Ortalama sıcaklığın 15,1 dereceye çıkması ilk bakışta sadece küçük bir sapma gibi görünse de, 365 günün 268’inde termometrelerin normalin üzerinde seyretmesi, mevsimlerin dengesinin ne denli sarsıldığını gösteriyor.
Kuraklık ve tahıl ambarındaki sessiz tehlike
Ancak bu raporun asıl dramatik tablosu yağış cephesinde karşımıza çıkıyor. 1964’ten bu yana görülen en kurak yıl olan 2025, metrekareye düşen yağışın %27,6 azalmasıyla su kaynaklarımızı ciddi bir dar boğaza sürükledi. Özellikle İç Anadolu’nun kalbi sayılan ve şu an bulunduğumuz Konya gibi bölgelerin yer aldığı iç kesimlerde yağışların 250 milimetrenin altına inmesi, ülkemizin "tahıl ambarı" dediğimiz toprakların susuzlukla nasıl bir varoluş sınavı verdiğini özetliyor. Şanlıurfa ve Hatay gibi illerimizde yüzde 60’ı aşan yağış kayıpları, bu durumun artık sadece bir iklim olayı değil, doğrudan bir gıda güvenliği meselesi olduğunu da kanıtlıyor.
Doğanın öngörülemez sertliği
Atmosferin bu denli ısınması ve nem dengesinin bozulması sadece sessiz bir kuraklık getirmekle kalmıyor; 1011 farklı ekstrem doğa olayıyla doğa adeta bir enerji boşalması yaşıyor. Yaşanan fırtınaların ve şiddetli yağışların tüm ekstrem olayların yarısını oluşturması, iklim krizinin sadece "daha sıcak günler" demek olmadığını, aynı zamanda "daha yıkıcı ve öngörülemez doğa olayları" anlamına geldiğini de gösteriyor. Son 61 yılın en düşük yağış miktarıyla kapanan bu yıl, su yönetimi ve tarımsal stratejilerin artık ertelenemez bir zorunluluk olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.