KONYA'DA SANATÇILARI VE KOLEKSİYONCULARI İMRENDİREN KEŞİF

Konya'da yaşayan Udî Fatih Çinioğlu, müzik ve koleksiyon dünyasında büyük bir yankı uyandıracak şaşırtıcı bir iddiada bulundu. Çinioğlu, tüm dünyada sanatçıların ve koleksiyoncuların peşinden koştuğu, paha biçilemez değere sahip orijinal iki Manol uddan birinin kendi elinde bulunduğunu, diğer orijinal enstrümanın ise Mevlana Müzesi'nde yer aldığını söyledi. Herkesi hayrete düşüren ve merak uyandıran bu iddia, sanatçı ve koleksiyoncu çevrelerinde büyük bir imrenme duygusu yarattı. Bahsi geçen bu paha biçilemez asırlık udlar, kendine has "Manol Sesi" tınısı, kusursuz estetiği ve yüzyılı aşan ömrüyle günümüz virtüözleri ile enstrüman yapımcıları için muazzam bir mirasın temsilcisi konumunda bulunuyor.

Manşet 2026 05 25T122716.380

LUTİYE SANATININ ZİRVESİ VE MARKALAŞAN "MANOL FORMU"

İl Müdürü Murat Yiğit: "Büyük bir sorumluluk yükleniyoruz"
İl Müdürü Murat Yiğit: "Büyük bir sorumluluk yükleniyoruz"
İçeriği Görüntüle

İnsanlığın varoluşundan bu yana doğal malzemelerle şekillenen çalgı yapım sanatı, zamanla seçkin bir iş koluna dönüşerek telli enstrüman imal eden lutiye unvanını doğurmuştur. Keman dünyasında Stradivarius ve Amati, gitarda Torres ne anlam ifade ediyorsa, ud yapım tarihinde de Manol Emmanuel Venios aynı ölçüde bir mihenk taşı ve dünya çapında bir marka olarak kabul görmektedir. Çalgı yapımına 1870 yılında başladığı bilinen, ilk mesleği mobilya cilacılığı ve doğramacılık olan Rum asıllı Manol usta, ağaç işleme ustalığını çalgı yapımına aktararak uda adeta zamansız bir ruh üflemiştir. Onun geliştirdiği teknikler o kadar güçlü bir kabul görmüştür ki, günümüzde lutiyeler belirli bir form ve karakterdeki enstrümanları tanımlamak için doğrudan "Manol ud" tabirini kullanmaktadır. Geçmişten günümüze gelen formların kalıcı bir modele dönüşmesini sağlayan usta; çalgının en önemli ses karakterini oluşturan gövde, sap, burguluk ve ses tablası gibi unsurlara nihai halini vererek tarihe kazımıştır.

Manşet 2026 05 25T122630.225

AKUSTİK BİR MUCİZE: KUSURSUZ İŞÇİLİK VE MALZEME DEHASI

Manol ustayı çağdaşlarından ayıran ve udlarının bugün bile ses kalitesi ile ekonomik değerini en üst seviyede korumasını sağlayan temel unsur, onun icat ettiği benzersiz yapısal ve fiziksel tekniklerdir. Yapılan araştırmalarda 1888-1915 yılları arasında üretilen udları incelendiğinde, ustanın gövdede ağırlıklı olarak ceviz, ceviz-erik ve ceviz-gül ağaçlarını 19 veya 21 dilim halinde kullandığı görülmektedir. Gövde ile sap birleşiminde yer alan ön takozun keskin kenar kalmayacak biçimde içe doğru oyulması, Manol’un dehasını ele veren en büyük ayırt edici özelliktir. Bu teknik sayesinde enstrümanın ağırlığı azalmakta, gövde içindeki rezonans (tınlaşım) hacmi genişlemekte ve sesin yansımasını engelleyen keskin köşeler ortadan kalkmaktadır. Ses tablasında ladin ve köknar tercih eden Manol, kirişleri ve tablayı lif yönü kesitleri 30-45 derece açılı olacak şekilde yerleştirmiştir. Alt eşiği ise gövdenin en derin noktasından 1,50-2,00 santimetre geriye, parabol eğrisinin tam odak noktasına konumlandırarak ses yansımalarının kusursuz bir biçimde dışarıya, dinleyicinin kulağına ulaşmasını başarmıştır.

ESTETİĞİN İMZASI: YARIM AYLAR, SEDEFLİ KAFESLER VE KÜÇÜK GAGALAR

Bir Manol uduna bakıldığında onun özgünlüğünü haykıran, adeta birer imza niteliğindeki görsel zarafet unsurları göz kamaştırmaktadır. Dilimlerin üzerine titizlikle yapıştırılan ve yarım ay şeklinde kesilen aynalar, elips geometrisindeki bağa görünümlü sentetik mızraplıklar ve kısa formda üretilen sapların üzerindeki çift sıra akçaağaç çerçeveli tuşe süslemeleri bu estetiğin parçalarıdır. Ustanın tüm udlarında standart bir form halinde kullandığı, geriye doğru 2-3 derece açılı alt eşikler, ses tablası yapışma alanını artıracak şekilde tasarlanmıştır. Ancak onu en çok ele veren görsel mühür, büyük ses deliği kafesinin tam merkezinde yer alan yuvarlak sedef taş süslemedir. Burguluk yan duvarlarında kullanılan kusursuz akçaağaç ve siyah boyalı filetolar ile öne doğru hafif eğimli, yukarıya doğru daralan önü yuvarlatılmış o karakteristik küçük gaga formu, Manol işçiliğinin erişilmez sınırlarını çizmektedir. Enstrümanın kalbinde yer alan eski Türkçe ve Rumca adresli, ortasında lavta, ney ve çenk sembolleri barındıran etiketler ise bu şaheserlerin gerçeklik belgesidir.

SANATÇILAR İÇİN PAHA BİÇİLEMEZ BİR YOL ARKADAŞI VE KÜRESEL EKOL

Yaşadıgı dönemde seri üretim yerine yüksek kalitede ve sınırlı sayıda enstrüman üretmeyi tercih eden Manol ustanın günümüze ulaşan az sayıdaki udu, bugün dünya müzik endüstrisinde birer hazine muamelesi görmektedir. Dünyanın en saygın sanat kurumlarından olan Boston Güzel Sanatlar Müzesi ile New York Metropoliten Sanat Müzesi, Manol udlarını koleksiyonlarında gururla sergilemektedir. Hatta Metropoliten Müzesi, onun sanatını dünyaya tanıtırken "Manol Sesi" ve "Udun Stradivarius'u" ifadelerini kullanarak bu dehanın hakkını teslim etmektedir. Yüzyıllık ömrü aşan bu çalgılar, günümüz usta virtüözleri tarafından hala canlı performanslarda ve albüm kayıtlarında en elit tınıları elde etmek için büyülenerek kullanılmaktadır. Nitekim ünlü besteci ve müzisyen Ara Dinkjian, 1907 yapımı 115 yıllık Manol uduyla tamamen doğaçlama eserlerden oluşan ve usta lutiye ithaf ettiği "Conversations With Manol" (Manol ile Sohbetler) albümünü yayınlayarak bu eşsiz enstrümanın kondisyonunu ve soft tınısını ölümsüzleştirmiştir. Türkiye'den Ortadoğu'ya, Arap coğrafyasından Avrupa ve Amerika'ya kadar uzanan devasa bir coğrafyada çalgı yapım ekolü haline gelen Manol, bilimsel araştırmalara yön vermeye ve ud sanatçılarının rüyalarını süsleyen en değerli sanatsal partner olmaya devam etmektedir.

Muhabir: Tülin Şeker