STALİN ZULMÜNDEN DOĞAN BİR BOZKIR EFSANESİ
Cengiz Aytmatov, 12 Aralık 1928 tarihinde Kırgızistan’ın Talas vadisinde yer alan Şeker köyünde, trajedilerle sınanacak bir hayata gözlerini açtı. Devlet adamı olan babası Törekul Aytmatov’un görevi sebebiyle ilk öğrenimine Moskova’da başlasa da, Sovyet rejiminin acımasız yüzüyle çok erken yaşta tanıştı. Babası, 1937 yılında sadece Kırgız Türkçesini savunduğu için Stalin tarafından "halk düşmanı" ilan edilerek evinden koparıldı ve gizlice kurşuna dizildi. Henüz küçük bir çocukken babasını bir tren garında son kez gören ve "bir daha asla göremeyeceklerini hisseden" Cengiz, ailesiyle birlikte "halk düşmanının çocuğu" damgasıyla Şeker köyüne dönmek zorunda kaldı. Babalarının ölüm haberini ise ancak yirmi yıl sonra öğrenebileceklerdi.

SAVAŞIN ACILARINDAN EDEBİYATIN ZİRVESİNE
Şeker köyü, Aytmatov’un deyimiyle onun kaderini yoğuran yer oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın en çetin yılı olan 1942’de okulu bırakmak zorunda kalan genç Cengiz, küçük yaşına rağmen köy sovyetinde sekreterlik, vergi memurluğu ve Rusça öğretmenliği yaptı. Cephe gerisinde evladını yitirmiş, aç ve çaresiz insanların yüzündeki acıyı bizzat soluyarak büyüdü. Savaştan sonra veterinerlik eğitimi alırken Rus klasiklerini keşfetti ve bir hocasının tavsiyesiyle hikayeye yöneldi. Yüksek öğrenimini Tarım Enstitüsü’nde tamamlarken ilk hikayesi Pravda gazetesinde yayımlandı. Bu başarı, onun Moskova’daki Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü’ne davet edilmesini ve yaratıcı yazarlık eğitimi alarak dehasını parlatmasını sağladı.

DÜNYANIN EN GÜZEL AŞK HİKAYESİNİN YAZARI
Cengiz Aytmatov, 1958 yılında kaleme aldığı "Cemile" öyküsüyle edebiyat dünyasında deprem etkisi yarattı. Başlarda haksız eleştirilere maruz kalan bu lirik eser, ünlü Fransız yazar ve şair Louis Aragon’un dikkatini çekti. Aragon’un Cemile’yi "dünyanın en güzel aşk hikayesi" olarak nitelendirip Fransızcaya çevirmesiyle birlikte Aytmatov’un adı ülke sınırlarını aşarak dünya literatürüne kazındı. Çift dilli bir yazar olan Aytmatov, eserlerini hem Kırgızca hem de Rusça kaleme alarak zengin bir ifade gücüne ulaştı. Ardı ardına yazdığı "İlk Öğretmen", "Toprak Ana", "Elveda Gülsarı" ve "Beyaz Gemi" gibi şaheserlerle Sovyetler Birliği’nin en prestijli edebiyat ödüllerini topladı.

HAFIZASINI KAYBEDEN TOPLUMLARA BİR ÇIĞLIK: MANKURTİZM
Aytmatov’un dünya edebiyatına sunduğu en büyük felsefi miraslardan biri, 1980 yılında yazdığı "Gün Olur Asra Bedel" romanında ortaya attığı "mankurt" kavramı oldu. Geçmişini unutan, tarihine küsen, öz değerlerine ve milletine yabancılaşarak efendisine köle olan insanları anlatmak için kullandığı bu metafor, aslında totaliter Sovyet rejimine ve tek tipleşen modern dünyaya yöneltilmiş çok güçlü bir eleştiriydi. Bu cesur ve sınırsız realizm çizgisi, yazarlığını yerelden evrensel bir platforma taşırken, onun sadece bir romancı değil, aynı zamanda Türk dünyasının ortak sesi ve vicdanı olmasını sağladı.

SİYASET, DİPLOMASİ VE BÜYÜKELÇİLİK YILLARI
Edebiyattaki dehası onu zamanla devletin ve diplomasinin en üst kademelerine taşıdı. Mihail Gorbaçov’un en yakın beş danışmanından biri olan Aytmatov; Sovyet Parlamentosu Kültür Komitesi Başkanlığı, Sovyet Yazarlar Birliği Sekreterliği gibi görevlerde bulundu. Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde ve sonrasında Lüksemburg, Hollanda ve Belçika’da büyükelçilik yaparak ülkesini uluslararası arenada başarıyla temsil etti. Hayatı boyunca Doğu ve Batı bloklarını birleştirmeyi amaçlayan Isık Göl Forumu’nun öncülüğünü yaptı ve en büyük ideali olan "Ortak Türk Dili"nin oluşturulması için ömrünü vakfetti. Türkiye ile de çok sıkı bağlar kuran yazara, ülkemizde fahri doktora unvanları ve üstün hizmet ödülleri takdim edildi.

BABASIYLA AYNI TOPRAKTA SONSUZ GECE
Kelimelerin efendisi, "Gün Olur Asra Bedel" romanının film çekimleri için gittiği Tataristan’ın başkenti Kazan’da rahatsızlandı. Tedavi için götürüldüğü Almanya’nın Nürnberg şehrinde 10 Haziran 2008 tarihinde böbrek yetmezliği sebebiyle hayata gözlerini yumdu. Vefatı tüm dünyada ve Türk coğrafyasında derin bir yasa yol açtı. Cengiz Aytmatov, vasiyeti üzerine, 1937 yılında babası Törekul Aytmatov’un da aralarında bulunduğu 137 aydının Stalin rejimi tarafından gizlice kurşuna dizilip gömüldüğü Bişkek’teki Ata-Beyit Anıt Mezarlığı’nda, babasının koynunda toprağa verildi. Bugün vefatının 18. yılında, doğayı, insanı, aşkı ve sadakati masallarla, destanlarla harmanlayan o şiirsel üslubuyla bozkırdan yükselen bir çığlık olarak kalplerde yaşamaya devam ediyor.



