EKONOMİ

Çiftçi yüksek rekolteye rağmen neden kazanamıyor? 2026 tarım sezonunda büyük tehlike!

Türkiye tarım sektörü, üretim miktarı açısından son yılların en verimli dönemlerinden birini geçirirken, makroekonomik dengeler ve artan girdi maliyetleri üreticileri ciddi bir finansal çıkmazın içine sürüklüyor. İklim koşullarının olumlu seyretmesi ve düzenli yağış rejimi sayesinde Çukurova ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin ardından Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Trakya genelinde de rekolte beklentileri zirveye ulaştı.

Abone Ol

Ziraat Yüksek Mühendisi Celil Çalış tarafından yapılan derinlemesine analizler, tarımsal üretimdeki artışın tek başına bir başarı kriteri olmadığını, artan üretim maliyetleri karşısında çiftçinin reel alım gücünün ciddi bir tehditle karşı karşıya kaldığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

TARIMSAL ÜRETİMDE FİYAT PARADOKSU VE KÜRESEL REKABET BASKISI

Piyasadaki arz-talep dengesi ve fiyat dalgalanmaları incelendiğinde, tarımsal üretimde yaşanan miktar artışının her zaman finansal bir kazanca dönüşmediği görülüyor. Açıklanan müdahil alım fiyatlarının arpa üretiminde yüzde 15, buğday üretiminde ise yüzde 22 seviyesinde kalması, ülke genelindeki enflasyon hedeflerinin ve yükselen girdi maliyetlerinin çok altında kalındığını gösteriyor. Bu durum, yerli üreticinin satın alma gücü paritesini negatif yönde etkiliyor. Dünya genelindeki diğer aktör ülkelerin düşük girdi maliyetleri avantajıyla küresel piyasalarda yarattığı rekabet baskısı, yerli çiftçinin omuzlarındaki yükü daha da artırıyor. Sonuç olarak, tarlada yüksek rekolte elde edilmesine rağmen üreticiler teknik olarak sermaye kaybı riskiyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hasat öncesinde ilan edilen referans fiyatlar, serbest piyasada öngörülebilirlik sağlama amacı taşısa da reel fiyatların bu referansın altında seyretmesi kronik bir sorun olarak kalmaya devam ediyor.

LİSANSLI DEPOCULUK SİSTEMİNDE KAPASİTE VE BORSA KONYA ÖRNEĞİ

Fiziksel tarım ürünlerinin dijital ve finansal bir güce dönüşmesini sağlayan lisanslı depoculuk sistemi, tarımsal ticaretin yapısal dönüşümünde en kritik savunma mekanizması olarak öne çıkıyor. Küresel tarım jeopolitiğinde gelişmiş ekonomilerin hammadde tedarikçisi veya sadece fiyat alıcısı konumuna düşmek istemeyen Türkiye, modern depolama altyapısıyla kural koyucu bir aktör olma vizyonunu sürdürüyor. Yetkilendirilmiş sınıflandırıcı laboratuvarlar tarafından tescil edilen ürün kalitesi, Elektronik Ürün Senedi aracılığıyla TÜRİB platformunda dijitalleşerek güvenli bir ticaret ortamı sunuyor. Bu entegrasyonun en somut ve başarılı örneklerinden biri olan Borsa Konya, yaklaşık 500-600 kilometre mesafeden bile ürün çekerek bölgesel bir cazibe merkezine dönüşmüş durumda.

Sektördeki operasyonel altyapı incelendiğinde, özel sektör için hala geniş bir yatırım potansiyelinin bulunduğu net olarak görülüyor. Güncel verilere göre Türkiye'de aktif operasyonel kapasite 270 işletme ile 14,5 milyon ton seviyesinde bulunuyor. Buna karşın yetkilendirilmş kuruluş kapasitesinin 24,9 milyon ton olması, aradaki yaklaşık 10 milyon tonluk farkın sektördeki gelişim potansiyelini ve yatırım iştahını yansıttığını gösteriyor. Bölgesel bazda bakıldığında ise Konya, Karaman, Aksaray hattı, toplamda 2,3 milyon ton kapasitesi ile ülkedeki hububat stok yönetiminin ana merkezi konumunda yer alıyor.

DEVLET DESTEKLERİNDEKİ KRİTİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİNANSAL YÜKLER

Hasat döneminde meydana gelen arz yığılmasını engellemek ve çiftçinin nakit ihtiyacını karşılamak adına devlet teşvikleri hayati bir denge unsuru olmaya devam ediyor. Ancak 2026 üretim sezonu itibarıyla destekleme modellerinde gidilen radikal değişiklikler, üreticilerin finansal yönetim dengesini zorluyor. Bu yıl itibarıyla nakliye ve analiz desteği uygulamasına son verilmesi, lojistik maliyetlerin doğrudan üreticinin veya depo işletmelerinin üzerine binmesine yol açtı.

Meydana gelen bu lojistik maliyet artışını dengelemek amacıyla, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri üzerinden sağlanan yüzde 0 faizli, 9 ay vadeli ve 5 milyon TL limitli Elektronik Ürün Senedi teminatlı krediler devreye alındı. Bunun yanı sıra üreticilerin sistem içerisinde kalmasını teşvik eden yüzde 2 stopaj muafiyeti, yüzde 2 SGK prim muafiyeti ve yüzde 75 oranındaki kira sübvansiyonu, yerli üretimin rekabetçiliğini korumadaki en güçlü mali enstrümanlar olarak varlığını sürdürüyor. Bu şeffaf sistem, kayıt dışı ve piyasa bozucu stokçuluk faaliyetlerini engelleyerek yasal bir stratejik depolama modelinin oluşmasını sağlıyor.

DEPOLARDA AMACINDAN SAPMA RİSKİ VE GIDA ENFLASYONU İLİŞKİSİ

Lisanslı depoculuk sisteminin geleceğine yönelik en büyük tehdit, bu alanların asıl sahibi olan çiftçilerden uzaklaşarak sadece tüccarların domine ettiği alanlara dönüşmesi riski olarak gösteriliyor. Sistemin temel kuruluş felsefesi, çiftçinin ürününü hasat baskısı altında düşük fiyata satmasını önlemek ve arzı zamana yayma yetisini güçlendirmektir. Eğer depolar sadece ticaret erbabının kontrolüne geçerse, üreticiler sistemin dışına itilebilir ve Türkiye küresel pazarda ikincil bir konuma düşebilir. Bu nedenle lisanslı depoların sadece hasat döneminde kullanılan birer alım merkezi değil, yıl boyunca üretici ve tüccarın aktif ticaret yaptığı emtia değer ofislerine ve borsa işlem merkezlerine dönüştürülmesi gerekiyor. Çiftçilerin ürünlerini satmak zorunda kalmadan, Elektronik Ürün Senedi varlıklarını teminat gösterip devletin sunduğu faizsiz kredi imkanlarından yararlanabileceği gerçeği kamu spotları ile daha geniş kitlelere ulaştırılmalıdır.

Elektronik Ürün Senedi sisteminin sunduğu hukuki güvence, gıda enflasyonunun sadece yükselişini değil, piyasadaki fiyat oynaklığını da dizginleyen bir sigorta işlevi görüyor. Üreticinin acil nakit ihtiyacı nedeniyle piyasaya zamansız ve kontrolsüz ürün arz etmemesi, ani fiyat dalgalanmalarını minimize ediyor. Bu durum sanayiciye öngörülebilir hammadde maliyeti sunarken, son tüketicinin de gıda harcamalarını dengede tutuyor. Türkiye, 1,5 milyar insanın yaşadığı ve 4 trilyon dolarlık tarımsal ticaret hacminin döndüğü stratejik bir coğrafyanın merkezinde yer alıyor. Konya Ticaret Borsası Başkanı Hüseyin Çevik’in de belirttiği gibi, tarımda esas kural ürettiğiniz değil, katma değerli şekilde satabildiğiniz malın size ait olduğudur. Bu doğrultuda lisanslı depoculuk, küresel rekabette Türk tarımını zirveye taşıyacak ve gıda egemenliğini güvence altına alacak en stratejik kanat olarak değerlendiriliyor.