Geçmişten günümüze uzanan kültürel hafızamızın en renkli, en dinamik ve en samimi duraklarından biridir geleneksel Türk tiyatrosu. Perdedeki yansımalarla bize bizi anlatan, her tiplemesinde Anadolu’nun ayrı bir rengini barındıran bu kadim miras, usta-çırak ilişkisinin o güçlü bağları sayesinde yüzyılları aşarak bugüne ulaştı. Araştırmacı Yazar Alaaddin Aladağ da bu köklü mirası sırtlayan, Karagöz ve kukla sanatını geleceğe taşımak için perdenin arkasında yüreğini ortaya koyan çok özel bir isimle, Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Şafak Yılmaz ile bir araya geldi.

Şafak Yılmaz kimdir? Hayat Hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?

İlköğretimini memleketi Samsun, Bafra’da tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü’nü kazandı. Üniversite için geldiği Ankara’da, okuldan geriye kalan zamanını çeşitli kent tiyatrolarında oyunculuk yaparak değerlendirdi. Bu oyunlar sırasında ‘Geleneksel Türk Halk Tiyatrosu’ ile tanıştı ve orta oyunu, meddahlık, gölge oyunu, kukla gibi alanlarda ustalarının da desteğiyle kendisini geliştirdi. Lisans dönemini tamamladıktan sonra 2014 yılında Gazi Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümü’nde yüksek lisansa başladı. 2016 yılında Ankara Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi’nde çalışma hayatına başladı ve özellikle Karagöz alanındaki uygulamalı çalışmalarını bu müzede ilerletmeye çalıştı. Müze çalışmaları sırasında alanıyla ilgili olarak birçok akademisyen, sanatçı ve usta ile tanışma fırsatı buldu. Bu ustalardan edindiği deneyimlerle kendisini kukla alanında da geliştirerek, kukla yapımı ve oynatımı üzerine girişimlerde bulundu.

Mühimmat deposu patladı: 2 şehit var!
Mühimmat deposu patladı: 2 şehit var!
İçeriği Görüntüle

2018 yılında Altındağ Belediyesi Gençlik Merkezleri’nde çocuklara yönelik “Kukla ve Karagöz Eğitmeni” olarak mesleğini sürdürürken yine belediye bünyesindeki Altınköy Çocuk Etkinlik Evi’nde Ankara Kukla ve Karagöz Atölyesi’ni kurdu. Aynı yıl katıldığı mülakatlar neticesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kukla ve Karagöz alanında “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı” unvanına sahip oldu. 2020 yılında Altınköy Açık Hava Müzesi’ndeki atölye çalışmaları hariç Altındağ Belediyesi’ndeki resmî görevine son verildi. 2022 yılında ise Çankaya Halk Eğitim Merkezi’nde Karagöz kursları vermeye başladı ve 2023 yılında kursiyerlere sertifikalarını teslim ederek yetişkinlere yönelik bu atölye çalışmasını tamamladı.

Türk Halk Bilimi alanından Yüksek Lisans mezunu olan Şafak Yılmaz; Kukla, Karagöz ve geleneksel tiyatro aracılığıyla özellikle çocuklara yönelik tüm çalışmalarını, hâlen Altınköy Çocuk Etkinlik Evi’ndeki Kukla ve Karagöz Atölyesi’nde sürdürmektedir.

Kukla ve Karagöz sanatına ilginiz nasıl başladı, bu yolculukta sizi en çok etkileyen unsurlar neler oldu?

Kukla ve Karagöz sanatının öncesinde tiyatroyla bir temasım oldu benim. İlk niyetim aslında hani şey, beni ilk etkileyen şey çocukluk yıllarımda 23 Nisan müsamerelerinde bir öğretmenimiz vardı, köy okulumuzda. Bizlere böyle orta oyunundan, Dede Korkut'tan veya Nasrettin Hoca fıkralarından, Keloğlan masallarından tiplemelerle tiyatro yaptırırdı. İlk temasım böyle başladı ve bu aslında bir tohumdu benim için. İkinci temas ise ortaokul yıllarımda Şişko Nuri gelmişti bizim okulumuza, kendi hemşehrimiz. Bir meddah seyri yapmıştı. Onu dinledikten sonra tiyatroyla artık böyle heyecanım artmıştı tiyatroya karşı, eğilimim başlamıştı. Tabii hani şey taşra denilebilecek bir ilçedeydim sonuçta; Samsun'da, Bafra'da çok fazla ulaşamadığımız bir yapıydı tiyatro. Üniversite yıllarımda, lisans dönemimde, şeye, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ne geldiğim zaman o zaman Ankara Mamak Kent Tiyatrosu'nda oyunculuk için başvuru yaptım ve orada hem ustamla hem hocalarımla beraber bir dönem tiyatro yaptım.

Yani beni en çok tiyatro noktasında, kukla ve Karagöz sanatı alanında etkileyen nokta ise; tiyatro yaparken, yani Batı tarzında tiyatro yaparken bir gün hocamız bir orta oyunu, bir ‘Şinasi Rüyası’ adlı Tarık Buğra'nın bir oyunundan bir oyun oynamamızı istedi ve o oyundaki roller oldukça rahattı, oldukça sıradandı, keyifliydi ve geleneksel tiyatroyla aslında ilk temasım, orta oyunu tarzıyla ilk temasım bu alanda başladı. Ardından hocamın geleneksel tiyatroya olan yatkınlığı, Meddah, Behçet Mahir'lerden izlediği, dinlediği hikayeleri anlatması, yaptığı geleneksel tiyatroya yönelik tiplemeler benim Karagöz'e yönelik hevesimi de artırdı. Zaten bir süre sonra aynı tiyatronun içerisinde perde kurduk. Ustam Kenan Olpak, yani hocam aslında oradaki tiyatro hocamızdı. Ustam Kenan Olpak'ın arkasında def çalarak, işte oyununa yardım ederek Karagöz oynatmaya başladım. Bu şekilde de ilk temasım gerçekleşmiş oldu diyebilirim.

Karagöz ve kukla geleneği, Türk kültürünün önemli bir parçası olarak yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor. Bu sanatın kültürel hafızamızdaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kukla ve Karagöz geleneği şeklinde baktığımız zaman,aslında tamamen Anadolu'nun mayasını, kültürünü, yaşayışını, müziğini, giyimini, kuşamını, ağız özelliklerini, yemesini, içmesini, işte başında da söylediğim gibi Anadolu'nun kültürünü yansıtan bir sanattır Karagöz. Onun içerisinde sadece tipleri konuşturmak, bir mizah yaratmak, eğlendirmek, yanlış anlamalar, cehalet, işsizlik gibi klişe kalıplar yoktur. Aslında biz burada her tip musiki ile girer, her tip kendi kıyafeti ile girer, ağız özelliği ile girer. Aslında biz burada Anadolu'nun kültürünü öğreniyoruz ve bu yüzyıllardır aktarıla aktarıla aktarıla günümüze kadar gelmiş. Dolayısıyla biz eski Karagöz oyunlarına baktığımız zaman o günün şartlarında nasıl yenilirmiş, nasıl içilirmiş, neler konuşulurmuş, mizah neymiş, espri neymiş, sözlü kültür neymiş, kültür neymiş onu öğrenmiş oluyoruz aslında.

Dolayısıyla, sadece Karagöz'ün hani kültürdeki yeri'nin dışında aslında Karagöz bir kültürün yaşatılmasını, aktarılmasını gelecek kuşaklara, sürdürülebilirliğini sağlıyor. Kültürün sürdürülebilirliğini sağlayan bir yapısı var Karagöz'ün. Dolayısıyla geçmişten de haber veren bir tarafı var, kültürel hafıza açısından. bu şekilde bakmamız gerekiyor bence Karagöz'e. Sadece bir tiyatro, güldürü veya birbirine vuran iki adamdan ibaret değil. Karagöz zaten iki adamdan, yani Karagöz ile Hacivat'tan ibaret değil. Orada onlarca tip giriyor, çıkıyor oyunun içerisine. Dolayısıyla kültürün, aynadaki yansıması gibi değerlendirmek gerekiyor.

Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı olmak sizin için ne ifade ediyor? Bu unvanın beraberinde getirdiği sorumluluklar nelerdir?

Şimdi şöyle; somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı kısmında aslında üç tane temel kelime var: kültür, miras ve taşıyıcılık. Yani biz bir kültürü devraldık; Karagöz, kukla veya işte bu başka bir sanat için de yemeni, nazar boncuğu yapımı, sepet ustası veya işte ne bileyim ahşap oymacı, birçok sanatta bunu biz 'kültür' kelimesiyle karşımıza çıkıyor bu şey, kavram.

Kültür kelimesinin içerisinde yani benim somut olmayan kültürel miras alanım kukla ve Karagöz alanı olduğu için, bu mirası ustadan devraldık. Yani ustanın seyirciyle ilişkisi, ustanın çırağıyla ilişkisi, ustanın ustasıyla ilişkisi, ustanın kendisiyle mücadelesi, yaşam mücadelesi; bunların hepsini devraldık aslında, onun yanında çalışarak. Ve bu mirası da taşıyıp, bir yerden sonra mezara götürecek halimiz yok, çırağıyla ilişkisini gözlemleyerek kendi çırağımıza da aktarmamız gerekiyor.

Bu sadece taşıyıcılık, yani Karagöz sanatını omzumuza alıp "biz yaşatıyoruz" şeklinde değil, aslında biz bir vesileyiz. Yani Karagöz'ün bir sonraki nesle ve bir sonraki yüzyıla aktarılabilmesi için biz bir köprüyüz. Sadece Karagöz bizim omzumuza biniyor, beni bir basamak olarak kullanıyor, diğer kültürel miras taşıyıcılarımızı bir basamak olarak kullanıyor ve diğer yüzyıla aktarılıyor. Bunun farkında olmak lazım. Yani ben Karagöz'ü taşımaktan, yani "Ben Karagöz'ü taşıyorum" diyemem bu noktada. Aslında Karagöz'ün gelecek yüzyıla aktarılması için bir vesile zincirinin bir parçasıyım diyebilirim.

Tabii sadece dediğim gibi taşımacılıktan bahsetmek doğru olmaz; biz bunu taşımakla yükümlü değil aynı zamanda aktarmakla yükümlüyüz. Aslında en büyük sorumluluğumuz bu. Geleneği devraldık, sürdürdük ve aktaracağız. Somut olmayan kültürel miras taşıyıcılığının en önemli meselesi de bu. Zaten hani bu mülakatlara gittiğiniz zaman size soruyorlar; 'Ustanız kim, çırağınız var mı, siz kimsiniz?' Dolayısıyla ustadan aldık, yaşattık ve çırağa aktardık. Bu en önemli meseledir aslında. Bizim temel sorumluluklarımızdan bir tanesi de bu. Hem geleneği koruyarak, hem bu sanatın özünü yaşatarak; işte perdesinden müziğine kadar, usta-çırak ilişkisinden, Karagöz sanatında kullanılan alet edevata kadar her şeyi korumak zorundayız, koruyarak aktarmak zorundayız.

Yani ustadan ne gördüysek üzerine bir şeyler katarak ama yıkmadan, devirmeden, mahvetmeden, o gelenek dediğimiz kavramı koruyarak çıraklara aktarmak durumundayız. En büyük sorumluluğumuz bu olduğunu düşünüyorum. Tabii sadece çıraklara değil, aynı zamanda seyirciye de aktarmak gerekiyor. Bana göre hani, Karagöz öldü mü? Evet, çok eski bir meslek, yaşatıyorsunuz değil mi, falan filan gibi böyle çok cümleler duyuyoruz biz. Dediğim gibi, hani Karagöz'ü yaşatacak olan, yani bizim haddimize değil Karagöz'ü yaşatmak. Karagöz çok büyük bir sanattır. Hani bizle var olmadı sonuçta, başkalarıyla var oldu. Biz sadece bir vesileyle onlara aktarıyoruz. Ama Karagöz sanatçısının temel sorumluluklarından bir tanesi (Karagöz, kukla için de geçerli bu, hatta birçok sanatçı için de geçerli), seyircisine, tiyatro alanındaki birçok sanat için geçerli, seyircisini öldürmemesi lazım. Seyirciyi yaşatırsan Karagöz de yaşar, Karagözcü de yaşar. Bu biraz pragmatik bir ilişki içerisinde değerlendirebileceğimiz bir durum. Dolayısıyla bizim temel sorumluluklarımızdan bir tanesi bu geleneği aktarmak ve geleneksel tiyatro çatısı altında olduğumuz için de seyircimizin de dinamizmini korumak diyebilirim

Günümüzde dijitalleşmenin hızla arttığı bir dönemde, Karagöz ve kukla sanatının genç kuşaklarla buluşmasını nasıl sağlıyorsunuz?

Yani burada temel noktalardan bir tanesi güncellemek, yani oyun metinlerini güncellemek, güncel oyunlar yazmak, güncel tipler ortaya çıkarmak. Ama dediğim gibi hep bu güncel kelimesinin arkasında gelenek vardır. Yani geleneği koruyarak metni güncellersiniz. o şeyi; dizilimi, ritmi, müzikleri, ahengi koruyarak da oyunları güncelleyebilirsiniz.

Ben vakti zamanında işte bir şeyde e anaokulu seviyesindeki bir gruba Karagöz oynatırken, 'Mini mini bir kuş donmuştu' şeklinde böyle Hacivat'ı oyuna soktum. Ustam, o zaman hani ustama, ustamla paylaşmıştım bu durumu, 'Böyle böyle bir şey yapıyorum' diye. O da bana demişti ki:'niçin öyle bir yönelime girdin ki? Hani o çocukların da duysun. Yani klasik müziği,eee o ritmi, o ahengi, o semaiyi, gazeli çocuklar da duysun. Ha, çok uzatma ama biraz kısa kes, duysun' demişti. Evet, bir noktada, 6 yaşında da olsanız biraz da herhalde bir Karagöz perdesinin içerisinde semaiyi duymak hoş olabilirdi ve denedim. Evet, ustam haklıymış. Yani duyduklarında her yani 'Bu ne böyle?' diye bir tepki göstermediler hiçbir zaman. Gayet güzel izlediler, oturdular, keyif aldılar.

Dolayısıyla hani dijitalleşmenin yani ekran bağımlılığı dediğimiz o süreci aslında Karagöz perdesine olan bağımlılık olarak kullanılabiliriz. Yani bu çocuklar artık oturdukları zaman telefonda saatlerce zaman geçirebiliyorlar ama bir kitap okumaya geldiği zaman, bir tiyatroya geldiği zaman, maalesef süreleri çok kısalıyor. Onun için de güncel oyunlar yazmak lazım. Onların keyif alabileceği tipler çıkarmak lazım. Onların kahramanlarını Karagöz perdesinin içerisinde değerlendirmek lazım belki de. Olabildiğince geleneği koruyarak, onların empati yani onları onlarla empati yaparak onların hayal dünyasını kendi hayal dünyamızla birleştirerek perdeye yansıtmak gerekiyor düşüncesindeyim.

Geleneksel Karagöz oyunlarının günümüz toplumsal meselelerini anlatmada hâlâ etkili bir araç olduğunu düşünüyor musunuz? Neden?

Geleneksel Karagöz oyunlarının günümüz toplumsal meselelerini anlatmada hala etkili bir araç olduğunu düşünüyor musunuz, neden? Yani, geleneksel Karagöz oyunları geçmişten günümüze her zaman toplumsal meselelere bir parmak basmıştır. Yani bu bazen toplumun eğitiminde ve işte yetişkinlerin eğitiminde, bazen de çocukların eğitiminde kullanılan bir araca dönüşmüştür. Fakat siz bir tiyatrosunuz. Yani neticede oraya insanlar bilet alıp veya işte ne bileyim halka açık bir gösterisi oturup eğlenmek için Karagöz izliyorlar. Yani siz orada istediğiniz kadar ağaçları koruyan çevre duyarlılığı içerisindeki bir oyun yaparsanız yapın, bir tarafta maden için ağaçlar katlediliyor, bir tarafta bir tane otel yapılması için ormanı yakıyorlar resmen. Yani bu tabi hani şey, bizzat şahit olduğum bir şey değil ama hani atıyorum bir orman yangınının ardından iki sene sonra oraya bir otel dikiliyorsa insanda soru işareti oluşuyor böyle bir durumda. Tabi şey sel büyük olduğu için siz ne kadar önüne baraj kurarsanız kurun, ister bunu Karagözle yapın, ister kuklayla, ister başka bir sanatla fark etmez. çok da hani başarılı sonuç alamıyorsunuz. Bizim yapabileceğimiz ancak ve ancak o işte 40-50 dakikalık oyun süresi içerisinde çocuklara bir hayal dünyasının içerisinde eğlendirmek. çabamız tabi ki toplumsal farkındalığı sağlamak, sorunlar üzerinden toplumsal farkındalığı sağlamak. ama ne kadar başarılı olduğunu bilemiyoruz, hani bunu zaman gösterecek. Şu anda geçmiş dönemde, Cumhuriyet dönemine baktığımızda bir Karagöz Mizah Dergisi hükümetin sözcü, dönem hükümetinin sözcülüğünü yapmış adeta. Bugün Karagöz oyunları ister dönem hükümeti tarafından baksın, ister muhalif taraftan baksın fark etmez. sorunları çözme noktasında ne kadar başarılı olabileceği tartışılır. Sadece burada hani bizim ne verdiğimiz değil karşı tarafın ne aldığı da önemli. Artık toplum o kadar duyarsız oldu ki çoğu meseleye, hani bırakın Karagöz oyununu, hani artık gökten kitap inse tekrar zorlaşacak sanki bu mesele gibi geliyor bana. Dolayısıyla biz sadece işimizi yapıyoruz. biz sadece toplumsal sorun üzerinden bir sorun tespit edip, onun üzerinden bir oyun yapıyoruz. Dolayısıyla hani bizim amacımız sorunu kökten çözmek değil, duyarlılık oluşturmak. Evet, duyarlılık oluşturmak için Karagöz oyunları önemlidir. Bir başka sanat da önemlidir. Çünkü hani şey vardır ya tiyatro hakkında; tiyatro iyidir, iyileştirir, güzelleştirir, insana insanı insanca anlatma sanatıdır. Bizim derdimiz bu. Dolayısıyla hani böyle çok da kökten bir yıkım veya işte ne bileyim kökten bir düzeltme gibi bir sonucu olmayabilir. Yani geçmişten günümüze de hani bir Karagöz oyunu sayesinde toplum komple düzelmemiştir. Sadece biz oraya bir tohum ekiyoruz. Bizim amacımız bu!

Kaynak: Aladdin Aladağ