu kanaması olan hastaların yatarak tedavi edilmesi gerektiğini; bu süreçte kan nakli, trombosit süspansiyonu ve taze donmuş plazma uygulandığını, ileri vakalarda denenen ribavirin tedavisinin ise etkinliğinin tam bilinmediğini belirtti.
ÖLÜM ORANI VE HAYVANLARDAN DOĞRUDAN BULAŞMA RİSKİ
Konya Başkent Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doktor Aynur Süner ağır vakalardaki ölüm oranı çok yüksek oranda görülebildiğini belirti Sağlık bakanlığı verilerine göre 2002-2024 yılları arasındaki Türkiye'de toplam 17.132 vaka görülmüş ve 819 kişi hayatını kaybettiği verileri bildirdi. Genel olarak vakaların büyük kısmında iyileşme görülmektedir. Her türlü tıbbı tedaviye rağmen iyileşemeyen olgularda sonuç ne yazık ki ölümdür." ifadelerini kullandı. Süner, iyileşenlerin hayat boyu bağışıklık kazandığını ve bu hastalıkla karşılaşsalar bile tekrardan hastalanmadıklarını belirtti
Son Uzman Doktor Aynur Süner, kene dışındaki bulaş yolları hakkında şu çarpıcı açıklamayı yaptı Bir hayvana dışarıdan bakarak virüs taşıyıp taşımadığını anlayamayız. Virüsün büyükbaş hayvanlarda hiçbir belirti göstermeden (asemptomatik) taşıyıcı olabileceğini belirtti: "Enfekte hayvanın kesime gittiğinde, kasapların ve mezbahane işçilerinin çıplak elle enfekte hayvanın kanı ve dokularına temas etmesi durumunda hastalığın bu kişilere keneden bağımsız direk bulaşabileceğini belirtti. Bunun yanında hayvanın eti iyi pişirilmeden tüketildiği zaman da bulaşma riski olabileceğini ekledi.




