Orta Çağ’ın çehresini şekillendiren Moğol dönemi, Anadolu ve Doğu coğrafyası ekseninde düzenlenen devasa bir organizasyonla mercek altına alınıyor. Kadim Selçuklu başkentinde gerçekleşecek bu uluslararası buluşma, tarih meraklıları ve akademi camiası için büyük bir heyecan yarattı.

I M G 0559

ANADOLU’YU SARSAN YÜZYIL SELÇUK ÜNİVERSİTESİ EV SAHİPLİĞİNDE TARTIŞILIYOR

Saray sanatını dünyaya taşımak için kolları sıvadı!
Saray sanatını dünyaya taşımak için kolları sıvadı!
İçeriği Görüntüle

İnsanlık tarihinin gördüğü en geniş çaplı siyasi ve toplumsal dönüşümlerden birine sahne olan 13. yüzyıl, Konya’da düzenlenecek çok özel bir bilim etkinliğiyle yeniden gündeme taşındı. Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Enstitüsü tarafından organize edilen “Moğollar Çağında Anadolu ve İslam Dünyası: Büyük Olaylar, Büyük Adamlar ve Büyük Dönüşümler Yüzyılı” başlıklı uluslararası sempozyum, dönemin bilinen ve bilinmeyen yönlerini gün yüzüne çıkardı. Cengiz Han’ın sahnede belirmesiyle Doğu Asya’dan Avrupa sınırlarına kadar yayılan fırtınanın; kültürel etkileşimler, demografik kırılmalar ve yeni devlet mekanizmaları üzerindeki izleri şehirde düzenlenen özel bir toplantıyla kamuoyuna aktarıldı.

ULUSLARARASI BİLİM FESTİVALİ İÇİN 63 UZMAN KONYA’DA BULUŞUYOR

Geniş bir coğrafi yelpazeden nitelikli bilim insanlarını bir araya getirecek olan bu tarihi buluşma, tam anlamıyla bir akademi şöleni havasında geçti. Kore, Moğolistan, Kazakistan, Özbekistan, Azerbaycan, İran, Mısır, Ürdün ve İngiltere gibi ülkelerin de dahil olduğu toplam 11 farklı devletten araştırmacılar sempozyum için Türkiye’ye geldi. Yerli akademisyenlerin katılımıyla birlikte toplam 63 bilim insanı, hazırladıkları özgün tebliğleri sunarak Moğol çağının karanlıkta kalan noktalarını aydınlattı. Uluslararası organizasyon, 17-18 Eylül tarihleri arasında düzenleniyor. İki gün boyunca devam edecek olan bilimsel oturumlar, eş zamanlı iki ayrı salonda yürütülecek ve toplam 12 tematik panel üzerinden şekillenecek. Tarihten edebiyata, tasavvuftan mimariye ve arkeolojiden felsefeye kadar pek çok farklı disiplinin harmanlanacağı panellerde; yıkım algısının ötesinde sanatta meydana gelen sentezler ve ticaret yollarının canlanmasını sağlayan Pax Mongolica dönemi çok boyutlu olarak ele alınacak.

PROF. DR. MUSTAFA DEMİRCİ: “PROGRAM SAVAŞ VE TEHDİT ORTAMINA RAĞMEN GERÇEKLEŞTİRİLDİ”

I M G 0561-1

Açılış duyurusunu yapan Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü ve Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Mustafa Demirci, yaşanan sürecin sadece savaşlardan ibaret görülmemesi gerektiğini vurguladı. Yapılan değerlendirmelerde, özellikle 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Muharebesi’nin ardından Anadolu coğrafyasının geçirdiği derin sarsıntıların, ilerleyen süreçte Osmanlı gibi cihan şümul bir gücün doğuşuna zemin hazırlayan İlhanlı hakimiyeti ve Gazan Han reformlarının hayati önemde olduğu ifade edildi. Demirci sempozyum konuşmasında, “ 2002 yılında uluslararası ölçekte Selçuklu kültürü ve medeniyetiyle ilgili ilk toplantımızı gerçekleştirdik. Ardından 2011 yılında ‘Selçuklu Kültürü ve Medeniyeti / Selçuklularda Bilim ve Düşünce’ sempozyumu düzenlendi. 2016 yılında ise ‘Selçuklular ve Haçlılar’ sempozyumunda bir araya geldik. Bu etkinlikler, Selçuklu ve Anadolu tarihçiliğinde süreklilik oluşturan önemli adımlar. Moğol istilası ilk dönemde yıkıcı ve sert bir karakter taşıyordu ancak 13. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Moğol idaresi içinde dönüşüm başladı. Moğolların giderek İslam dünyasının şehirleşme, bilim, düşünce ve sanat alanlarına daha fazla değer vermeye başladı, özellikle tasavvuf bu dönemde güçlü biçimde yayıldı. 13. yüzyılda İslam dünyasında, özellikle doğu bölgelerinde 18 tarikat kuruldu ve bunların bugün de etkisini sürdürdüğü biliniyor. Moğol sonrası dönem tasavvufî hareketlerin, büyük göçlerin ve nüfus hareketleri İslam dünyasında yeni bir sentez ve yeniden yapılanma süreci oluşturdu. Bağdat’ın düşmesi ve Abbasi Halifesi’nin öldürülmesiyle İslam dünyasında üst otorite ortadan kalktı ve bu da siyasi parçalanmayı hızlandırdı. Buna rağmen bu parçalı yapı uzun sürmedi. Yaklaşık yarım yüzyıllık bir geçiş sonrasında yeni büyük devletlerin ortaya çıktı. Moğol sonrası siyasî ve kültürel dönüşümün sonucunda üç büyük Müslüman Türk imparatorluğunun yükseldi. Bu çerçevede, Osmanlılar en batıda; diğer büyük Müslüman Türk devletleri ise Orta İslam dünyası ve Hindistan-Asya hattında etkili oldu. Bu imparatorlukların 13. yüzyılda başlayan idari sistem ve imparatorluk kültürü mirası günümüzde de devam ediyor. Moğol İmparatorluğu’nun sağladığı güvenli geniş coğrafyada en hareketli ve etkili unsurlar tüccarlar ile sufî tarikatlar olmuştur. Müslümanlar, bu iki unsur sayesinde askeri fetih olmaksızın, ticaret ve tasavvuf aracılığıyla 14. ve 15. yüzyıllarda İslam dünyasının topraklarını üç kat büyüttüler. Bu genişleme Balkanlar, Karadeniz’in kuzeyi, Hindistan, Güney Asya, Orta Afrika ve Çin gibi bölgelerde etkili oldu. Çin tarihinde Müslümanların en etkili olduğu dönem Kubilay Han devri olmuştur. Bu dönemde yetişmiş Müslüman unsurlar Çin’e taşınarak medenî ve fikrî bir canlanmaya katkı sundu. Moğol döneminin yalnızca bir yıkım ve gerileme çağı olarak görülmemesi gerekir. Ciddi tahribatlara rağmen Müslüman toplumlar bu yıkımı hızla telafi ederek kendi siyasi ve kültürel dönüşümlerini gerçekleştirdi.” dedi.

Demirci, konuşmasının sonunda programın savaş ve tehdit ortamına rağmen gerçekleştirilebildiğini vurgulandı. Başta Yunus Emre Enstitüsü olmak üzere, Türk Tarih Kurumu, TİKA ve Selçuk Üniversitesi ailesi ile enstitü çalışanlarına teşekkür eden Demirci, organizasyonun büyük bir emekle hazırlandığını, özellikle genç akademisyenlerin ve idari ekiplerin yoğun çalıştığını ifade ederek katılımcılara şükranlarını sundu.

PROF. DR. HALDUN SOYDAL: “BU SÜREÇ TÜRK VE İSLAM DÜNYASININ SONRAKİ YÜZYILLARINI DERİNDEN ETKİLEDİ”

I M G 0567-1

Sempozyumda konuşan Selçuk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Haldun Soydal, Selçuk Üniversitesi ve Selçuklu Araştırmaları Enstitüsü kapsamında Konya’da düzenlenen “Moğollar Çağında Anadolu ve İslam Dünyası” başlıklı sempozyumun açılış niteliğinde bir değerlendirme yaptı. Soydal, 13. yüzyılın Anadolu ve dünya tarihi açısından taşıdığı kritik öneme dikkat çekti. Soydal, “13. yüzyılda Moğol etkisi Orta Asya’dan Anadolu’ya, İran’dan Mısır’a, Çin’den Doğu Avrupa’ya ve Hindistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada büyük siyasi kırılmalar ve toplumsal dönüşümler yarattı. Bu süreç Türk ve İslam dünyasının sonraki yüzyıllarını derinden etkiledi. Bu büyük dönüşümün merkezinde Türk dünyası ve Anadolu bulunuyor. Moğol baskısı ve siyasi/askeri mücadelelere rağmen Anadolu’da Türk varlığı kök salmayı sürdürdü. İlim, kültür, ticaret ve tasavvuf hayatı tüm zorluklara rağmen canlılığını korudu. Selçuklu medeniyetinin oluşturduğu güçlü düzen, toplumsal yapı ve kurumlar Anadolu’nun yeniden toparlanmasında temel dayanak oldu. Konya, bu tarihsel mirasın en önemli merkezlerinden biri oldu. Konya kenti, Alaeddin Keykubad, Karatay, Sadreddin Konevî ve Mevlânâ gibi isimlerle anılan büyük bir medeniyet havzası oldu. Tarih, milletlerin büyük badireler karşısında ortaya koyduğu irade ile anlaşılabilir. Moğol istilası karşısında Anadolu’nun gösterdiği direnç ve dayanıklılık da tarih sayfalarında ön plana çıkmaktadır. Bu sarsıntılı dönem, ilerleyen süreçte yeni siyasi yapıların doğmasına ve Müslüman-Türk güçlerin yükselişine zemin hazırladı. Selçuklu düzeninin çözülüşü ve bu yıkıntılar arasından Osmanlıların doğuşu tarihsel bir tecrübedir.”

PROF. DR. ENKHBAT AVİRMED: “KONYA’NIN KÜLTÜREL KİMLİĞİ MOĞOL DÖNEMİNİN İZLERİNİ TAŞIYOR”

I M G 0568-1

Sempozyumda konuşma yapan Moğolistan Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Prof. Dr. Enkhbat Avirmed, Moğol dönemi ile Anadolu-Türk tarihi arasındaki tarihî ve kültürel ilişkileri ele aldı. Özellikle Moğol etkisinin Anadolu’daki siyasi, idarî, hukukî, mali ve kültürel dönüşümlere katkı sağladığının altını çizdi. Türk ve Moğol tarihinin iç içe geçtiğinin üzerinde duran Avirmed, Avustralya’dan Anadolu’ya uzanan geniş tarihsel çerçevede ortak tarih ve kültürün paylaşıldığını ifade etti. Avirmed, “Moğol dönemi Anadolu’suna dair geniş kapsamlı akademik çalışmalar bulunuyor. Bu çalışmalar farklı yorum ve sonuçlar üretti. Özellikle İlhanlı dönemi üzerine yapılan araştırmalarda, Anadolu’daki gelişmeleri anlamada önemli veriler elde edildi. Devlet teşkilatı, hukuk, maliye, unvanlar, mimari, dil alanlarında çalışmalar yapıldı. Kültürel alanda da önemli değişimler oldu. Örneğin, 12 hayvanlı takvimin Anadolu’da yeniden kullanılmaya başlanması, mimaride hayvan ve bitki motiflerinin yaygınlaşması, kümbet kültürünün çeşitli bölgelerde yayılması, eski bozkır inançlarının Anadolu’da canlanması, tasavvufa etkiler ve ilim hayatının canlanması gibi kültürel katkılardan bahsedebiliriz. Konya’nın kültürel kimliğinin de Moğol dönemi ilişkilerle bağlantılı olduğunu ifade etmek isterim.” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

I M G 0582-2

Toplantının düzenlenmesinde emeği geçen Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Enstitüsü ekibine teşekkür eden Avirmed, katılımcılara hediye takdim etti.

PROF. DR. ŞAHİN MUSTAFAYEV: “SOVYET COĞRAFYASINDAKİ TÜRK HALKLARI TARİH ANLATILARINDA UZUN SÜRE SOVYET İDEOLOJİK ÇERÇEVESİNDEN ETKİLENDİ”

I M G 0579-2

Düzenlenen sempozyumun son konuşmasını Türk Akademisi Başkanı ve sempozyumun oturum başkanı Şahin Mustafayev, Moğol tarihi ve Moğol İmparatorluğu’nun Türk tarihi açısından önemini ele aldı. Mustafayev konuşmasına, Selçuk Üniversitesi ve Selçuklu Araştırmaları Enstitüsü Başkanlığı’na teşekkür ederek başladı. Mustafayev, Moğol döneminin çok yönlü, karşılaştırmalı ve modern tarihçilik yöntemleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Mustafayev, “Moğol İmparatorluğu, Hun İmparatorluğu ve Kavimler Göçü’nden başlayarak Göktürk, Hazar, Uygur ve diğer bozkır devletleriyle devam eden büyük Avrasya imparatorlukları zincirin önemli birer halkasıdır. Ana soru, Moğol İmparatorluğu’nun bu bozkır devletlerinin doğal ve organik bir devamı mı olduğu, yoksa farklı tarihsel şartlarda ortaya çıkmış özgün bir siyasal oluşum mu sayılması gerektiğidir. Bu soru yalnızca Moğol tarihini değil, Türk tarihini ve genel dünya tarihini de ilgilendirir. Moğol dönemiyle ilgili mevcut tarih yazımı yeniden gözden geçirilmelidir. Özellikle eski Sovyet coğrafyasındaki Türk halkları tarih anlatılarında uzun süre Sovyet ideolojik çerçevesinden etkilendi. Rus tarih yazımında ise Altın Ordu ve Moğol-Tatar hâkimiyetinin 18. yüzyıldan itibaren çoğunlukla olumsuz bir ‘boyunduruk’ çerçevesinde ele alındığı söyleniyor. 20. yüzyıl boyunca Moğol dönemi çoğu zaman yıkım, gerileme ve barbarlaşma dönemi olarak anlatıldı. Günümüzde ise tarih biliminin gelişmesiyle bu döneme daha dengeli ve çok boyutlu yaklaşmak mümkün. Moğol fetihleri ve Moğol dönemi yönetiminin Türk halklarının tarihindeki etkisi aynı değildir. Siyasi gelenekler, kültürel miras ve yerel tarihsel koşullar nedeniyle bu dönem farklı Türk topluluklarında farklı sonuçlar doğurdu. Bu nedenle doğal olarak Türk halklarının tarih yazımlarında Moğol dönemi birbirinden oldukça farklı şekillerde değerlendiriliyor. Türk Akademisi’nin ortak Türk tarihini hazırlama görevi bağlamında bu konu çok önemli bir bilimsel mesele. Kasım 2024’te Bişkek’te yapılan Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde Türk Akademisi’ne bu yönde görev verilmişti.

Kazakistan tarih yazımında son yıllarda Moğol dönemi ve Altın Ordu mirası yeniden değerlendirildi. Kazak devlet geleneğinin kökleri artık yalnızca 15. yüzyıldaki Kazak Hanlığı ile değil, daha geriye Cuci Ulusu’na kadar götürülüyor. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım-Jomart Tokayev, 2024’te Astana’da düzenlenen Altın Orda konulu uluslararası forumun açılışında bu yaklaşımı açıkça destekledi. Töre yani Cengiz Han soyundan gelen hanedan mensuplarının Kazak topraklarında yüzyıllarca hüküm sürdüğü vurgulandı. Alaş Orda liderlerinden Halelhan Bukeikhan’ın da töre soyundan geldiği biliniyor.

Bu yaklaşımın Sovyet dönemi tarih anlayışından belirgin biçimde ayrılıyor ancak aynı zamanda Moğol unsurunun Kazak etnogenezi ve devlet geleneğindeki yeri hakkında yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Özbekistan ve Türkmenistan’da Moğol dönemi daha farklı tarihsel önceliklerle değerlendirilmektedir. Özbek tarih yazımı, ülkenin tarihsel kimliğini büyük ölçüde Maveraünnehir’in kadim şehir, tarım ve medeniyet geleneğiyle ilişkilendiriyor. Semerkant, Buhara, Taşkent, Şah-ı Sebz, Keş, Ürgenç ve Hive gibi merkezlerin Orta Çağ’da önemli ticaret, zanaat ve şehir kültürü merkezleri olduğunun altını çizerim. Harzemşahlar Devleti yıkıldı ve Moğol fetihleri sırasında bu şehirler ağır tahribat gördü. Bu olay ekonomik ve kültürel hayat üzerinde ciddi sonuçlar doğurdu. Buna rağmen bağımsız Özbekistan’da, Hive’de Harzemşahlar’ın son hükümdarı Celaleddin Harzemşah adına anıt bulunması, tarihsel hafızanın gücüne örnek olarak gösterilir. Çağatayca adıyla anılan Orta Asya edebi dil geleneğinin, Cengiz Han’ın oğlu Çağatay ile ilişkilendirilmesi dikkat çekici bir mirastır. Emir Timur’un, Barlas boyu ve Çağatay ulusu içindeki Moğol-Türk siyasi ortamı ile bağlantısı da önemli bir tarih-kültür ilişkisini gözler önüne serer. Timur’un ardından Maveraünnehir’de hâkimiyet kuran Şeybanilerin de Cengiz Han soyundan gelmeleri nedeniyle Cengizli hanedan geleneği içinde yer alırlar” ifadelerini kullandı.

Açılış konuşmalarının ardından misafir Türk devletleriyle karşılıklı hediyeler sunularak sempozyum resmen başlatıldı.

Muhabir: SERHAT YALDIZ