RİBAT İnsani Yardım Derneği gönüllülerinin kurban organizasyonu için gittikleri Afrika ülkesi Çad’da şahit oldukları yoksulluk, imkânsızlık ve verdikleri insanlık mücadelesi yürekleri dağladı. Yaşadıkları tehlikeli anları ve mazlumların yaşam koşullarını paylaşan dernek gönüllüsü Mustafa Şafak, "Çad nasıl anlatılır, inanın bilmiyorum. Acizliğin, yoksulluğun tarifini yapamadım, kelime bulamadım" diyerek tüm dünyaya yardım çağrısında bulundu.

Genel merkezi Konya’da yer alan ve yıllardır dünyanın dört bir yanındaki muhtaç insanlara el uzatan RİBAT İnsani Yardım Derneği, bu yılki kurban döneminde Çad, Somali ve Tanzanya bölgelerine yoğunlaşarak çok önemli faaliyetlere imza attı. Uzun yıllardır Balkanlar, Tanzanya ve Suriye gibi farklı coğrafyalarda insani yardım çalışmalarına katılan dernek temsilcileri, ilk kez ayak bastıkları Çad’daki durumu anlatacak kelime bulmakta zorlandıklarını ifade etti. Başkent de dâhil olmak üzere ülkenin genelinde yol, altyapı ve en temel yaşam ihtiyaçlarının bile bulunmadığına dikkat çeken dernek gönüllüsü Mustafa Şafak, "Havalimanından çıktık, başkente gideceğiz diye bekliyorum; meğer çıktığımız yer zaten başkentmiş! Doğru dürüst yol yok. Olan yollar da toz duman, her yer kum. Kum fırtınası yolları kapatıyor. Çöp yığınlarının arasından geçerek kalacağımız yere vardık" diyerek bölgedeki çarpıcı gerçeği gözler önüne serdi.

"İNSANLAR ADETA TESLİM OLMUŞ, O YOKLUĞA VE ACIYA GÖĞÜS GERİYORLAR"
Bağışçıların emanetleriyle Çad'ın en zorlu ve ulaşılamaz bölgelerine kadar giderek 70'e yakın su kuyusu açan RİBAT ekipleri, temiz suyun lüks sayıldığı topraklarda binlerce insana umut oldu. Şehir merkezleri yerine özellikle en ücra köşeleri tercih ettiklerini belirten Şafak, "Şehir merkezinde bir yerde açıp geçmek kolaydır ancak biz, bir kuyuyu açmak için 5-6 saat yol gidiyorduk. En ücra, hiç gidilmeyen yerlere ulaştık. Döndüğümde içim ve kalbim çok rahattı; çünkü yardımlar tam olarak yerini bulmuştu" dedi. Sağlık alanında da büyük bir seferberlik yürüten dernek, imkânsızlıklar nedeniyle tedavi olamayan yüzlerce insanı katarakt ameliyatlarıyla yeniden ışığa kavuşturdu. Bölgedeki ilkel hastane şartlarında yapılan ameliyatlarda insanların acıya karşı gösterdiği metanetten etkilendiklerini gizleyemeyen Şafak, "Oradaki insanların imkânı yok; belki 100 dolar bulup göz ameliyatı olabilecek durumda değiller. İnsanların o imkânsızlığa ve acıya nasıl dayandığını görünce etkilenmemek elde değil. Tabii anestezi yapılıyor ama bizim buradaki standartlar gibi değil; insanlar adeta teslim olmuş, o yokluğa ve acıya göğüs geriyorlar" sözleriyle oradaki durumu tarif etti.
"TAHTAYA YAZDIKLARINI EZBERLEDİKTEN SONRA O MÜREKKEPLİ SUYU ŞİFA NİYETİNE İÇİYORLAR"
Çad ziyaretinde eğitim şartlarının ilkel boyutunu da gözlemleyen Mustafa Şafak, Kur'an kurslarındaki çocukların samimiyetine hayran kaldıklarını dile getirdi. Herhangi bir fiziki sınıf veya mushaf imkânı bulunmayan çocukların, 50 derece sıcağın altında sadece bir ağaç gölgesinde kumların üzerinde Kur'an-ı Kerim ezberlediklerini aktaran Şafak, derslerin "levh" adı verilen ahşap tahtalar üzerine kömür suyuyla yazıldığını belirtti. Çocukların inanılmaz bir tasarruf bilincine sahip olduğunu söyleyen Şafak, "Biz buradaki kurslarımızı, okullarımızı beğenmeyiz ama orada çocuklar 50 derece sıcağın altında, sadece bir ağaç gölgesi bulup kumların üzerine yayılmışlar, Kur'an-ı Kerim ezberliyorlar. Kaldıkları yerleri gösterdiler; inanın buralarda hayvan barındırmayacağımız ilkel barakalar. Buralarda Kur'an-ı Kerim mushafı bile yok denecek kadar az. Çocuklar derslerini ahşap tahtalara yazıyorlar. Kömür suyuna batırdıkları divitlerle o tahtalara öyle düzgün yazıyorlar ki hayret edersiniz. Hafızlık yapan çocuklardan daha zeki olanlar, tahtaya yazdıklarını ezberledikten sonra tahtayı silip, o mürekkepli suyu şifa niyetine içiyorlar. Suyu o kadar tasarruflu kullanıyorlar ki, biz burada şarıl şarıl su harcarken, onlar belki 500 mililitrelik bir suyun yarısıyla eksiksiz abdest alıyorlar" itirafında bulundu.

"İNSANLAR ET KAPABİLMEK İÇİN KILIÇLARLA, BIÇAKLARLA KARGAŞAYA DALIYORDU"
Çad’da tamamen gönüllülük esasıyla çalışan ve hiçbir dünyalık beklentisi olmayan 7 kişilik RİBAT ekibi, dağıtımlar sırasında can güvenliklerinin tehlikeye girdiği çok büyük arbedelere de göğüs gerdi. Sudan’daki iç karışıklıklar sonrası mülteci akınına uğrayan bölgede, bir kurban dağıtımı esnasında et alabilmek için hücum eden binlerce insan ile askerler arasında çıkan çatışmanın ortasında kaldıklarını aktaran Şafak, "İnanın buralara kelle koltukta gidiliyor. Yol yok, iz yok, imkân yok, konum yok... Belirli bir düzen yok; gidiyorsunuz, mesela bir gece dağda kalıyorsunuz. Yukarıda Allah'tan başka hiçbir güvenliğiniz olmuyor. Biz hayvanları kesmeye başladığımızda birden 'çat çat çat' diye silah sesleri yükseldi. Ne oluyor dedik; meğer oradaki 3-5 asker, et almak için hücum eden 1500-2000 kişiyi durdurmaya çalışıyormuş. İnsanlar et kapabilmek, hayvanın bir parçasını koparabilmek için kılıçlarla, bıçaklarla kargaşaya dalıyordu. Korkumuzdan değil ama o arbedede gönüllü arkadaşlarımızın başına bir şey gelse bunu ailesine de insanlara da anlatmak çok zor olurdu. Oradan zor kaçtık" diyerek yaşadıkları tehlikenin boyutunu paylaştı. Ancak bu zorluklara rağmen hizmetten asla dönmeyeceklerini belirterek, "Bugün yine bir faaliyet olsa 'Nereye gidelim?' deseler, o anlık psikolojiyi atlattıktan sonra yine 'Çad'a gidelim' derim" sözleriyle kararlılıklarını vurguladı.

"İNSANIN KENDİ GÖZÜYLE GÖRMESİ ÇOK DAHA FARKLIDIR"
RİBAT İnsani Yardım Derneği’nin faaliyetleri sadece kurban dönemiyle ya da Afrika ile sınırlı kalmıyor. Yılın 365 günü Gazze, Moro, Somali, Tanzanya, Etiyopya ve Endonezya gibi birçok coğrafyada adak, akika, nafile kurban kesimleri ile gıda, su ve sağlık yardımları kesintisiz devam ediyor. İnsanların kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak kalıcı projelere ve eğitim yatırımlarına büyük önem verdiklerini ifade eden Mustafa Şafak, Endonezya'da balıkçı tekneleri ve imalat tesisleri kurduklarını, Filipinler Moro'da ise halihazırda 3 fakülteyle eğitim veren ve kapasitesi genişletilecek olan RİBAT Üniversitesi ile geleceğe kalıcı yatırımlar yaptıklarını aktardı. Şafak, tüm hayırseverleri bu mazlum coğrafyaların sesi olmaya davet ederek konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Biz yardım dağıtırken kimseye 'Sen Müslüman mısın, dinin ne?' diye sormuyoruz; ihtiyaç sahibi kimse ona ulaşmaya çalışıyoruz. Biz çok büyük zenginliklerin içindeyiz; oradaki çocukların halini, o Kur'an kurslarını kendi gözünüzle görmediğiniz sürece inanmakta zorlanıyorsunuz. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler ya, insan görmeyince idrak edemiyor. İnanın oraları gördükten sonra buraya gelip yemek yemek bile içinizden gelmiyor. Gittiğiniz her yerde bu gerçekleri, Çad'da yaşananları kendi dilinizle insanlara anlatın. İnşallah imkân olursa sizleri de o bölgelere götürüp gezdirmek isteriz; çünkü insanın kendi gözüyle görmesi çok daha farklıdır."





