Ramazan ayının başlamasıyla birlikte kırmızı et ve bazı temel gıda ürünlerinde fiyatların sabitlenmesi kararı kamuoyunda memnuniyetle karşılanmıştı. Amaç, özellikle dar ve orta gelirli ailelerin artan gıda maliyetleri karşısında bir nebze olsun rahat nefes almasını sağlamaktı. Ancak kampanya raflara yansıdığında ortaya çıkan tablo, beklentilerle tam olarak örtüşmedi. Sabahın erken saatlerinde marketlere giden tüketiciler, sınırlı miktarda sunulan kampanyalı et ürünlerine ulaşabilirken, günün ilerleyen saatlerinde alışverişe çıkan pek çok kişi boş reyonlarla karşılaşıyor.
Uygulamanın kâğıt üzerinde devam etmesine rağmen ürünlere erişimde yaşanan sıkıntılar, kampanyanın etkinliği konusunda soru işaretleri doğuruyor. Bazı mağazalarda açılış saatinden kısa süre sonra et dolaplarının tamamen boşaldığı, gün içinde ise yeni ürün sevkiyatı yapılmadığı belirtiliyor. Bu durum, fiyatların sabitlenmiş olmasının tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.
Kişi Başı Sınır Tartışma Yarattı
Kampanya kapsamında kişi başına belirli kilogram sınırı getirildiği biliniyor. Amaç, daha fazla hanenin uygun fiyatlı üründen faydalanmasını sağlamak. Ancak saha gözlemleri ve sektör temsilcilerinden gelen iddialar, bu sınırın her zaman amacına uygun işlemediğini ortaya koyuyor. Bazı işletmelerin kampanyalı ürünleri toplu şekilde temin edebilmek için farklı kişiler üzerinden alım yaptığı ileri sürülüyor.
Eş, dost ya da çalışanlar aracılığıyla gerçekleştirilen alışverişler sayesinde kişi başına konulan üst sınırın fiilen aşılabildiği öne sürülüyor. Bu yöntemle toplanan ürünlerin bir bölümünün ticari amaçla kullanıldığı ya da daha yüksek fiyatla yeniden satışa sunulduğu iddialar arasında. Böyle bir durumda kampanyanın asıl hedef kitlesi olan bireysel tüketici, uygun fiyatlı ürüne erişimde dezavantajlı konuma düşüyor.
Reyonlar Sabah Doluyor Öğlene Kalmıyor
Market çalışanlarının aktardığı bilgilere göre kampanyalı kırmızı et ürünleri mağaza açılışıyla birlikte kısa sürede tükeniyor. Yoğunluk özellikle ilk saatlerde zirve yapıyor. Sabah erken saatlerde alışveriş yapma imkânı bulamayan vatandaşlar ise çoğu zaman ürün kalmadığı gerekçesiyle eli boş dönmek zorunda kalıyor.
Günün ilerleyen saatlerinde dolapların boş olması, tüketici nezdinde kampanyanın varlığına rağmen erişim sorunu yaşandığı algısını güçlendiriyor. Bazı müşteriler, sabit fiyat uygulamasının duyurulmasının ardından talebin daha da arttığını ve mevcut stokların bu talebi karşılamakta yetersiz kaldığını ifade ediyor. Bu tablo, planlama ile sahadaki gerçek talep arasındaki farkı gözler önüne seriyor.
Artan Talep Sınırlı Sevkiyatla Çatışıyor
Uzmanlar, Ramazan döneminde kırmızı ete olan ilginin her yıl belirgin şekilde yükseldiğine dikkat çekiyor. İftar sofralarında et tüketiminin artması, hanelerin alışveriş listelerinde kırmızı ete daha fazla yer vermesine yol açıyor. Ancak kampanya kapsamında yapılan sevkiyat miktarının sabit kalması ya da talep artışına paralel artırılmaması, rafların hızla boşalmasına neden oluyor.
Özellikle büyük şehirlerdeki yoğun nüfus düşünüldüğünde, sınırlı miktardaki ürünün birkaç saat içinde tükenmesi kaçınılmaz hale geliyor. Gün içinde ek sevkiyat yapılmaması durumunda ise kampanya fiilen sabah saatleriyle sınırlı kalmış oluyor. Bu da uygulamanın toplumun geniş kesimine yayılmasını zorlaştırıyor.
Tüketici Güveni ve Denetim Beklentisi
Yaşanan gelişmeler, denetim mekanizmalarının etkinliği konusunu da gündeme taşıdı. Kişi başı sınırın gerçekten uygulanıp uygulanmadığı, toplu alımların nasıl kontrol edildiği ve kampanyalı ürünlerin ticari amaçla kullanılıp kullanılmadığı merak ediliyor. Tüketiciler, uygun fiyatlı ürünlerin adil biçimde dağıtılmasını ve fırsatçılığa karşı daha sıkı önlemler alınmasını talep ediyor.
Sabit fiyat uygulaması, doğru planlama ve etkin denetimle geniş kitleler için önemli bir destek mekanizmasına dönüşebilir. Ancak mevcut durumda birçok vatandaş, kampanya haberini duysa da ürüne erişemediğini dile getiriyor. Rafların günün ilk saatlerinde boşalması, fiyat indiriminin tek başına yeterli olmadığını ortaya koyarken, arz-talep dengesinin daha hassas yönetilmesi gerektiğini gösteriyor.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım




