Dünya siyasetinin ve küresel piyasaların kilitlendiği Washington ve Tahran hattındaki gerilimde, uluslararası ilişkiler dengelerini kökten değiştirecek tarihi bir gelişme yaşandı. Uzun süredir askeri çatışmaların ve ağır yaptırımların gölgesinde büyük bir yıkıma sahne olan Orta Doğu coğrafyası, iki küresel gücün uzlaşmaya vardığını duyurmasıyla derin bir nefes aldı. Bölgesel bir felaketin eşiğinden dönülmesini sağlayan bu büyük diplomatik hamlenin ardından gözler, kriz yönetimi sürecinde stratejik bir akıl yürüten Türkiye'nin duruşuna çevrildi. Sınır hattındaki yangını söndürmek ve sivil can kayıplarının önüne geçmek adına yürütülen çok yönlü diplomasi trafiğinin meyvelerini vermesi, uluslararası arenada yeni bir dönemin kapısını araladı.
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Stratejik Dış Politika Gündemiyle Toplandı
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen kritik Kabine Toplantısı'nın ardından kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devletin zirvesinde ele alınan hayati başlıkları kamuoyuyla paylaştı. Toplantının ana eksenini, yakın tarihte Ankara'da gerçekleştirilecek olan kritik NATO zirvesinin hazırlıkları, dış ticaretteki son veriler ve Orta Doğu'da dengeleri değiştiren Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki mutabakat süreci oluşturdu. Küresel ölçekte tarihi bir kırılma anından geçildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin bu çalkantılı dönemde idari istikrarı sayesinde çok büyük bir avantaja sahip olduğunu belirtti.
Yönetim sisteminde yapılan reformların meyvelerini en zorlu kriz anlarında verdiğini dile getiren Erdoğan, devlet kurumlarının tam bir koordinasyon içinde çalışarak ülkeyi dış tehditlerden ve provokasyonlardan koruduğunu vurguladı. Türkiye'nin asıl vizyonunun bu çağa kendi mührünü vurmak olduğunu belirten Cumhurbaşkanı, içeriden ve dışarıdan yapılan hiçbir operasyona, hıza sekte vurmaya çalışan hiçbir manipülasyona boyun eğmeden kutlu yürüyüşe devam edeceklerinin altını çizdi.
Türkiye Savaşın Değil Barışın Sesi Olmayı Seçti
Bölgeyi aylardır diken üstünde tutan krizin aşılması sürecinde Ankara'nın üstlendiği rol, diplomatik çevrelerde takdir toplamaya devam ediyor. İsrail'in kışkırtmalarıyla tırmanan ve geniş bir coşkunluğa yayılan çatışma ortamında Türkiye, ilk günden itibaren sağduyunun ve serinkanlılığın merkezi oldu. Savaş çanlarının çaldığı anlarda dahi komşuluk hukukunu gözettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, provokasyonlara gelmeyerek hakkaniyetli bir duruş sergilediklerini aktardı. Bölgedeki kutuplaşmayı artırmak isteyen aktörlerin aksine, Türkiye'nin Körfez ülkeleri ve müttefikleriyle birlikte barış cephesini tahkim ettiğini söyledi.
Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen zorlu müzakere süreçlerine Katar ve Suudi Arabistan ile birlikte en güçlü lojistik ve diplomatik desteği verdiklerini belirten Erdoğan, kardeş halklar arasında yeni fitne ateşleri yakılmasına izin vermediklerini kaydetti. Çatışma süresince Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve Farsların karşı karşıya getirilmek istendiği sinsi planların çöktüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı, bu süreçte tek bir Türk vatandaşının dahi burnunun kanamamış olmasını büyük bir başarı olarak nitelendirdi.
Nihai İmzalar Atılana Kadar Sabotaj Riskine Karşı En Üst Düzey Alarm
Ulaşılan mutabakatın kağıt üzerinde kalmaması ve sahada kalıcı bir istikrara dönüşmesi için önümüzdeki günlerin kritik bir öneme sahip olduğu belirtiliyor. Binlerce masum sivilin, okul sıralarındaki çocukların hayatına mal olan bu acı dolu sürecin ardından gelen uzlaşmanın tüm insanlık için bir umut olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ancak madalyonun diğer yüzüne de dikkat çekti. Bölgedeki kaos ortamından beslenen, silah seslerinin susmamasını can simidi olarak gören bazı şer odaklarının bu barış ikliminden ciddi şekilde rahatsızlık duyacağını vurguladı.
Ellerinde masumların kanı olan katliam şebekelerinin şimdiden süreci baltalamak adına açıklamalara başladığını belirten Erdoğan, resmi olarak nihai imzalar atılana kadar geçecek sürede çok dikkatli olunması gerektiği uyarısında bulundu. Gerilimi tırmandıracak her türlü provokasyondan kaçınılması ve olası gizli sabotaj girişimlerine karşı uyanık olunması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin barışın teminatı olarak her türlü diplomatik denetimi sürdüreceğini sözlerine ekledi.
NATO Ankara Zirvesi Güvenlik Mimarisi İçin Yeni Bir Eşik Olacak
Dış politikanın bir diğer önemli ayağını oluşturan NATO ittifakına dair de önemli açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin bin dokuz yüz elli iki yılından bu yana ittifakın en sarsılmaz ve en stratejik kalesi olduğunu hatırlattı. İttifak bünyesinde ikinci büyük kara ordusuna sahip olan Türkiye'nin, küresel barış misyonlarına en çok katkı sağlayan ülkelerin başında geldiğini ifade etti. Savunma sanayiinde yakalanan yerli ve milli ivmenin, sadece Türkiye'nin değil tüm ittifakın caydırıcılık kapasitesini artırdığına dikkat çekildi.
Ankara'da ev sahipliği yapılacak olan dev zirvenin, ittifakın gelecekteki terörle mücadele konseptine ve asimetrik tehditlere karşı alacağı pozisyona yön vereceğini belirten Erdoğan, müttefiklik ruhunun tam bir dayanışma içinde korunması gerektiğini savundu. Siyasi rakiplerinin iç çekişmelerle, koltuk kavgalarıyla ve yapay polemiklerle vakit kaybettiği bir dönemde, mevcut hükümetin Türkiye'yi küresel bir aktör yapma mücadelesi verdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı, uluslararası arenada her zaman dikleşmeden ama her daim dik durarak milletin menfaatlerini en yüksek perdeden savunmaya devam edeceklerini beyan etti.