Elektrik Mühendisi olmanın ötesinde zulmün yürek yaktığı Türk dünyasına kayıtsız kalmayıp yardıma koşan bir aktivist olan Muammer Yavuz ile gerek Konya ve Ankara’da, gerekse Türk dünyasında yaşanan ve içinde bulunduğu olayları konuştuk. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Konya’da miting yapacağının duyulması üzerine başlayan Konya Olaylarının nasıl başlayıp devam ettiğini, Ankara’da Yüksekokul öğrencisiyken içinde olduğu öğrenci olaylarını bir bir anlatan Yavuz, Türk Cumhuriyetlerinde başlayan, Batı Trakya, Bosna Hersek, Irak ve Suriye ile devam eden Uluslararası faaliyetlerini de ilk kez anlattı.

Siz kısaca tanıyabilir miyiz?

Bozkır’a bağlı Kovanlık köyünde 01.05.1950 tarihinde doğdum. Ben küçük yaşlardayken Konya’ya taşındık ve Aymanas’ta oturduk.  İlkokula Hacıfettah mezarlığının oradaki 14 Mayıs ilkokulunda başladım. İkinci sınıfta, mahallemize yapılan Zafer İlkokuluna geçtim ve buradan mezun oldum. Sonra Kur’an kursuna gittim. Hocamız Sivaslı Kurra Topal Hoca idi. İmam Hatip Ortaokulunun beşinci sınıfında sporcularla birlikte Endüstri Meslek Lisesine geçtim ve Elektrik Bölümünü bitirdim. Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi Elektrik Mühendisliği Bölümünden 1977’de mezun oldum.

 

Gençlik hareketleriyle ne zaman ve ne vesileyle tanıştınız?

Biz 68 kuşağıyız. 1960 yılında Aziziye camiinin oradaki Üzüm pazarında babam üzüm, kayısı kurusu, helva, pekmez satar, biz de oralarda bulunurduk. Kemal Yaman dayım hafızdı. Bir gün Aziziye’den namazdan çıkınca, “Saidi Nursi Konya’ya geliyormuş” dedi.  Kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un Mevlâna civarında evi vardı, biz bisikletle evin oraya gittik. Atlı polisler evin etrafını çevirmişlerdi. Biraz sonra Saidi Nursi bir Chevrolet marka araba ile geldi. Bir elini camdan dışarı çıkarmıştı. Arabadan inip hemen eve girdi ama çok durmadan çıktı. O sırada ben yanına koşup arabanın açık olan sağ arka camından çıkardığı elini öptüm. Araba beklemeden hemen uzaklaştı. Buradan Şanlıurfa’ya gittiğini söylediler. Aradan çok zaman geçmedi, Saidi Nursi’nin öldürüldüğü haberi yayıldı.

O dönem yasaklı zihniyetler dönemiydi. Polislerle ilk karşılaşmamız böyle olmuştu. İmam Hatip öğrencisi olduğumuz yıllarda da gençlik hareketlerine dâhil olduk.

Gölge olmasınlar yeter! Gölge olmasınlar yeter!

Dedem Abdullah Efendi Medaris-i Islah’ta görev yapmış bir medrese hocasıydı. Medrese İplikçi Camiinin karşısındaymış. Romanya Galiçya Cephesinde ve Kafkas İslam Ordusunda da savaşmış. Yaz aylarında da Uzunharmanlar’daki evinde bizi okuturdu. Mesela, Konya’nın meşhur hocalarından Hasan Hüseyin Varol Efendi dedeme okumaya gelirdi. Dayım Kemal Yaman da Yüksek İslâm Enstitüsü’nün bir nevi misafirhanesi gibi olan dedemin bu küçük evinde arkadaşlarıyla okumalar yapar, notlar alırlardı. Amerika, Rusya, İngiltere gibi Süper devletlerle ilgili haberleri birisi okurken diğerleri not alır,  bunları zarflar halinde tasnif ederler, okudukları kitapların özetlerini de yazıp ilgili zarfa koyarlardı.

Bu okumalara katılanlar sonraki dönemde Mücadele Birliğini kurdular ama anlattığım dönemde herhangi bir teşekkülleri yoktu. Ben de onlara su dağıtır, konuşmalarını heyecanla dinlerdim. Komünizmi, kapitalizmi, siyonizmi; Türk dünyasıyla ilgili görüşlerini anlatırlardı. Bilhassa Fransa’da kaynaklanan Kızıl Rudi adlı Komünist ve Yahudi sol hareketleri mütalaa ederlerdi. Kızıl Rudi 19. Yüzyılın ilk gençlik hareketiydi ve Danıel Combendit adlı komünist Lider öncülüğünde başlamıştı. Türkiye’de de Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), Dev-Genç, Dev-Sol, Doğu Devrim Ocakları gibi oluşumlarla sol hareketler İstanbul ve Ankara’da başlamıştı. Konya’da o dönem sağ cenahta sadece Komünizmle Mücadele Derneği, sol cenahta da Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) vardı. Dayım ve o arkadaşları sonra Mücadele Birliğini kurdular.

 

Mücadele Birliği neler yapıyordu?

Konya’da kültürel faaliyetler, komünizme ve siyonizme karşı milleti uyarma seminer ile konferanslar yapıyordu. Konya Belediyesinin alt katında sergi salonu vardı. Mücadele Birliği de orada komünistlerin Türkistan’da uyguladığı vahşeti gösteren sergiler açtı. Türkistan, Ayasofya ve Kıbrıs mitingleri yaptı. “Ortak Pazara Hayır” mitingi yaptılar.

Mücadele Birliğinin de kurulduğu bu dönemde biz İmam Hatip talebesiyken Ankara Sanat Tiyatrosu Konya’da “Hülleci” adlı bir piyes oynamak istedi. İmam Hatip Okulunda hocamız Hacı Ali Kap bizi toplayıp, kitaplık salonunda sergilenecek oyun hakkında bilgi verdi. Anlaşılan, Ankara Sanat Tiyatrosunun amacı Konya’yı karıştırmaktı. Durumdan vazife çıkarıp oyundan bir saat önce tiyatroyu basarak oyuna dair afişleri yırtıp, sahneyi dağıttık. Hatta şaşı gözlü imam rolünü oynayacak oyuncuyu tartaklayıp arka duvardan atlayarak kaçtık. Gazi Lisesinin arkasında toplandık ve ertesi güne dair plan yapıp, üç gün okula gitmemeye karar verdik. Gençlik hareketlerimiz böyle başladı.

Daha sonraki yıllarda Konya olayları başladı. İstanbul’dan gelen Dev-Gençliler Konya’da miting yapmak istiyordu. Altıncı Filo hadiseleriyle ilgili bildiriler dağıtıyorlardı. Dev-Genç’in Türkiye’de ilk mitingi Konya’da yapmak istemesi de manidardı. O günlerde İstanbul’da, Taşkentli Vedat Demircioğlu adlı bir öğrenci Gümüşsuyu Yurdunun ikinci katından aşağı atılarak katledilmişti. Solcu biri değildi ama onu istismar etmek istiyorlardı. Hatta devlet cenazeyi onlara vermeden Taşkent’e getirip defnetmişti.

Dev-Genç bu cenazeyi istismar ederek Altıncı Filoya karşı Konya’da miting yapacağı gün Mücadele Birliği de, “Milletim uyan, tahriklere kapılma” diye bir bildiri dağıttı. Alaaddin Caddesinin bir tarafında Mücadele Birliği mensupları, diğer tarafında devrimciler bildiri dağıtıyordu. Hatta Dev-Genç’in liderleri Konya’da ve Bozkır’ın Çağlayan köyünde toplantı yapmış. Çağlayan’daki toplantıya Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının da geldiği söylendi ama doğru mu, bilmiyoruz. Konya ile birlikte Bozkır’da ve Çağlayan’da da miting yapacaklardı. Mücadele Birliği yöneticileri, Dev-Genç’in bu mitinglerinin yapılmaması için Valiliğe ve Kaymakamlığa dilekçe verdi. Bu girişimler sayesinde Dev-Genç’in Konya ve Bozkır mitingleri iptal oldu.

Biz bu mitingin yapılmaması için harekete geçtik. Kısa adı TÖS olan Türkiye Öğretmenler Sendikasının önünde kargaşa başlayınca, meşhur Hayat Tostçusu Mustafa amca elinde bıçakla dışarı çıkıp bizi korumaya çalıştı. Ben, onun zarar görmesini engellemek için elindeki bıçağı alıp dükkâna attım. O gün TÖS’ün camları kırıldı. Dev-Gençliler Kırmızı Kütüphaneye kaçınca oranın da camları indirildi. Devrim Kütüphanesi de oradaydı, orası da zarar gördü.

Dev-Gençliler kaçtıkça biz kovaladık. Türkiye İşçi Partisinin teşkilat binası Karaman Caddesindeydi. Oraya kaçanların da peşine düştük. Parti binası epey zarar gördü. İçerideki orak-çekiçli bayrakları dışarı çıkarıp yaktık.

Alaaddin Tepesindeki Torans Restaurant masonların, lions kulübünündü. Burası taşlandı camlar indirildi. Burada gözaltına alınanlar oldu. Sonra Valilik önünde toplanıp, gözaltına alınanların salınmaları için nümayiş yaptık. Karakol, Valiliğin girişindeydi. Arkadaşlarımız bırakıldıktan sonra, grup genelevi yakmaya yürüdü. Bu sırada jandarma genelevi korumaya almış. Biz geneleve doğru yürürken millet sokağa inince herkesin bizi desteklediğini zannetmiştik ama meğer Konya’da deprem olmuş da biz kendi gürültümüzden fark edememişiz. Sokağa inenler depremden kaçıyormuş. Depremin etkisiyle elektrikler de kesildi.

 

Bu hadiseler Mücadele Birliğinin teşvikiyle mi başladı?

Hayır. Hatta İrfan Küçükköy ve Necmettin Erişen, Avukat Mehmet Ali Uz, Doktor deli Ahmet gibi bazı abiler olaylar devam ederken gelip bizi sakinleştirmeye çalıştı. “Yapmayın, etmeyin. Konya’nın adını kötülemeyin” diye telkinde bulundular.

Bu olaylar yüzünden İmam Hatipten kovulan otuz kadar öğrenciden biri de bendim. Bunların çoğu sporcuydu. Ben Sanat Okulunun Elektrik Bölümüne geçtim. Aramızda boksörler, güreşçiler vardı. Sanat Okulunun Beden Eğitimi Öğretmeni Ali Esen de bizim nakledilmemizi temin ederek, bir anlamda sahiplendi. Hatta bizim için okulda öğle yemeği bile çıkardı. Aramızda, Lâdikli Ahmet Ağa’nın şu anda halifesi olan boksör Mehmet Elma arkadaşımız da vardı.

Amerika’nın meşhur Altıncı Filosu Türkiye’yi karıştırmak üzere 1969’da ikinci kere Türkiye’ye gelmek istedi. Bunun üzerine Deniz Gezmiş liderliğindeki solcular yine hareketlendiler. Bugün gazetesinin sahibi Mehmet Şevkete Eygi, “Namaza Çağrı” “Kızılları Boğmak İçin Büyük Cihada Çağrı” gibi manşetlerle Milleti Dolmabahçe Camiine topladı. Cemaat camiye sığmadı ve Kıble Deniz yönündeydi, karşıda da gemiler duruyordu. Sol gazeteler bu görüntüyü “Müslümanlar altıncı filoya secde etti” diye istismar etti. Biz de Konya’da bu olaylara karşı tekrar, “Uyanık olmalıyız” diye arkadaşlarımızı ve çevremizi sakinleştirdik.

Mücadele Birliği Konya’da daha ziyade seminerler yapıyordu. Konya’nın başhafızlarından olan dayım Kemal Yaman’da Mücadele Birliğinin kurucularındandı.

Sonraki yıllarda Batı Trakya Müftüsü olan İbrahim Şerif de sizinle miydi?

İbrahim Şerif bir grup arkadaşıyla birlikte Konya İmam Hatip Okulunda tahsil gördü. Biz de okul arkadaşımız olan İbrahim Şerif ile ilgilendik. Batı Trakya’dan gelip İmam Hatip’te okuyan on öğrenci Cıvıloğlu Yurdunda kalıyordu. Hatta bazı öğretmenler, “Bunlar Yunan casusu olabilir, ilgilenmeyin” diye telkinde bulunuyordu ama biz, “14-15 yaşındaki çocuktan casus mu olur?” deyip hocaları dinlemedik. İmam Hatip de bazı öğretmenlerin tahrik edici söylemleri oluyordu.

 

İmam Hatip’te kurulan Mehter takımının başına neler geldi?

Galiba 1967 yılıydı, İmam Hatip okulunda Mehter Takımı kuruldu, biz de yer aldık. Mehterbaşımız, bir zamanlar gazetecilik de yapan Hikmet Şahin’di; şimdi emekli din görevlisi. Bir bayram törenine katıldık. Askeri bandodan sonra geçit sıramız geldi, yürüdük. Protokolün önüne gelince hilal şeklini alıp marşlar okuduk. Mehteran duasından sonra nizami yürüyüşle Mevlânâ caddesine geldik. Meğer halk da bizimle yürüyünce bayram yerinde kimse kalmamış.

Sıra Cumhuriyet Bayramı’na geldi. Geçit sıralamasında bizi, araç kortejinin bile arkasına koymuşlar. Bunu haber alınca biz yürümek istemedik. Müdür yardımcımız Bayram Başpınar bizi ikna etmek için çok uğraştı. En sonunda, araç kortejinin arkasında olmamak şartıyla törene katılacağımızı söyledik. Bu defa mehter yürüyüşü değil tören yürüyüşü yapmamız, Hükümet Binasına doğru yürümeyip, Alaaddin Bulvarından okulumuza gitmemiz istendi. Bunları da kabul ettik. Sıramız gelince yürüyüşe geçtik. DSİ’nin önünde mehterbaşı Hikmet “hasdur” çekti. Durduk. Sonra, “mehter yürüyüşü” komutu verdi ve “Ceddin deden” marşıyla ortalığı inlettik. Marşın ruha hitap eden güçlü bir ritmi var, töreni izleyen halk yine bizim peşimize takılıp alanı terk etti. Belediyenin oraya varınca da okula değil, diğer yürüyüş kolları gibi Hükümet Binasına doğru yürüdük. Bu olaydan sonra da İmam Hatip Okulu mehter takımını törenlere almadılar.

DEVAM EDECEK

Kaynak: MUSTAFA GÜDEN